--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hesap sormak ve hesap vermek

Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak
36

Kitapta şöyle yazar: (Bakara 44). “(Ey bilginler!) Sizler Kitab’ı (Tevrat’ı) okuduğunuz (gerçekleri bildiğiniz) halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?” Hani derler ya, “laf ile verirler aleme binlerce nizamat, bin teseyyüb bulunur hanelerinde.” Yine derler ki, “Dediğini yap, gittiği yere gitme”! Hayır parmağımızın gösterdiği yönle, ayağımızın gittiği yer aynı olmazsa o söz kulaklara girse de, beyne ve kalbe ulaşmaz. “Özü, sözü bir olmak” diye bir deyim vardır. Bakın, bir yerde adalet yoksa, orada zulüm vardır. Allah cahil ve zalim bir topluluğa yardım etmez. Biz kendimizi değiştirmeden O bizi değiştirmeyecek. Aksi halde Allah işin bereketini kaldırır da, 6 ay bir güz gidersiniz, bir arpa boyu bile yol alamazsınız. Eliniz ayağınız boş olmaz ama tuttuğunuz bir iş de olmaz. Her şey, Şeytan ve onun işbirlikçileri dahil, herkes ve her şey Allah’ın iradesi içindedir. Bize düşen O’nun rızasını aramaktır. Yoksa Allah, iradesini gerçekleştirmek için kimseye muhtaç değil. Rızasına ise ancak, O’nun rızasına uygun yollardan ulaşılır. Yani “Kem alat ile kemalat olmaz.” Birileri birilerine düşmanlıkları, birbirlerinin haksızlıkları ve zulümleri üzerinden gizlemeye çalışıyor sanki günümüz dünyasında. “Tencere dibin kara, seninki benden kara”. ABD Çin’i suçluyor. Çin ABD’yi. Herkes birbirini suçluyor. Suç “Samur kürk” olmuş, giyen yok! Başkasının gözünde çöp arayanlar, kendi gözlerindeki merteği görmüyor. Bekri Mustafa Ayasofya’ya imam olmuş, gerisini siz anlayın! İşte o hesap!

CHP merkeze gelmek istiyor ya, bu örnekten yola çıkarsak, 4 Nisan’da Dersim tartışılıyordu sosyal mediada. Bir yandan “TBMM’de Veli Ağababa tarafından ağırlanan örgüt militanı Ceren Güneş Suriye’de PKK adına, Mehmetçiklerimize bombalı eylem yapacakken imha edilmişti” diye birileri CHP’yi hedef alırken, öte yandan Dersim’le ilgili o günkü CHP yayınlarından örnekler veriliyordu. Sahi şimdi, mesela Kılıçdaroğlu burada ne yapabilir? Hem “Şehid” cenazesine katılacak, hem Ağababa’ya destek mi verecek. Hem Dersimlilerle ağlayacak, hem Mustafa Kemal’i mi savunacak, nasıl olacak bu! O günki Cumhuriyet gazetesinin manşetlerini ne yapacaklar!. Zaten Cumhuriyet bir alem. Elbette o her zaman Kemalist, ama aynı zamanda mesela ilk kurulduğunda Nazist’ti. Hem Hitler’i hem de Mussolini’yi savunuyorlardı. Hitler’in doğum günü kutlamasına gidiyorladı. Ya hu 10. Yıl albümünde Hitler’den alıntı yaparlar ve Hitler Mustafa Kemal’e övgüler dizer, ortak ideallerden söz eder. Kemalistler o yıllarda Anadolu yaylalarında, çıplak ayakları ile şaraplık üzüm ezen Normandiya köylülerini ararlar. Mussolini’nin terbiye diktatörlüğüne övgüler dizerler. Yavrukurtlar geleceğin Faşist partizanları yani “Kara gömlekliler”i olacaktır. “Dağ başını duman almış, güneş ufuktan şimdi doğar, yürüyelim arkadaşlar”. Sadece marşlarımız tercüme değil değil, ulusal yasalarımızın o dönemdeki neredeyse tamamı tercüme hataları ile birlikte gerekçesiz olarak meclise getirilip, oy birliği ile kabul edilen yasalar değil mi idi. O gün tek parti vardı, Monarşi gitmiş yerine “Tek adam rejimi” gelmişti. Adaylar tek adam tarafından belirleniyordu. Seçim desen tek parti var ve tek liste. Buna rağmen “açık oy, gizli tasnif”le sayım yapılır. Siyasi itirazın adresi savcısı, temyizi, avukatı olmayan, tek celsede karara verilebilen, kanuna göre karar verme zorunluluğu olmayan ve verdiği karar kanun sayılan bir mahkeme olacaktır.

Zaman içinde Yunanla savaştık, sonra Yunanla kardeş olduk. Yunanla savaştık, onları “denize döktük” ama adalar onların oldu, hatta Meis adası bile! İngiliz savaştık, İngilizle dost olduk. Fransızla da öyle. Mevsim batılılaşma mevsimiydi. Çağdaş, muasır, asri, onlar gibi olacaktık. Sadece yazımızı, kıyafetimizi değil, ahlakımızı, hatta dinimizi de onlara benzetecektik. Sonra Ruslarla da dost olduk. Öyle ki, Komünist Partisi kurduk, herkes birbirini yoldaş diye selamlamaya başladı. Hitler bıyıkları kesildi, sosyalist olduk. Bu arada toplumsal hayatta bize dair, İslam’a dair ne varsa yasakladık, ötekileri serbest bıraktık. Bunun adı “inkılap” oldu. Aslında yeni hiçbir şey yoktu, Osmanlı için! Sonra Missouri zırhlısı geldi, hep birden Amerikancı olduk! Çok Partili rejime geçilecek dediler, geçtik. CHP kendi içinden DP’yi doğurdu. Cumhuriyet gazetesi Missouri gelince ABD’ye övgüler diziyordu, Artık Türkiye “Küçük Amerika” olma hayalleri kuruyordu. ABD’de iki parti vardı Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti. Bizde de öyle oldu! Menderes “Batıya kalkan tren”in makinisti olacaktı. “Derin DP” Bayar’dı tabii.

Cumhuriyet 1954 yılında “Fütuhatçı” idi.  “Ravza-i muradda bir gül-i Muhammedi açtı” diye manşet atacak kadar Fütuhatçı. Türbe ziyaret adabından söz edecek kadar dinci. Ve TSK, ABD’nin ucuz asker deposu idi bir yandan da. NATO’ya üyeydik. İsrail’i ilk, Cezayir’i son tanıyan ülke olarak tabii!

Onlar laikiz diyor da, bizim de Müslümanlıkla pek bağdaşmayacak bir sürü hal ve hareketimiz var. Bu şartlar altında uzlaşı nasıl olacak? 

Herkes birbirine parmak sallıyor, hesap soruyor. Kimse hesap vermiyor. Millet de birinden kaçıp ötekine sığınıyor. Oysa hepimizin yanlışları var, az ya da çok! Ve hepimizin hesaba çekileceği ve hesap vereceğimiz bir gün var. Hepimiz o günü görmezden geliyoruz sanki! 

Yarın da çözüm konusunu yazayım artık. Selâm ve dua ile.

 

Yorumlar

(36)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Ömer Faruk demir

5 Mayıs 2020 23:00

Nuran hanıma Dünyanın hiçbir yerinde şeriat ile yönetim yoktur. Şeriat kulun kula zulmüne müsaade etmez. Ama şu anda dünyada müthiş bir zulüm vardır. Şeriat kula kulluğu ve kula tapınmayı kabul etmez. Ama kendini tanrı yerine koyan şaklabanlar olduğu gibi, birilerine yalakalık yaparak o şeye menfaati gereği tapanlarda var. Şeriatı nefsinde uygulayabilen insan en onurlu en şerefli insan demektir. Rabbim ölene dek bu şerefi Taşımayı ve huzuruna şerefli bir şekilde çıkmayı nasip etsin. Sn. Dilipak hocam. Nihayet Çözüm yazınızı 4 gözle bekliyorum. Allaha emanet

Nuran Derves‘e

5 Mayıs 2020 21:49

Seriat ne demek onca onu ögren güzelce, ve sonrada müslüman olup olmadigini söyle! Cahillik kötü bir sey Yahu!

Korkusux

5 Mayıs 2020 21:21

Yasimiz 66 haddi astik.butun duzenbazlari gorduk.Tecrube ettik.HAK GELDI BATIL ZAIL OLDU.BUTUN BATIL DUZENLER BOS.TURK MILLETI TARIHINE ORFUNEKENDI ASLINA DONMELIDIR.DUNYANINDA BUNA IHTIYACI VAR.

Nostalji

5 Mayıs 2020 20:52

kurtulus islamda..

Nuran hanim, seriat deyince ne anliyor. Tahsilli mürekep yalamis.

5 Mayıs 2020 20:52

Bence seriatdan, ser anliyor. Bir iki kelime var. Islamda hayir yap. Türkcede, hayir yok demek. Allahu telal kalu belada ruhlara ben, sizin rabbinniz deyilmmlyim, dendiginde. Ruhlar bela demistiler. Türkcede bela, musibet ceza felaket. Iste islami tanimayan anlammayan, sadece bilmesenlerin kafasinda bitmistir. Sayin dilipak hocanin, seriat yol demek. Dört gidisli otoban, kendisine, sükranlarimi sunuyorum.

Nostalji

5 Mayıs 2020 20:28

 ÇÖZUM ISLAMDA

Mehmet

5 Mayıs 2020 18:06

Değerli hocam kırda geziniyordum derken sesler vızıltılar duydum o tarafa yöneldim böceği sineği kurdu bir gübre parçasının içinde ve etrafında dolanıyor. Hemen ileride mor beyaz bir çiçek gözüme ilişti etrafında iki yaban arısı ve bir kelebek sessizce vazifesini gerçekleştiriyor.Nedense biz insanların hali gözümde canlandı.Değerli hocam yazılarınızda bir çiçekteki hoş kokuyu duymak istiyoruz belki kalbini Allah sevgisiyle doldurmak isteyenlere bir nefes olur.

Mehmet

5 Mayıs 2020 17:34

Değerli hocam kalbi kararmış insanlar yazılarınızı okuduğunda sövecek bir şey bulamazsınlar ayrıca kalbinde kul sevgisi taşıyanlar da övecek bir şey bulamazsınlar.Yüreğinde Allah sevgisi olanlar yazılarınızla bu sevgiyi bir derece daha artırmaları size yeter mi?

Yılmaz

5 Mayıs 2020 16:01

Nuran DEVRES anladık şeriata karşısın yani ALLAH'a.Peki Türkiyenin yönetim şekli nedir ?

Mustafa

5 Mayıs 2020 14:57

82. “Kendilerine söylenmiş olan başlarına geldiği zaman, yerden bir çeşit hayvan çıkarırız ki o, onlara, insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler.” Kendilerine vaad edilmiş olan kıyamet saati geldiği zaman, Allah’ın hükmü gerçekleştiği zaman onlar için yeryüzünde bir hayvan, debelenen bir varlık çıkarırız ve o Dabbe onlarla konuşur. Ki bu bir âyettir, bir kıyamet alâmetidir. Ama buna rağmen insanlar âyetlerimize karşı kesin bir bilgi içinde değiller. Bir inanç içinde değiller. Yanılgıları, hataları devam etmektedir. İşte gözleri önünde Allah’ın yerden yarattığı bir varlık, bir hayvan kendileriyle konuşuyor, ama bu adamlar halâ Allah’ın âyetlerine imanı düşünmezler. Dâbbe; Arapça’da “yavaş ve sessizce yürümek, nüfuz ve sira-yet etmek” mânalarına gelen “deb” kökünden gelen bir kelimedir. Kitabımızın 14 âyetinde tekil, 4 âyetinde de çoğul şekliyle, “devab” gelmiştir. Âlimlerimizin ekseriyetinin beyanına göre kıyamet alâmetle-rinden birisi olarak kabul edilen bir yaratıktır. Kur’an-ı Kerimde kıya-metin çok yakın bir gelecekte zuhur edeceğini haber veren; Ahzâb 63, Şûrâ 17, Kamer 1 gibi âyetler ve Resûl-i Ekrem efendimizin bu konudaki hadislerinden çıkarımlarla ümmet “eşrat-ı saat” kıyametin alâmetleri başlığı altında pek çok eserler telif etmişlerdir. Kıyametin küçük alâmetleri, büyük alâmetleri, bugüne kadar fiilen vâki olanlar, kıyamete çok yakın bir zamanda vâki olacak olanlar gibi konuyu çeşitli taksimlere tabi tutmuşlardır. İslâmî kaynaklarda kıyametin alâmetleri sayılırken “dâbbetü’l arz’ın” çıkışına da ayrı bir başlık altında yer verilmiş ve bu husus kıyametin zuhuruna yakın bir zamanda gerçekleşecek harikulâde hadiseler arasında sayılmıştır. Müslim’de ve Ebû Dâvûd’un süneninde dâbbetü’l arz konusuy-la ilgili rivayetlerde bu varlığın özelliklerinden söz edilmeden sadece ortaya çıkışının bir kıyamet alâmeti olduğu haberi verilir. (Müslim, iman 249, Ebû Dâvud, melâhim) Ebû Hureyre Efendimizden nakledilen bir hadiste dâbbetü’l arz’ın Hz. Süleyman’ın mührü ile Hz. Musa’nın asasına sahip olacağı ve asa ile mü’minin yüzünü parlatırken mühürle de kâfirin burnunu damgalayacağı ifade edilir. Bu konu ile alâkalı kütüb-i sittenin dışın-daki bazı kaynaklarda yer almış, hattâ bazı tefsirlere bile geçmiş an-cak senet ve metin açısından tenkit edilebilen israiliyat rivayetler üze-rinde durmuyoruz. Sadece âyet ve hadislerde söz edildiği gibi kıya-met alâmetlerinden bir varlık olarak inanıp geçiyoruz

Abdurrahman Dilipak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle