--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Neden?

Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak
45

Neden dün “İslam Pazarı” dememişiz de, “Medine Pazarı” demişiz?

Neden “Dar-ul Erkam”, “Erkam’ın Evi” gibi bir isim seçildi mesela. Kudüs’e neden “Dar-us selam” denildi.

Birtakım kurumların başına “İslam” getirince onu İslamlaştırdığımızı mı düşünüyoruz yoksa!.. Mesela “İslam Devleti”, “İslam Cumhuriyeti”, “İslam Ekonomisi”.. Dahası da var, “İslam Birleşmiş Milletleri”, İslam NATO’su” gibi.

Oysa biz alemlere rahmet olarak gönderilen bir Peygamberin ümmetiyiz. Herkes için doğru olanını yapmamız, söylememiz gerekir. Çünkü bütün insanlığın hayrına olmayan bir teklif, bizim teklifimiz olmamalı. Ve elbette her samimi Müslüman, her işini Allah’ın rızası istikametinde yapmalı. “İslam” diye bir şeyi tasnif ettiğinizde, “Bu Müslümanlara ait” bir alan diye, ötekileri dışlamış, hem de ötekilerin bize yaklaşmasını engellemiş olmuyor muyuz?

Mesela bir Hristiyan İktisadı ya da Yahudi, Budist İktisadı var mı?

Mütevellisinin İslami hassasiyeti yüksek bir Vakıf Üniversitesi bir “Milletlerarası bir İstişare” düzenliyor, bu İstişare Meclisinin adı “Uluslararası İslam Ekonomisi ve Finans Konferansı”. “Uluslararası İslam” mı, “Uluslararası İslam Ekonomisi“ mi? Niye “Milletlerarası” değil de “Uluslararası” Millet=Ulus mu? Mesela niye “Beynelmilel” demiyoruz mesela. “Ekonomi” yerine “İktisad” desek dilimize mi yapışır! “Finans” yerine “Malî” diyemez miyiz? “Panel, Konferans, Bienal, Sempozyum” diyebiliyoruz da niye “İstişare Meclisi”, “Müzakere Meclisi”, “Nedve” ya da “Muğtemer” diyemiyoruz? “Anlamazlar” diyeceksiniz, kullanmayınca anlamayacaklar tabii. 

İlla da yabancı kelimeleri değil, Türkçe ya da Türkçeleşmiş kelimeleri de yanlış kullanıyoruz. Namaz, Oruç, Savm Salat’ı tam karşılar mı. Ya da Faiz=Riba mı? Enflasyonu tanımlamadan modern bir kavram olan Faizi anlamamız, tanımlamamız mümkün değil. Faizin İngilizcesi “İnterest rate”. Bugün Bankacılıkta kullanılan 136 farklı Faiz işlemini ifade eden tanım var. (Bakınız: https://tureng.com/tr/turkce-ingilizce/faiz%20oran%C4%B1) Mudaraba, Muşaraka, Murabaha, İcara, Sukuk, Nukut-ı Mevkufe, Cü’ale akti gibi sınırlı para işlemleri ile bugünün dünyasında, piyasanın ihtiyaç duyduğu imkanları sağlayamayız. Elbette Riba yasağı çok önemli. Unutmayalım ki, Riba yasağı en son yasaklardan biridir. Artık, mal, para, emek ülke sınırları ile sınırlı değil. “Global bir market”den söz ediyoruz. “Sigorta” sistemleri,  “Factoring”ler ve daha birçok araç söz konusu. Elbette her işleme bir karşılık bulmak zorunda da değiliz. Eğer yanlışsa reddederiz. Ancak zaruretse, neyi nasıl, ne ölçüde yaparsak risklerinden kurtuluruz ona da bakmamız gerek.

Sahi, paranın yapısını, üretimini, tedavülünü ve değerini sağlam bir kulpa bağlamadan, Enflasyonu tanımlamadan Faizi nasıl tanımlayabiliriz. “Kaime”nin ikame edildiği değer meşru mu ki, nihai kullanıcıya Faiz’den söz edebiliyoruz! Ha ederiz, konuşarak stres atarız. İşin aslından uzaklaştıkça, vijdan’ımızı ve şuur altımızı bastırmak için bu iş dilimize vurur. Konuşur dururuz. 6 ay bir güz gider, sonra bir arpa boyu bile yol alamayız. Olsa olsa “…mış” gibi yaparız. Bizim dışımızdakilerin yaptıklarını “İslam adına” tercüme eder, yola devam ederiz. Ve herkes eşzamanlı bir yandan vijdanı’nı tatmin için bu kapıyı kullanır, Devletle işlerini çözmek için kamu kapısını, iç piyasa için  yerli bir bankayı, milletlerarası işleri için yabancı bankayı kullanır. Zaten işin sonunda hepsinin ipi içeride Merkez Bankalarının, onların da ipi “Reserve Money”in patronu FED’e, LIBOR’a bağlıdır. Dünyadaki tüm paraların değeri ve faizi Londra Para Borsasında şekillenir.

Bizim ilahiyatçılar enflasyondan, iktisadçılarımız da Riba’dan anlamaz. Bizim Mali Müşavirler, kendi zekatlarını hesaplayabilirler mi mesela!

Bakın “dil”imiz yok. Ne anlatılanı anlayabiliriz ve ne de düşüncelerimizi, derdimizi anlatabiliriz. Bu işlerin, ne terimlerini biliriz, ne de kavramlarını. İsimleri, sıfatları ne kadar bildiğimiz de şüpheli. Ne doğru bir geçmiş bilgisine sahibiz, ne gelecek tasavvuruna. Hani “kökü mazide olan ati” olacaktık! Bu işin Felsefesini, Hukukunu, Ahlakını, Fıkhını bilmeden nasıl yol alabiliriz. Ortaya koyduğunuz çözüm teklifini insanlara, dünyaya nasıl anlatacaksınız, onları ikna edeceksiniz. Sual-i mukadderlere nasıl cevap vereceksiniz. Onları da dinlemeniz gerekecek. Onların ihtiyaçlarına cevap verebilecek misiniz. Bu iş ile ilgili “def-i mazarrat ve celb-i menafi” endişesini ve ihtiyacını karşılayacak mısınız? Daha iktisadi, daha faydalı bir çözümü, daha kısa zamanda ötekilere bir imkan olarak sunabilecek misiniz. Yoksa kendimize Müslüman mıyız?

Laf ile veriyoruz aleme binlerce nizamat da, halimiz ortada, binlerce teseyyüb var hanemizde.

Dönüp dolaşıp yine aynı şeyi söyleyeceğim: Kendimizi değiştirelim! Biz kendimizi değiştirmeden Allah bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecek. Unutmayalım ki, aklımız kadar iman edecek ve aklımız kadar bir şeyler yapacağız. Allah’ın dini yeri göğü, ölümü ve hayatı açıklar. Ama bizim yaşadığımız din ve Müslümanların hali ortada! Dinimiz aklımızdan fazla olamaz. Ancak elbette akıl da tek başına Hakikat’ın kaynağı ve ölçüsü değil! Ve aklın gıdası ise bilgidir. Hakikat’ın ve gerçeğin bilgisi. O zaman haydi, kainatı ve sorumluluklarımızı bize anlatan “oku” diye başlayan kitaba! Ki kainatı da doğru okuyalım ve anlayabilelim. 

Selâm ve dua ile.

 

Yorumlar

(45)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Salih

22 Haziran 2020 03:16

Buraya yazmaktan yoruldum yahu Süleymaniye vakfının 40 yıl süren ekonomi de İslami düzen çalışması bitti Ruslar Almanlar peşinde siz bi lütfedin gidin inceleme yapın bu ülkeyi yönetenlere bi rapor sunun artık o koltuktan bi kalkın taşın ucundan tutun buralarda yazı yazarak olmuyor.sn Dilipak ve akit gazetesi

???

21 Haziran 2020 22:41

Müslüman ülkeler ne durumda bize savaş açmaya niyetleri var. Bunu İsrail gazeteleri yazıyor. Biz hep batıyı suçluyoruz. Allah cc akıl vermiş. Düşünün demiş. Osmanlıdan sonra hep batının kervanına su taşımışlar. Halkta rahatım yerinde demiş. Bizim birşeyler yapmamız. Bir anlamı olmuyor. Adamlar biyat etmiş.

Osman mert

21 Haziran 2020 14:28

Sayın abdurahman efendi sizi yıllar önce gıyaben tanıdı . Sagolun güzel mevzulara değinmiyorsunuz bu konuda bazı arkadaşlar sorunlarımızda dile getiriyorlar bu vesile ile bu meselenin neresindeyiz diye kendimize çeki-düzen verme verebiliyoruz sag olun allah yar ve yardımcınız olsun s. A .

Mustafa

21 Haziran 2020 12:08

Kurana dönmeyin biribirinizle didişin çatışın. Kâfir gemi yaptı tank top yaptı yıktı saltanatınızı yıktı halifeliği nizi. Bizde ki alimlerde LEDUN ilmi var deyip nara atanlar. Uyanın İlmi ledun olanlar. Miammarda Arakan da Afganistan ırak Suriye Yemen kan gölü. Nerede Kuran kardeşliği nerde ilmi ledun larınız. Yahu kâfir mikropla bile hizaya soktu dünyayı. Hala siz birbirinizle didişin. ÇAĞIRIN İLMİ LEDUN LARINIZI Budist te diz çoktürmeyen kafire ayak öptürmeyen ilim değildir. Hepsi ilmi ODUN dur ilmi ledun değildir.

Ömer

21 Haziran 2020 01:50

Hocam etrafımda sizin dediklerinizi anlayacak kafada müslüman maalesef göremiyorum. Allah hakkımızda hayırlısını versin.

said

20 Haziran 2020 22:14

Bunlar iyi guzel de, dort maas alan ve ekonominin duayeni gurescimizi tebrik etmeyecek misiniz Abdurrahman bey?

Mustafa

20 Haziran 2020 21:46

Türkiyede Budizm yayılıyor, Arkan da müslümanlar elleri yakılıyor yurtlarından edililiyor katlediliyor. Nekadar müslümanım diyen budizmi seviyor Budist zülümü artıyor.

Mustafa

20 Haziran 2020 21:34

AKP ye yol gösterdikçe okurun azalıyor. CHP NİN dillendirdiği gibi AKP dini ağır basıyor. Tevhîdi anlamayanı uyaramazsınız

Mertürk

20 Haziran 2020 21:18

İslami ekonomi veya başka ne şekilde anlatırsanız anlatın. Ekonominin temeli üretim tüketim dengesi dır.

şenay doğan

20 Haziran 2020 21:07

Abdullah abi son tweetini okudum....tweetırda mesaj yazmayı bilmiyorum...buraya yazıyorum o yüzden...mesajım sana ulaşır mı bilmiyorum....libya meselesini açıkçası bilmiyorum....libyayı kaçırdım ....tek bildiğim umh türkiyeyi çağırmış ve oda gitmiş...umh allah ve rasulü katında meşru mudur gayrı meşru mudur hiç bilmiyorum....ama insanın gittiği yere allahın ve rasulünün rahmetini şefkatini nurunu götürmesi gerekmez mi... 

Abdurrahman Dilipak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle