Ayarları bozulmuş Başkan’la savaşı sürdürmek!
Ayarları bozulmuş Başkan’la savaşı sürdürmek!
AHMET VAROL
Siyonist işgal rejimiyle ABD’nin İran’a karşı 28 Şubat’ta başlattığı geniş çaplı saldırıdan istenen sonuçlar elde edilemediği gibi savaşın uzayıp gitmesi saldıran tarafı da ciddi şekilde zorlamaya başladı. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndan geçiş güvenliğinin ortadan kalkması sadece bilfiil savaşı sürdürenleri değil aynı zamanda uluslararası ekonomiyi de ciddi şekilde etkilemeye başladı.
Bunun üzerine saldıran taraf 40 günün ardından 15 günlük bir ateşkese razı olmak zorunda kaldı. Ancak bu ateşkes birtakım medya organlarının kamuoyuna yansıttığı gibi herhangi bir tarafın şartlarını diğer tarafın kabul etmesi suretiyle sağlanmış bir anlaşma değildi. Sadece, masa başı görüşmelerinin önünün açılması amacıyla belli bir süre silahların susturulması üzere sağlanan uzlaşmaydı.
Bu uzlaşmaya göre İran da, ateşkesin devam ettiği süre içinde Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin geçişlerine engel olmamayı kabul etmişti. Ancak siyonist işgal hükümetinin, Lübnan’ın ateşkes anlaşmasına dahil olmadığı iddiasında bulunarak bu ülkeye geniş çaplı saldırılar düzenlemesi üzerine İran da Hürmüz Boğazı’yla ilgili taahhüdünü yerine getirmeyeceğini bildirdi. Dolayısıyla buradan geçiş güvenliği yeniden tehlikeye girmiş oldu.
Buna rağmen Pakistan’da, savaşın tümüyle durdurulması için masa başı görüşmeler başlatıldı. Üstelik İslamabad’daki görüşmelerde her ne kadar Pakistan yönetimi arabuluculuk görevini sürdürdüyse de ABD ve İran heyetleri arasında dolaylı değil doğrudan görüşme yapıldı.
Verilen bilgilere göre 21 saat süren pazarlıklara rağmen ilk görüşmelerde herhangi bir anlaşmaya varılamadı. Çünkü her iki taraf da kendi şartlarının kabul edilmesini ve karşı tarafın daha çok taviz vermesini istiyordu. Zaten bu tür görüşmelerin birinci turundan hemen sonuç alınması beklenen bir şey değildir.
Ancak anlaşıldığı kadarıyla İslamabad’daki görüşmeler ABD’nin baskı araçlarına karşı İran’ın da elinde bazı kartlar olduğunu gösteriyordu ki Trump, görüşmelerden sonra iyice agresifleşti ve stratejik açıdan kendisini de zora sokacağı açık birtakım garip adımlar atmaya başladı.
Bunların başında Hürmüz Boğazı’nın abluka altına alınması ve geçiş yapan gemilerin tek tek kontrol edilmesi kararı yer alıyordu. Kendince bu adımın amacı İran’ın bu boğaz üzerindeki inisiyatifini zayıflatmak ve geçişine izin verilen gemilerden ücret alınmasını engellemekti. Oysa ABD’nin bu boğazı ablukaya alması, geçiş güvenliği sorununun ve zorlukların iki kat artması anlamına gelecekti. Her ne kadar İran’ın buradaki inisiyatifinin zayıflatılması söz konusu olsa da geçiş sorunlarının iki kat artması diğer taraftan ABD ve genel anlamda küresel ekonomiye de olumsuz yansıyacaktır. O yüzden birçok uzmanın da dile getirdiği üzere Trump, böyle bir baskı yöntemine başvurmakla aslında tutarsız ve hatalı bir strateji izlemiş olmaktadır. Böyle bir uygulamaya tercihli değil bir sıkışmışlık durumundan kaynaklanan arayış ile başvurulduğunu söylemek mümkündür.
Trump, son dönemde katoliklerin dini lideri Papa’ya sataşmak, hatta bunun da ötesinde kendini İsa’ya (a.s.) benzeten görseller yayınlamakla gerçekte içine düştüğü ruhsal sıkıntıyı açığa çıkarma hatası işlemiştir. Oysa bu gibi savaş şartlarında en üst kademedeki yöneticiler her ne kadar bazı zorluk ve sıkıntılarla karşı karşıya kalsalar da makul olan bu durumlarını dışa yansıtmamalarıdır. Çünkü bu gibi sıkıntıların izhar edilmesi karşı tarafı daha da cesaretlendirir ve özellikle siyasi pazarlıklarda kendini daha baskın konumda görmesine imkan verir.
Dolayısıyla Trump’ın son dönemde sergilediği tutum, aldığı kararlar ve yaptığı açıklamalar stratejik düşünemediğini ortaya koyar ki bu da onun ayarlarının öncekine nispetle daha fazla bozulduğuna işaret eder.
Bunda belki, ara seçimler yaklaşırken liderliğini yaptığı siyasi partinin etki gücünün zayıflamasının ve taraftar sayısının azalmasının da etkisi olabilir. Çünkü ara seçimlerin sonuçlarının Trump’ın otoritesini ciddi şekilde etkileyebileceği düşünülüyor.