• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak
TÜM YAZILARI
25 Mart 2020

Kader, rızık, ecel ve korona

Bu dünya hayatında her şey bir imtinadır. Hayır ya da şer, her şey Allah’tan gelir ve olan her şey bir kaderdir. Herkesin bir rızgı ve bir eceli vardır. Hiç kimse ecelinden önce ya da sonra ölmeyecek ve hiç kimse rızgından az ya da çok yemeyecek! O zaman ne gam! Tedbir takdire mani değildir, fakat tedbir bizim sorumluluğumuzdur. Yoksa Allah takdirinin esbabını da kendi yaratır. İnsanoğlu bazan kaçtığımızı sandığımız şeye doğru koşar. Bize hayır gibi gelen şeylerde Allah “şer”, “şer” gibi gelen şeylerde “Hayır” murat etmiş olabilir. “Bu dünyada tartışıp durduğumuz şeylerin hakikatinin biz gösterileceği bir gün” var. Ve herkese yaptıklarının ve yapmaları gerekirken yapmadıklarının, söylediklerinin ve söylemeleri gerekirken söylemediklerinin kendilerine gösterildiği bir gün!

Bazı şeyleri, sürekli roman okuyan, sürekli dizi film seyreden “akletme”yi akılcılık zanneden, her şeyi sebeb-sonuç ilişkisi ile açıklamaya çalışan, Aklı putlaştıran rasyonalist, determinist, egosantrik anlamda, “rıza”ya dayalı “manevi fayda”yı hesaba katmayan, seküler anlamda pragmatik bir nesil yetiştirdiler. Eğitimin, siyasetin dili, iktisadın dili, medianın dili bu. Bu materyalist bir dil. Bu labirentin sonu maddedicilik’tir. Oradan da kapitalizme, komünizme, liberalizme ve faşizme aralanan bir kapıya ulaşırsınız. Orada Allah yoktur. Varsa da dünyayı yaratmış, kurallar koymuş sonra da ya unutmuş, ya uyumuş ya da başka işlerle uğraşmaktadır. Bıkmış da olabilir. “Ne haliniz varsa görün” demektedir. Haşa! Biz böyle bir Allah’a inanmıyoruz. O mitolojilerdeki Tanrı anlayışıdır. Ve bugün toplum modern bir şirk toplumuna dönüşmektedir giderek. Din bu anlamda Marks’ın da içinde yaşadığı toplumda Pagan geleneğin yeniden yapılandırılmış şekli olan kiliseye bakıp, dinin zonklayan vicdanları teskin etmek için kullanılan bir “afyon” olduğunu söylemiştir; ki Marks yaşarken “afyon” ağrı kesici ve teskin edici olarak kullanılan bir “ilâç”tı.

Biz, gören, duyan, bilen, hüküm sahibi, “ol” deyince olduran, “öl” deyince öldüren, kadere, rızga ve ecele hükmeden bir Allah’a inanıyoruz.

Eğitim sistemi, birilerinin “Tanrıyı kıyamete zorlaması” gibi biz de Tanrıyı başarıya zorlayan bir eğitim sistemi geliştirdik. İktidarlar da bunu yapmaya aday. Promete gibi onlar Tanrının elinden bilgiyi ve ekmeği çalıp halka verecektir. Bu bir “Yahudi aklıdır”. Tanrısı ile güreşecek ve Tanrı yenilmez olduğu halde, yarattığı insanın zekasını görüp, yenilmeyi kabul edip yarattığı insanı başarı ile ödüllendirecekti. Bu rayından çıkmış, sentetik bir ahlaka indirgenmiş, ahlak yerine ikame edilmeye çalışılan “Değerler eğitimi” denilen, din, gelenek, siyasetle sentezlenmiş, başarıya odaklanmış bir anlayışla yetiştirilen gençlik, formatlanan zihinleri ile hakikate giderek uzaklaşmaktadır. Onun için kurgulanmış bir gerçeklik içinde rol kapmak “ideal” haline gelmiştir.

Mesela korona örneğinden bakacaksak, biz üzerimize düşeni yapacağız. Burada def-i mazarrat celbi menafiden önce olacak. Bir iş yaparken kendimize, başkalarına, çevreye zarar vermeyeceğiz. “Mazarrat” ve “Menafi” konusunda istişare ve şûra yapacağız. Hak ve adalete dikkat edeceğiz. Görevlendirme yaparken “ehliyet ve liyakat”a dikkat edeceğiz. Bakın, siz bunları yaparken “atı alan Üsküdar’ı geçiyor” olabilir. “At binenin, kılıç kuşananın” derler ya. Siz bunları düşünürken, biri “adamını bulup, işi ayarlamış” olabilir. Torpil, rüşvet, helal-haram gözetmeden o servete ve makama ulaşmış, rakiplerini tasfiye etmiş olabilir. O haram olanı seçmiştir. O dünya metaını istedi ve Allah ona, onu verdi. Ama onun hesabının sorulacağı bir gün var. Siz “kaybettiniz” gibi gözükse de “mana alemi”nde kazanan sizsiniz. Allah’a ve ahiret gününe iman bunu gerektirir.

Hz. Ali ya da Ebu Zer bu anlamda kazananlardan mı idi, kaybedenlerden mi? Hz. Hasan, Hz. Hüseyin savaşa katılmasa idi ölmeyecekler mi idi? Dikkat: şöyle olmasaydı böyle olmazdı / ya da olurdu demek Şeytandandır. Sahi babam kız olsaydı, ben kim olurdum. Bu akıl müfsid bir akıldır. Daha doğrusu akılsızlıktır. Kader geriye dönük sorgulanmaz zira! Bu Şeytandandır! Hayır ya da şer, Allah’ın takdiridir. Olandan gelecek için esbaba dayalı dersler çıkarmak aklın muktezasıdır. Aynı yanlışın tekrarlanmaması gerekir. Bu bir ibret dersidir. Onun için Allah cahil ve zalim, fasık, münkir, münafık, müfsid kişilere ve topluluklara hidayet nasib etmeyecektir. Onların uzun yaşamaları, servet ve makam sahibi olmaları, görünen dünyevi başarıları, rütbeleri, onlara verilen bir ikram değil, Şeytana verilen mühlet gibi, azgınlıklarını artıracakları için daha çok gazaba uğramaları açısından verilen bir imkandır.

Hani derler ya, “sakınan göze çöp batar” diye! “Korkunun ecele faydası” yoktur. Elbette tedbir alacağız, meşru kurallara uyacak, esbaba tevessül edeceğiz.. Bu aklın gereğidir ve Rabbin rızası, hükmü de o yöndedir. Ecel gelmişse, rızgımız kemale ermişse kader de gerçekleşecektir. Ne tedbir alırsanız alın, hüküm saati gelmişse Allah başka bir sebeb halkeder. Eğer tayin edilen zaman gelmemişse, ne yaparsanız yapın o şey gerçekleşmeyecektir. Bir de şu: Din ve devlet büyüklerini İlah ve Rab edinmeyelim. Bu şirktir. Kurtarıcı yok. Herkes için ancak yaptığının karşılığı vardır. Ve de kaybedilen savaşların kahramanları olduğu gibi, kazanılan savaşların hainleri de vardır. Halid b. Velid’i ve onun azil sebebini hatırlayalım. Korku yok, panik yok. Hastalık hastası olmak yok, koronafobi yok. Tedbir var tevekkül var, sabır var, rızayı aramak var. Selâm ve dua ile.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Tarafsız

Çok ilginçtir kaderlerinde zenginlik olanlar hep bir arada, öte yandan da kaderlerinde açlık, yoksulluk, acı zulüm olanlar da hep bir aradalar. mesela bir isveç'te, Finlandiya'da refah içinde yaşayanlar ezici çoğunluktalar, öbür yanda bir Somali'de de açlık ve sefalet içinde yaşayanlar ezici çoğunluktalar. Tıpkı ortadoğu halklarının kaderlerinde toptan savaş ve ölüm olduğu gibi. Somali'nin açlıktan perişan olan bir köyünde yada mahallesinde kaderinde sağlıklı, karnı tok, sırtı pek olan bir kişi çıkmıyor. Belkide insanların kaderleri de ferdi olarak değil de grup olarak, kitle olarak tayin ediliyor olabilir mi acaba hocam?
  • Yanıtla

O.U.

Kaleminize ve yüreğinize sağlık bu koronaya gelince ben böyle bir şeye inanmıyorum benim inandığım Amentü bizler kaderin hayrın ve şerrin Allahtan geldiğine inandık iman ettik yani hastalıklara inanırım ama bu küresel bir oyun küresel bir tezgah olan bir kısım emperyalist güçlerin sergilediği bu tiyatroya inanmıyorum o sebeple evde kalma türkiye diyorum eğer evde kalırsak işte o zaman biteriz çiftçi üretmezse sanayi çalışmazsa hangi ekonami buna dayanır işte kaos o zaman olur hâkkı hâkikatı bilen ölümden korkmaz Allah'tan korkar biz İslam temizligini yapıp tedbirimizi alırsak Allah'ın izniyle vadesi gelmeyene hiç bir şey olmaz ne bu bilhassa sol kesim entel dantel parası olan kesim tabi bunu müslümanda yapıyor ne bu marketleri yağmalar derecesinde stokculuk yapmak hiç bize yakışıyormu ama bu stokculuğu en çek dünyalıkçı yaşayan entel dantel sol zihniyetli insanlar yapıyor çünkü bunlar 15temmusdada AVM.lere ATM.lere marketlere koştular ve yine aynısını yapıyorlar bunların yüzünden günlük rutin alışverişimi yapamıyorum ben inanıyorum ömür yaşadığım bir gündür yarını bilemem ama bu dünyaya tapanlar bilmedikleri yarın için ahlaksızca milletin hakkını yiyerek stok yapıyorlar bu gidiş nereye.devlete sözüm bilhassa reise sözüm reis ben seni ölümüne sevenlerdenim senden istirhamım Allah'ını seviyorsan evde kal Türkiye deme çünkü sen ölümün hâk olduğunu bilenlerdensin .
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı