--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kehanet güncellemesi

Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak
43

Bir kehanet güncellemesi var. Size onu ileteceğim.

Önce bu konuda iki ayet: “Gayb’ın anahtarları Allah’ın katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde ne varsa hepsini bilir. Düşen hiçbir yaprak ve yerin karanlıklarında hiçbir dane yoktur ki, Allah onu bilmesin. Yaş ve kuru ne varsa hepsi Kitab-ı Mübîn’dedir.” (En’am, 6/59). “De ki: Göklerde ve yerde Allah’dan başkası gaybı bilmez.” (Neml, 27/65)

Onlar bir yandan tanrıyı kıyamete zorlamaya öte yandan da beklemeye devam etsinler.

Siyonistler, Kahinlerin verdiği haberlere inanan Yahudiler Mesih’in gelmesini beklerken, tanrıyı kıyamete zorlayan Evengelikler Mesih ile birlikte ona karşı çıkacak “Anti Christ” yani onlara göre Deccal’in gelmesini bekliyorlardı. Hatta bunun için birçok Yahudi ve Evengelikin İsrail’in yolunu tuttuğu söyleniyordu. Yarın böyle bir çıkarsa, şifa bulmak için milyonlarca Yahudi ve Evengelik İsrail’e doğru yola çıkabilir. Siyonistlerin beklentilerine göre, “Tanrı’nın kırallığı”na giden yolda, kat edilmesi gereken 19 basamaktan sadece 2’si kaldı. Bugün küresel ekonomik buhran ve bölgede yaşanacak büyük bir tabii afet, savaş gibi bir hadiseden sonra Mesih’in ziyareti için Süleyman Mabedi’nin inşası gerekiyordu onların hesabına göre. Yüzyılın Projesi, BOP filan hepsi bununla ilgili idi aslında. Dahlan da böyle bir projenin parçası idi. Ama evdeki hesaplar çarşıya uymadı.

 Bu arada eşzamanlı bir psikolojik savaş, ekonomik savaş da sürüyor. Teolojik bir savaşın zemini oluşturulmaya çalışılırken bir yandan da “din’e karşı bir başkaldırı” planlanıyor sanki. Bunun son aşamasında sınır, rejim, iktidar değişikliğine yol açacak bir konvansiyonel savaş senaryosu var.

Hahamlar ve kahin olan, bu konularda referans kabul edilen en büyük 2 isimden biri Rav David Abuhatzeira (Baba Sali’nin torunu) ve diğeri Rav Chaim Kanievsky (Yahudilerin büyük kahin’i)  Mesih’in Nisan ayında çıkacağını  söylemişlerdi. Önce 8-16 Nisan, yani Hamursuz bayramından önce deniyordu. 8 Nisan öncesi kehanet gerçekleşmeyince Yahudi takviminde 5780 yılı Nisan ayı 26 Mart ile 24 Nisan  isabet edince, Paskalya ise  8 Nisan 2020. 

Yahudilerin Pesah, Fısıh veya Hamursuz Bayramı “Mısır’da kölelikten kurtuluşun anısı”na Yahudi takvimindeki Nisan ayının 15. günü başlar ve 7-8 gün sürer.. Bu yıl bu tarih 8-16 Nisan’a denk geliyor. Hristiyan dünyası ise  onların inancına göre Hz. İsa›nın çarmıha gerilişinin 3. günde dirilişi anısına Paskalyayı kutlar. Doğu-Batı kiliseleri bu tarih konusunda farklı günlerde kutlama yapar. Bu tarih de Mart sonundan Nisan sonuna kadar yayılır. “Kıyam Yortusu”, “Diriliş Pazarı” ya da “Diriliş Günü” olarak kutlanan 2. YY’da başar. 325 yılındaki İznik Konsili’nde, Paskalya’nın bahar ekinoksundan (21 Mart) sonraki ilk dolunayın ardından gelen Pazar günü kutlanması kararı alındı. Paskalya, Gregoryen Takvimi’ne göre 22 Mart ile 25 Nisan arasındaki Pazar gününe denk gelir. Doğu Ortodoks Kiliseleri, Jülyen Takvimi’ni esas aldıkları için kutlamalar daha çok Protestan ve Katolik kiliselerinden sonra gerçekleşir. Ortodoks kiliselerinde Paskalya’nın Yahudi Pesah Bayramı ile aynı güne denk ‘gelmemesine’ dikkat edilir. Paskalya Bayramı ağırlıklı olarak bu yıl 12 Nisan’da kutlanacak. Yani son “kehanet güncellemesi”ne göre, süre Nisan sonuna kadar uzatılacak gibi! Tabii biri ortaya çıkıp, “ben beklenen Mesih’im” derse ne olacak. O, Hz. İsa’nın yeniden bedenlenmiş şekli mi olacak, Yahudilerin beklediği kişi mi olacak, yoksa İslam olduğunu mu söyleyecek?! Son “Mesih” filmindeki gibi! Bu yeni bir kavganın başlangıcı da olabilir.

Bizim de özel bir dini günümüz var Nisan’da: 24 Nisan’da Ramazan başlıyor.

Bu arada, Korona ile ilgili olarak 5G ile ilgili olarak, kısaca RF, yani Radyo Frenkansı konusu yeni bir gündem oluşturdu. Bir bilim adamı bu konuyla benim ilgimi bildiği için şöyle bir bilgi notu göndermiş: “Frekans ses dalgası ile ilgili bir durum. Bizim duyma frekans aralığımız küçük ve belli seviyededir. Bunun üstü ve altında çok büyük sesler ve çok küçük sesler var. Frekansla toplumlara yön verildiği gibi silah olarak da kullanılması mümkündür. Aynı frekansa sahip insanlar birbirlerini bulur ve severler. Farklı frekanstaki insanlar birbirlerinden uzaklaşırlar. Bunun çalışılması gerek. Açıklanan kadarı ile frekansın teknolojide henüz kullanımı olmadı ve olursalar virüsten ve atom bombasından daha tehlikeli olabilir. Virüste tek tek oysa frekansta kitleler gider. Kur’an’da “azmış eski toplulukların helaklarından biri” de “şiddetli ses”tir. Yani “yüksek frekans”tır. Bu yapılabilir mi? Evet, yapılabilir. Yeni nesil telefonlarla 5G gibi yapılabilir. Teknoloji iyi yönde kullanırsan iyidir kötü yönde kullanırsan kötüdür, ‘Hayır’ da olabilir ‘Şer’ de! 

Evet insanın hücrelerini, sinir sistemini ve  beyin dalgalarını etkileyecek bir frekans sisteminden söz ediyoruz. Belki de yönetimin ya da yargının derhal devreye girip bu anlamda ülkemizdeki RF uygulamaları ile ilgili olarak tedbir kararı vermesi ve aynı zamanda TESLA Projesinin, uydu politikaları, uzak menzilli radar ve savunma sisteminde kullanılan RF teknolojilerinin denetlenmesi gerekir. Bazı konularda kehanete gerek yok. Ha bu korona konusu bize ders olsun. Bir musibet, bin nasihattan iyidir. Ve de bu RF konusu bu kadar hayati bir hale gelince radyasyon şokuna karşı kenevir tekrar hayati anlamda önem kazanıyor. RF oksijen atomlarının frekansını bozarken, kenevir oksijen üretiyor. Bunu da bir kenara not edelim. Selâm ve dua ile.

 

Yorumlar

(43)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

yasin üstündağ

11 Nisan 2020 06:45

FALCILIK VE COVİD Eski dönemlerde özellikle mısırda falcılığın yaygın olduğunu müneccimlerin kahinlerin önemli bir yeri olduğunu görüyoruz insanlar önemli meselerinde bir karara varamadıkları takdirde falcılara kahinlere başvurmuşlar bu yoldada ilginç yöntemler geliştirmişler; Bunlar ; El falı , kahve falı , iskambil falı, Çay falı ( 17. yuzyılda ingilterede ragbet görmüş bardakta kalan çay taneleri aracılığı ile gelecekten bilgi almak için uydurulmuş ) yıldız falı , yüz falı , taş falı(faltaşı), bakla atmak ,suya bakmak gibi ... Yunan filozoflarından Pythagoras (M.Ö.VI yuzyılda bazı Asya Ülkeleriyle Mısır'ı dolaşmış Kaldelileri ve Magusların gizli bilimlerini araştırmış Yunanistana dönüşünde "numerolojiyi" getirmişti.) Cahiliye arap döneminde de Arab'ın bilgi kaynağı; kuşların salıverilmeleri gelip gidişleri, kehanet ve yine kuşların hareket ettirilerek isimleri, sesleri , yada durup kalktıkları yere bakarak fal bakmak gibi uygulamalardan ibaretti. Onlardan biri bir iş yapmak amacıyla evinden çıktığında gördüğü ilk kuşa bakar, eger kuş solundan sağ tarafına doğru uçarsa "bu bereket kuşudur" der ihtiyacını görmeye gider ve o işi yapabileceğini düşünürdü. Eğer kuş sağından soluna uçarsa "bu ugursuzluk kuşudur" der döner bu ugursuz bir ihtiyaçmış derdi İmam Şafi Peygamberimizin (S.A.V) "kuşları yuvalarında kendi hallerine bırakın." hadisi ile bu durumu aktarıyor çünkü Araplar uçan bir kuş görmedikleri vakit ve yuvasında duran bir kuş gördükleri zaman yuvayı hareket ettirir, kuşu uçurur ve onun sağ tarafa mı ? sol tarafa mı? gittiğine bakarlardı. Dolayısıyla kuşların bu hareketi sadece Allah'u Teala'nın kendilerine belirlediği yere yönelmektir bunda bir uğur yada uğursuzluk namına herhangi bir anlam ifade etmek cehalettir. Kuşların hareketi'nin bu şekilde olması nasıl makul ve olağan ise aynı şekilde gezegen ve yıldızların hareketi de Allah'ın belirlediği yön ve evrededir. Bugun astrologlar geçmişte kuşlara bakanlara kıyasla daha uzak ve daha göksel ve büyük cisimlere baksalarda aslında izledikleri cisimlerde kendi yörüngelerinde akıp gitmedeler. İçtiğimiz kahve fincanında kalan telvelerin bizim geleceğimizle bir ilgi ve alaka içerisinde olmasına nasıl bir mantık köprüsü kurabiliriz ki ? Bazılarımızın heyhulası bunu almasada heyhat kimisi var ki hayatına bunlarla yön veriyor ortaçağda hatta günümüzde bile bazı ülkelerde yöneticilerle beraber bir müneccim ve kahinler topluluğu yer alıyor bunların kehanetleri yetmiyor geçmişten devşirilen ünlü kahinlerin kehanetleri de medyada sıkça yer buluyor. Medyanın bunu sunum şekli ile bu muneccimlerin kehanetleri sunuş şekilleri arasında büyük fark yok .Medyada gunumuzde gerçekleşen bir olayı niteleyecek bir kehanet nerden bulunursa gözümüzün önüne seriliyor sırada bekleyen kehanetler ise yan tarafta bekliyor onlara bakmakta size kalmış Gunumuzde ki kahinler de benzer taktikleri izliyor aslında kehanetlerini başka doğrular ile ambalajlayıp sunuyorlar bu kimi zaman bir matematik kimi zaman dini bir öğe olmak üzere yahut kahve falındaki gibi kafa karıştırıcı süslü ve güzel cümleler eşliğinde size resmi geçit töreni yaptırıyorlar resmen, neye uğradığını şaşıran mağdur bu süslü güzel cümleler içerisinde biraz daha dolaşmak için açıyor kesenin ağzını, hakikaten bazı sözler sihir gibi bir el şıklatması ile uyandırmak istiyor insan. Aynı süslü perdeyi reklamlarda da çekiyorlar hayatımıza avmlere koşuyoruz bize mutluluk getireceğine inandığımız ama sonrasında hiç kullanmadığımız ürünler için. Zihnimiz bir bombardımana tutuluyor mesele inanmak yada inanmamak değil reklamcı yada falcı bunları anlatırken o da biliyor bunların yalan olduğunu nasıl oluyorda gerçekleşiyor peki? reklamları izleyip nasıl avmlere koşuyorsak kehanetlerde de benzer bir yolu izleniyor nasıl ki bir traş makinasını satın alırken iyi bir takım elbise almış hissiyle alıyorsak yahut bir elbiseyi satın almaya yeni bir hayatı satın almaya koşar gibi gidyorsak, starsbuckslarda koca bardak kahvemizi yudumlarken nasıl şöyle beş on dakikalığına o ünlü işadamı yada aktör vardı ya işte o oluveriyorsak ve içi boş bu dunya hep kendimiz dışında kendimize ragmen nasıl gerçekleşiyorsa öyle işte.. Günün sonunda yada bir gun sonra biraz daha mutsusuz çünkü itiraf edemesekde güneş göğe yukselirken bunların bir yalan olduğunu farkediyoruz ama yok koşullanmışız bir kere biraz daha yalan bir şırınga daha lütfen der gibi... falcı yada kahin de benzer şeyleri yapıyor tek farkı ise burda hiçbir ürünün olmayışı... Ben inanmıyorum diyoruz ya,, ya bilinçaltı ? sizin beğenmeyip almadığınız bir şeye bilinçaltınız talip olabilir yani okudugunuz bir sakız falının kağıdı dahi olsa bile siz bunu çöpe atsanızda bilinç altınızda bu baş köşede yer alabilir bilinçaltınızın çalışma mekanizması sizinkinden farklı onun peşinde olduğu şeyler sizinki ile aynı olmayabilir ama çoğu zaman sizi peşinden sürükleme gücüne sahiptir. Yani okuduğunuz fallar dinlediğiniz kehanetler kulak verdiğiniz müneccimler siz inanmasanız bile size bağ vurabilirler yada bunlara kulak vererek kendinize de ket vurabilirsiniz diyelim. Şimdi gündemde COVİD19 denilen bir virüs var bir yandan insanlar bu salgınla uğraşırken modern müneccimler boş durmuyor bilinçli yada bilinçsiz bir dunya dayatma tasarımına başlamışlar bile bu kez taktik biraz farklı korkularınızı hedef alarak ve bunun gerekliliğini öne sürerek özgürlüğünüzü biraz daha kısıtlaycak sizleri biraz daha avuclarının içine alabilecekleri kendi iktidarlarını pekiştirdikleri çiplerle dolu bir dunyayı sunmaya dayatmaya hazırlanıyorlar... Bilinçli olunması gereken bir çağdayız çipli kartlar ve insanlar demek arenada dövüşen gladyatörler demektir. Değil dinden insanlıktan bahsetmeniz dahi mümkün olmaz elbette tum toplum ele geçirilene kadar bu pek şeker bir şey olarak kalacaktır. Bu bir korku dayatmasıdır hiçkimseye kimsenin çip takması hoş gelmeyecektir elbette geçmişte terorizm korkusu ile dayatılan işgaller gibi (işgal edilen ülkeler) gibi ancak hedef biraz daha büyütülmüş bu kez... ********* İbni Abbas (R.A.) dan Allah Resulu (S.A.V) buyurdular ki " Her kim Allah'ın zikrettiğinden başka yıldızlar ilminden bir bilgi naklederse, sihirden bir parça nakletmiş olur, müneccim kahindir, kahin ise sihirbaz, sihirbaz kafirdir. ( Rudani Cem'ul Fevaid 7618) Bu bu kadarla kalmayabiliyor tabi hoş sohbet için bir müneccimin yanına girip ardından koşullandığınız bir arzunun peşinden bu arzuyu gerçekleştirmek için bir büyücünün yahut sihir yapan başka birisinin kapısını çalmaya gitmeniz münkün yada bunların ikisini bir arada yapan yerlerde var bu kez de falcının kehanetlerini gerçekleştirmek için bir başka hüsrana yöneliyoruz. Bazen kendi hırslarımız peşinde bazen bir kötü niyetin tezahürü olarak da bu kapılara yöneldiklerini görüyoruz insanların Zincirleme kurulan bu çark birilerini ve birbirini döndürüp duruyor Bu husus da Kur'an-ı Kerim de ********* Bismillahirrahmanirrahıym Tuttular Süleyman'ın mülkü aleyhinde şeytanların uydurdukları şeylerin ardına düştüler. Halbuki Süleyman küfretmedi ve lakin o şeytanlar küfrettiler. İnsanlara sihir talim ediyorlar ve Babil'de Harut ve Marut namında iki melek üzerine indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi "Biz ancak bir imtihan için indirildik. sakın sihir yapmayı caiz görüp de kafir olma." demedikçe bir kimseye öğretmezlerdi. İşte bu sihirlerden karı-koca arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı; fakat Allah'ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar vermeleri mümkün değildi. Kendilerine zarar verecek menfaati olmayacak şeyleri öğreniyorlardı. Kasem olsun onu her kim satın alırsa, şüphesiz ahiretten nasibi olmadığını çok iyi biliyorlardı.Bir bilebilselerdi nefislerinin sattığı şeyin ne kötü olduğunu... ( Bakara 102 meal: Elmalılı Hamdi yazır ) ********* Büyü ve sihir ile uğraşan bir çok kişiye sorduğunuzda verdikleri cevap genelde "biz büyü yapmıyoruz"dur ya nedir diye sorası geliyor insanın en basitinden bununla ilgili bir hadis bu konuyu daha anlaşılır kılıyor ; Ebu Hureyre ( R.A ) dan rivayet edilen Allah Resulu (S.A.V.) buyurdular ki Kim bir düğüm bağlayıp ona üflerse sihir yapmış olur. Kim de sihir yaparsa Allah'a şirk koşmuş olur. Kimde bir şey asarsa ona havale edilir. Bütün bunlar islam dininde yasaklanırken bunların yerine istihare ve istişare öne çıkarılıyor, kolay, akılcı, kişisel Şura suresi 38. Ayette Allahu Teala buyurur; Bismillahirrahmanirrahıym, *Ve onlar Rablerinin davetine uyarlar, namazı kılarlar, işlerinde aralarında danışırlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan başkalarına da verirler* "işlerinde aralarında danışırlar" Cabir (R.A.) dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: " Resulullah (S.A.V.) bize her işte istihare yapmayı Kur'an dan bir süre öğretir gibi öğretirdi.Şöyle buyururdu; Biriniz bir iş yapmaya niyet ettiğinde farzdan başka iki rekat namaz kılsın. Sonra da "Allah'ım sen bildiğin için senden hakkımda hayırlısını bana bildirmeni dilerim. Ve kudretin yettiği için senden kuvvet ve takat isterim. ve hayra ermemi senin fazl ve kereminden niyaz ederim. Zira sen her şeye kadirsin. Ben ise kadir değilim.Sen her şeyi bilensin .Ben ise bilmem. Sen gaybı bilensin. Allah'ım sen bilirsin bu iş benim dinim yaşayışım ve ahiretim için ( yada şöyle dedi : dunyam ve ahiretim için ) hayırlı ise bunu bana nasip et ve beni muyesser eyle. Sonra bunda benim için feyz ve bereket vucuda getir. Ve eğer bu iş benim dinim yaşayışım ve ahiretim için ( yada şöyle dedi : dunyam ve ahiretim için )bir şer ise bunu benden çevir. Beni de bundan çevir. Bunun için gönlümde bir meyil bırakma- ve benim için hayır nerede ise kolaylaştır. Sonra da beni ona razı kıl. " ( (Buhari) Riyazus Salihin 720 sayfa : 433 ) İlim, hayrı ve şerri Allah'ın bildiğini bilmektir. Günümüzde zihinsel ve psikolojik aldatmacaların bolca döndüğü bilinçaltının devşirildiği bir çağda istihare ilgili sıralanan bir dizi hususu daha dile getirmek hatta Bakara suresinin faziletlerinden bahsetmeyi düşünürken bu konuyada ışık tutabilecek bir ayet ile karşılaşıyorum Malik " Ebu Hureyre , sabah olup da insanlar yağmurla karşılaşınca "Rabbimiz bize yağmur göndermiş" der ve sonra şu ayeti okurdu (Bismillahirrahmanirrahıym, Allah'ın insanlara verdiği rahmeti önleyebilecek hiçbir güç yoktur." (Fatır 35/2) ( Rudani Cem'ul Fevaid 7621) Allah'ın verdiği hayrı kabullenmek buna razı olmak bununla sevinebilmek, herkes su içeceği pınarı bilmiştir Ebu Hureyre (R.A ) dan rivayetle Allah Resulu (S.A.V.) buyurdular ki " Allah Teala buyurdu: Kullarıma bir nimet verdiğim nimet zaman mutlaka onların bir kısmı onu inkar etmiştir. Çünkü onlar derler ki (bu nimet) yıldızlar sayesinde geldi ( Rudani Cem'ul Fevaid 7620)

Aysu

9 Nisan 2020 16:20

KEHANETE GÜVENMYOROM ALLAHDAN KORKMAĞ LAZIM

Zeran

9 Nisan 2020 15:39

Merhaba, öncelikle size gecmis olsun dilemek istiyorum. Psikolojik raharsizliginizin eristigi durumu kaygiyla izliyorum. 

Hayriye KURT

9 Nisan 2020 11:51

Ağzınıza sağlık hocam

Corç Tarabişi

9 Nisan 2020 06:52

Bizde de var aynı görüş.Müslüman coğrafyası da MEHDİ bekliyor.Demekki bizim inancımıza da uydurma hadislerle girilmiş.Tek referans Kur'an diyebiliriz.Bize Kur'an yeter.Çünkü hadislerde ciddi kuşkular var.Ne muazzam bişey ya Nebüyük bir kazanç aslı bozulmamış orijinal bir metin Kur'an Aslında müslümanlar çok şanslı Kur'an'ı iyi anlamak lazım Hadis Müslümanlığından Kur'an müslümanlığıına geçtiğimiz an gerçek kurtuluşa ulaşırız Aslında dünya ulaşır kurtuluşa.

Yandaş

8 Nisan 2020 22:49

Sayın dilipak kime hitap ediyorsunuz anlamış degilim..Devlet ve din büyüklerini ancak hindular ve afrika kabileleri ilah veya rab edinir müslümanlar degilTanrıyı kıyamete zorlamak cümlesini bir müslüman kullanmaz.Amerikan tarikatlarının bir anlayışı ile sizin ne işiniz var.sizi okuyan ciddiye alan.şenay dogan gibi kafayı yer.

???

8 Nisan 2020 21:45

Güzel yazı inşallah devamı gelir.

Ali aslan

8 Nisan 2020 18:09

Hocam ne deccalı ne mesihi ne mehdisi , bütün bunlar oluyor işte

Gıyasettin

8 Nisan 2020 17:57

Akdeniz bolgesindeki pazar yerleri kim denetliyor , zabıtamı polismi .Zabıtalarin hiçde etkin oldugunu söyleyemeyiz satıs yapanlar cocuk ve babaları , pazar yerleri bir kısmı ustu kapalı pazara girenlerin nerdeyse buyuk cogunlugu maskesiz ve kontrolsüz önune gelen daliyor sayıyla girmek icin zabitalar HİÇ BİR UYARI YAPMIYOR 

Bir Bilen

8 Nisan 2020 15:05

2. yorumdaki üslubunuz nispeten güzel İlbeyhan. Normal olan herkes hırsızlığa karşıdır. Hem de taraf tutmadan. Kızım Fatıma olsa elini keserim dedi Sevgili Peygamberimiz SAV. 28 Şubatçılar bankaların içini boşaltmadı mı? Alın size 2. örnek! Allah CC, devlet malı deniz yemeyen domuz diyenlerin belasını versin. Bu sözde atasözü düşman tarafından dilimize yerleştirilmiş Kazım KARABAEKİR'e göre( İÇ İSTİHBARAT). Samimiyseniz delillerinizle savcılığa başvurunuz. Uzaktan atıp tutmayınız.

Abdurrahman Dilipak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle