Sevinç günleri
Ramazan ayının sonlarına yaklaşıyoruz. Eskiden Ramazan’ın ilk yarısında “Hoş geldin”, son yarısında da “Elvedâ” ilâhîleri okunur, mahyaları asılırmış. Artık “Elvedâ” günlerindeyiz.
İçinde diğer günlerde olmayan açlık, sahûra kalkma, terâvîh gibi dışardan bakılınca zahmet gibi görünen ibâdetler olsa da Ramazan’ı gerçekten çok sevgili bir dostumuzdan ayrılır gibi bir buruklukla uğurlarız. Zâten Ramazan’ı inanarak ve gönülden yaşayanlar için o zahmet görünen ibâdetler bir kulluk neşvesi hâlinde geçer. Müslüman, oruçtan, sahûrdan, terâvîhten ve diğer ibâdetlerden sıkılmaz Ramazan’da. Bir iki gün içinde bunlar hayâtın neşvesi içine katılır ve rûhun bu atılımlarına beden de iştirâk etmeye başlar. Evet, beden de oruçtan, sahûrdan ve terâvîhten haz almaya başlar. Bu nokta madde ile mânânın kavuştuğu noktadır. Âdetâ iki denizin buluşması gibi. Ramazan’da beden de kendine çizilen hudutlar nispetinde mânevîleşir. Yüzlerdeki ışıltıdan bunu anlamak zor değildir. Yüzlerde secdenin izleri olduğu gibi orucun ve çokça okunan Kur’ân’ın izleri de vardır. Ramazan hilâli ile göklerde başlayan aydınlık bir sekînet hâlinde yeryüzüne iner ve oradan Müslüman yüzünde belirir. Bu günler bu aydınlığın en fazla parladığı günler. Ramazan tâlîm ve terbiyesinin son günleri, icâzetimizi almaya az kaldı.
İnsan, emeğinin karşılığını görmek ister. Fidan diken bir çiftçi meyveyi düşleyerek yapar işini. Bir ilim adamı döktüğü göz nûrunun bir eser olarak ortaya çıkmasının hayâliyle gece uykularını terk eder. Bir talebe en küçük başarılarının bile hocası ve âilesi tarafından görülmesini ve bir şekilde mükâfâtlandırılmasını sever; bunun için çalışır, rahatından fedâkârlık eder. Peygamber Efendimizin “İşçinin ücretini teri kurumadan veriniz” tavsiyesi de bundan değil midir? İşçi de onca zahmete akşamleyin alacağı o ücret için katlanır. Emeğinin karşılığını teri kurumadan alırsa bir anda zahmetlerini unutacak ve evine mutlulukla yollanacaktır. Mutlu bir âile reîsi mutlu bir âile demektir.
Müslümanlar da bu fıtrî hâlin dışında değildir. Bir ay boyunca Allah rızâsı için aç kalmanın, uykuları terk etmenin mânevî karşılığını görmekten elbette mutlu olacaklardır. Bunu en iyi bilen Rabb’imiz olduğuna göre gereğini en iyi yapacak olan da O’dur. Nitekim “Aziz ve celîl olan Allah ‘İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim.’ buyurmuştur.” (Hadis-i şerîf) Yine Efendimiz, “Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir” buyurmuştur. Ne büyük saadet! Böylece Müslümanlar bir aylık bir tâlîm ve terbiyeden geçerek bir sonraki Ramazan’a kadar yetecek bir enerji biriktirmiş olacaklar. Bu büyük müjdelerle icâzetlerini alarak…
Bin aydan hayırlı olan altın gece Kadir gecesini de en çok bu son 10 günde arayacağız. Bu büyük imkânı da iyi değerlendirmeli. “Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluş” olan mübârek ayın son devresine girdik. Allah, bütün Müslüman kardeşlerimizi bu müjdeye kavuştursun.
Sezai Karakoç merhûmun bir şiiriyle günü güzelleştirelim:
İNSAN VE ORUÇ
Oruç, ruhun sesi gelir her yıl
Gümüş topuklarını dokundurur kalbimize
Vücut dönmeğe başlar bir tapınağa kurban gibi
Yapılır örülür uçurumları yakan dualardan
Ten ruhun avuçlarının içinde
Hilkat günlerinin yeniden oluşun terlerini döker
İnsan gecesini değiştirir gündüze erer
Bir mevsime döndürür zamanını hiç değişmeyen
İnsanın olmak vaktidir bu erme fırsatı
Ruh emzirir anne gibi yeri göğü fecri
Yeni bir insan gelip nöbete duracaktır
Eskisi bir heykel gibi devrildiğinden
Ey oruç, diriltici rüzgâr, islâm baharı
Es insan ruhuna inip yüce ilham dağından
Kevser içir, âb-ı hayat boşalt kristal bardağından
Susamış ufuklara insan kalbinin ufuklarına
(Samanyolunda Ziyafet,
Diriliş Yayınları, İstanbul, 2004, s. 86)
Bütün dünyâdaki Müslüman kardeşlerimin Kadir Gecesini ve Ramazan Bayramını tebrîk ederim.