--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kadrolaşma

Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak
52

Ben bütün darbeleri yaşadım. 1970 sonrası 12 Mart öncesi MNP’den başlayarak da süreci önce bir partinin gençlik teşkilatı üyesi ve ardından bir gazeteci olarak takip ettim.

Siyasette genel olarak vefa yok! Ayakta iken elinizi öperler, oturursanız saldırıya uğrarsınız, düşerseniz vururlar. Olayları parti, meclis ve hükümet penceresinden bütün heyecanı ile yaşadım. Yasama ve yürütme dışında sanık olarak yargıyı da her merhalesi ile bilirim. Çünkü siyasetle başlayan “sanıklık kariyeri”m gazeteci olarak 50 yıldır bütün sıcaklığı ile devam ediyor. Siyasetin finansmanı, siyaset sivil toplum ilişkisi siyaset bürokrasi, siyaset sermaye, sermaye-sivil toplum ilişkisi, bu çevrelerin medya ile ilişkilerini de bilirim.. Derin yapılar, diplomasi, uluslararası ilişkiler hep ilgimi çekti. Bir dönem “Dış politika” isimli bir dergi de çıkarttım. SPAG Stratejik Planlama, Araştırma Geliştirme şirketi olan Türkiye’nin ilk stratejik danışmanlık şirketinin kurucuları arasında yer aldım.

Birçok şeyi yaşayarak öğrendim. Birçok kişiyi tanıdım, onları dinledik, olayları takip ettim. İran devrimini gördüm, birçok ülkeye gittim, savaş muhabirliği yaptım. Bugün yazdıklarım da daha çok bu gözlemlerime, okumalarına, gelecek ile ilgili hayallerime dayanıyor.

Siyasette kulağa hoş gelen “Kadrolaşma” siyasetin kör kuyusudur.

Cumhuriyetin ilk “kadro” hareketi Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge, İsmail Hüsrev Tökin’in kurduğu Kadro dergisi etrafında şekillendi. Ocak 1932-Ocak 1935 arasında yayınlanan aylık fikir dergisinin yazar kadrosu “Kadrocular” olarak tanınır. 36 sayı çıkan dergi 3 yıl gibi bir süre sonra rejimin yöneticileriyle fikir ayrılığı sebebi ile kapandı. Kemalist sol çizgideki yayın kurulu Recep Peker tarafından, Kemalizm’i tahrifle suçlandılar. Yakup Kadri, Tiran elçiliğine atandı ve dergi dağıldı. Her devrim önce kendi çocuklarını yer..

DP bir kadro hareketi idi. 1960 darbesi de bir koalisyondu aslında. Önce milliyetçiler tasfiye edildi, sonra sol kendi içinde hesaplaştı. 12 Mart, 27 Mayıs’ın devamı idi.

İşin içinde para ve makam varsa sonuç pek değişmez. Din, mezhep, tarikat, hemşericilik, milliyetçilik maskeli ırkçılık, ideoloji, vatan-millet-Sakarya, hatta taraftarlık bu işin “malzemesi”dir genellikle. Cüzdanından çıkmış para, elbisesinden soyunmuş karşı cins, boş koltuk ve kılıfından çıkmış silah her zaman tehlikelidir. Mesela Dönemin Adalet Bakanı Mehmet Moğultay ise partisinin il kongresinde yaptığı konuşmada kadrolaşmayı itiraf ederek, şöyle demişti: “Evet, hükümetten sınavlı 5,000 kişilik kadro çıkarttım. Doğu’dan Güneydoğu’dan gelen insanlar aç mı, işsiz mi kalsın? Bu kadroları örgütüme vermeyip de milliyetçilere mi verseydim? Seyfi Oktay ve benim dönemimde de 2.000 hâkim aldık. Bu aldığımız kadrolar, ileride yeşerecek demokrat insanlardır. Yaptığım suçsa işlemeye devam edeceğim. Ben yılmayacağım, bu makamı da terk etmeyeceğim” demişti. Bu işler böyledir. Bunların Adalet Bakanı yaptıkları adamları böyle. Ve işin kötü yanı, bunlar her kesimde var. Kamu malını “ganimet” sayan bir anlayış bu! Darbe dönemlerinde vatan kurtaran halaskar zabitanın yağmasının da bundan farkı yok. Belki onlar daha da beter. Bir de la yüs’ler. Onlardan hesap soracak kimse de yok. Bu iş bir kadrolaşma da değil, “devlete çökme” olayıdır. Rüşvet, torpil, soru çalma, tehdit, şantaj, yağma bu seviyede normaldir artık. Ehliyet ve liyakatten söz edilmez bu noktada. Açıkça söylemeseler de “Devletin malı deniz, yemeyen domuz” anlayışındadırlar da bunu şöyle ifade ederler: “Bal tutan parmağını yalar”.

Bu “Kadro” adı verilen “Talancılar” bir süre sonra kendilerini oraya getirenlere de ihanet ederler. Başlangıçta kutsal ve hamasi duygularla gelenler de vardır, ama işin öyle olmadığını görünce onlar da ya düzene uyarlar, ya kendileri gider, ya da birileri tarafından gönderilirler. Bir bakmışsınız devrimciler liberal olmuş, mücahidler mücahidliği bırakıp müteahhitliğe başlamışlar.

Bu işi bilenler, hem yer, hem yedirir. Kaz gelecek yerden tavuk esirgemezler. Her kesimden birilerini suç ortağı yaparlar ki, birileri kendilerine hesap sormasın.. “Hayır işleri” de yaparlar, insanları daha kolay aldatsınlar. Kendilerini o makama getirenlere karşı sürekli bilgi ve belge toplar bunlar. Ve bir süre sonra “biz çalışıyoruz birileri malı götürüyor” diye düşünmeye başlarlar..

İşler tersine gitmeye başladığında mazlum rolü oynayacaklardır. Mecbur kalmışlardır, zorla yapmışlardır, asıl suçlular dünkü efendileridir. Ya da aralarından birini günah keçisi olarak seçerler..

Başlangıçta bunların kimi biatlaşmışlardır(!?), kimi namus ve şerefleri üzerine söz vermişlerdir ama bunların hepsi para, kadın, makam ve silahla buluşana kadar geçerlidir.

Bir süre sonra dehşet dengesi ile herkes susar, herkes kendi mahallesinde krallığını ilan eder. Sonra suç ortakları ile hesaplaşırlar. Ve sonra bir gün kendileri de gider. Haram para cüzdanda durduğu gibi durmaz. Vicdanları onları rahat bırakmaz. Bakmayın cesur göründüklerine, gölgelerinden bile korkar bunlar. O hesabını bilmedikleri paralarına da birileri ol koyar. Bu paralar geldiği gibi gider. İçeriden ya da dışarıdan birileri gelir çöker tezgâha. Kimsenin gıkı bile çıkmaz. Mahkemeye bile gidemezler. Koltuklarını kaybettiklerinde, ya da üniformalarını çıkarttıklarında geride fazla bir şeyleri kalmaz. Buna rağmen varlığını sürdürenler, korku imparatorluğunun hayaleti gibi yaşarlar.

Evet, bugünlük de bu kadar. Selam ve dua ile. 

 

Yorumlar

(52)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Abdullah GARİB

2 Temmuz 2020 10:36

Hükümet düdüklü tenceresinin düdüğü gibisin.Seninle gaz alıyorlar.Sen de bu işi bilerek yapıyorsun.Evvelinden beri hükümetle berabersin,iyi polisi oynuyorsun.Samimi olsaydın ;akit te yazmazdın,baştan beri yapılan hırsızlıkları,kanunsuzlukları,eşkiyalıkları hoş görmezdin.Şimdiki uyardıklarına destek olmazdın,iyi insanları mesnetsiz karalamazdın,iftira atmazdın.Binlerce kadın ,bebek ,hasta,ihtiyar hapishanelerde hayatları karardı sesin çıkmıyor.Maraş tabiriyle söyleyim;tavşana kaç ,tazıya tut diyorsu.Sen de o güruhun bir ferdisin.Samimi değilsin.....hadi ordan...

İBRAHİM

1 Temmuz 2020 10:20

Sayın hocam, Bundan iki yıl önce yine bir dertli günümde sizden bir ricada bulunmuştum. 28 şubat gibi baskı süreçlerinde uğrunda ciddi fedakarlıklar yaparak ayakta tutmaya çalıştığımızı zannettiğimiz değerlerimizi, son on beş yılda kendi ellerimizle tüketiyoruz, yozlaştırıyoruz diye naçizane bir dille feryad etmiştim. İhtişamlı yolların, süslü imam-hatiplerin veya yaldızlı kur’an kurslarının bizi kurtarmayacağını, hatta çok kısa bir zaman sonra kendi kazmalarımızla bunları yıkmak zorunda bırakılacağımızı halk lisanı ile yazmıştım. Ne olur bu konuda büyüklerimizi uyaran bir yazı dizisi kaleme almanızı içtenlikle sizden rica etmiştim. Yazılarınızı çocukluğumdan beri takip eden sıradan bir vatandaşım. Allah razı olsun, son zamanlarda bu konuda uyarıcı güzel yazılarınızı okuduk. Fakat bu gün geldiğimiz noktada değişen hiçbir şeyin olmadığını, hatta yozlaşmanın geri dönüşü olmayacak seviyelere ulaştığını görmek yine yüreklerimizi sızlatıyor. Bizler bu güne kadar hiçbir şahsi menfaat kaygısı gütmeden, sadece ülkemizin ve milletimizin maddi-manevi yükselmesine vesile olacağını düşündüğümüz siyasi oluşumlara destek olduk. Erbakan hocamızın zamanında maddi ve manevi kalkınmamızı sağlayacağını düşünerek, belki biraz da abartarak militarist ve gençlik heyecanı ile , RP’yi iktidara taşımak için kendi çapımızda koşuşturduk. 2002 den sonra yine aynı heyecanla Tayyip ERDOĞAN önderliğinde bu günkü iktidarı kayıtsız şartsız bu vatan için destekledik. Fakat bu gün yüreğimizi açıp içini okuma şansınız olsa, acırsınız halimize. Bazen maksadı aşan bir ifade bile aklıma gelecek oluyor, Rabbime sığınıyorum; 28 şubat süreçleri bizim diriliğimiz ve samimiyetimiz için daha mı iyiydi acaba. 28 şubat bin yıl sürecek derken, siz iktidar olacaksınız ve top yekün değerlerinizi kendi ellerinizle yozlaştıracaksınız, bunu mu kastettiler. Bir hakikati yok etmek isterseniz, onu en kötü bir şekilde savunun veya sizden olmayanlara temsil ettirin gerçeğini yaşattılar bize sanki. Değerlerimizi kendi ellerimizle tükettik. İkbal’in dediği noktaya geliyoruz: Bu gün Müslümanların islama yapacakları en büyük iyilik islamı temsil etmediklerini ilan etmeleri olacaktır. Bu ülkede Muhafazakar, dindar yöneticiler olarak bunu söylemek zorunda bırakılacağız herhalde. Halbuki biz ne hayaller kurmuştuk, memleket ve islam davası uğruna. Fakat bizim bu saf duygularımızı istismar ederek yıllarca para, şöhret ve güç devşirenler bu gün bizim değerlerimizi tüketiyorlar, hem de pervasızca tüketiyorlar. Kahroluyoruz… Sayın hocam, bu kısa mesajda bütün dertlerimizi paylaşmak mümkün değildir elbette. Bizim içimiz yanar ama, sözümüzü sizler gibi etkili söyleyemeyiz. Bu konuda sizlere çok çok büyük sorumluluklar düştüğüne inanıyoruz. Sözün özü; 20 yılın sonunda milli ve manevi bütün değerlerimizle birlikte bir neslimiz de yok oluyor. Hiç olmazsa kalan zamanda, ülkemiz gençliğini lider karakterli, donanımlı, milli ve manevi değerlerine bağlı kaliteli yetiştirecek bir eğitim sistemini hayata geçirmeleri için bizimkileri ikaz ediniz lütfen. Sadece bunu yapsınlar yeter bize. Sadece buna odaklansınlar, hakkımızı helal ediyoruz o zaman. Gençlik okullarda telef oluyor. Zekaları, yetenekleri ve Kabiliyetleri yok ediliyor. Milli ve manevi duyguları dejenere ediliyor. ETCEP ve diğer sinsi çalışmalar. Burada saymakla bitiremeyeceğimiz iğrençlikler ve yozlaşmalar…eski bir öğretmen olarak. İman, İslam, Kuran, Namaz, hak, adalet, dürüstlük, namus, dindar, başörtüsü, imam-hatip, kuran kursu, cami, velhasıl, nerde bizi biz yapan bir değer varsa bir bir yok ediliyor… Sayın hocam, biz belkide algı operasyonlarına maruz kalarak bu duygulara sahip olmuş olabiliriz.Gerçek böyle değildir belkide. Temennimiz de budur elbetteki. Şimdi sayın hocam, sizden ricam, eğer durum bu kadar vahim değilse bizi tatmin edecek bir bilgi ile uyandırın ne olur. Eğer gidişat bizim korktuğumuz noktada ise de onları uyandırın lütfen. Milli ve manevi değerlerimizi temsil etme iddiası ile önümüzde olan, ister siyasi, ister hoca, ister gazeteci, ister genel müdür, ister parti başkanı, ister bakan kim olursa olsun, bizim saf duygularımızı kim istismar etmişse hepsinden mahşer gününde hakkımızı isteyeceğiz. Çalakalem duygularımı bir nebze olsun ifade etmek istedim... Hakkınızı helal edin.Selam ve dua ile

Abdülkadir

30 Haziran 2020 23:48

Burada diyanete iş düşmüyor mu toplumun ahlakını düzeltmek için diyanetin imamları ne yapıyor.  

Atıf

30 Haziran 2020 22:44

SAYIN RABIA HANFENDI ALLAH ASKINA AK PARTİYI PARLATMA GOKLERE ÇIKARMA SUT TEN CIKMIS AK KAŞIK GIBİ GÖSTERME İŞLERİNİ BİRDE ayet kullanarak yapmayın bu parti miadını doldurdu kendi ipini kendi cekiyor chp ye bile gerek yok .Siz vijdanen dusünun istanbul sòz vb yasalar kur anın islamın daha dogrysu insanlıgın neresine sıgar 

aslan Tepecik

30 Haziran 2020 22:15

Sayın Dilipak Hasan Aycin diye bir çizer taniyormusunuz. Bu kardeşimiz isteseydi mevki malam mal mülk Sahibi olabilirdi Ancak bunların hepsinden uzak. Demekki böyle insanlar da var bu memlekette Belki de çok. Sen iyi bilirsin bunları. Bu kişiler çizgilerinden asla sapmazlar.Insallah sende sapmazsin.Asil mevli makam zenginlik ahirettedir. Insallah ahireti kazananlardan oluruz.Selam ve dua ile hayırda kalın.

Hülya cesur

30 Haziran 2020 21:51

Kaleminize ve yüreğinize sağlık

Yorumcu atilla

30 Haziran 2020 21:07

sayın dilipak, işi bu bir ırmak düşün. Kimse faydalanmıyor diye akışını durdurmaz onun cıvıltışı sesi, huzur verir, geceden hazırlar dersini anlatır, sabah sana bırakır gerisinni, ister dogru ol, ister yap tersini. Yazarda hep vvar oldu insan sevgisi.

Rabia

30 Haziran 2020 20:44

EuzubillahimineseydanirraciymbismillahirrahmanirrahiymEy îmanedenler, Allah yolunda harbe çıkdığınız zaman (mes'elelerin) tam açıklanmasını bekleyin. Size (müslümanca) selâm verene, dünyâ hayaatının (geçici) menfeatini arayarak, «Sen mü'min değilsin» demeyin. İşte Allahın katında bir çok ganimetler vardır. Evvelce siz de böyle iken Allah size lutfetdi. O halde (mes'elelerin) iyice açıklanmasını bekleyin. Şübhesiz ki Allah ne yaparsanız hakkıyle haberdârdır.nisa süresi 94.ayet.elhamdulillah.Sayın Dilipak sizin bahsettiğiniz sol kesimde olur.cumhurbaskanimizin vizyon, misyon ve ilkeler içeren partisinde çekişmeli, muzır işler olmaz.bunlar Allaha şirk koşmadan iman edemeyen gruplarda başlarına çok iş açar.bunların iyilik halleride istidractir.akillari başlarına sekerat halinde olduğu zamanda tövbeleri kabul edilmez.hergecen gün daha dindar olmaya çalışan Allah'tan korkanlar dünyada da ahirette ihsan, lütuf ve nimetler içindedir.bizi deRabbim bu zümreden etsin Amin.Afiyette kalın.Saygılar selam ve dua ile.Allaha emanet olun.tesekkurler.hasbinallahu ve nimel vekil deriz.

atilla

30 Haziran 2020 19:32

Üstad aslında herkes seni duyuyor ve ne demek istediğini anlıyor.Bu insanlar (yani sağcılar ve solcular) uyuşturucu müptelası gibiler.Yaptıklarının bir zamanlar hatalı olduğunu düşünüyorlardı belki de.Belki de çoğunluk ta sana inanmıyor olabilir.Emin ol ki sen köşe yazısı yazdığın için hala ümitvar olanlar var benim gibi ve Allah'a canıyla kanıyla inananlar... Allah yar ve yardımcın olsun.

Aİsmail

30 Haziran 2020 18:48

Anlayana saz anlamayana davul zurna az.Batağa giren bir daha çıkamıyor o bataktan.İmayla gemi yürümüyor hocam.Selamlar...

Abdurrahman Dilipak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle