• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak
TÜM YAZILARI

“Devlet-Millet el ele”!

13 Haziran 2020
A


Abdurrahman Dilipak İletişim: [email protected]

Yeni moda kavramlarımız var artık. Nice zamandır “Din dersi” “Din ve ahlak kültürü” olmuştur. Çünkü artık bunlar “ulusal kültür”ün birer parçası!. Ve tabii her şey gibi “Evrensel Normlar”a uygun olacaktı. Ama artık o da geçerli değil.. “Yeni normal” döneme geçerken o normlar da değişecek. Yani bir kültür olarak din algınız da yeni normale göre dönüştürülecek. Ahlak bir yandan “etik ve moral” değerler olarak ele alınıp, İlahi kökünden koparılıp, “insani” “insan merkezli”, yani “Humanist” bir zemine çekilirken “değerler eğitimi” adı ile sekülerleştiriliyordu.

Ama artık o “Ulusal kimlik ve kültür”ün bir parçası haline getirilmeye çalışılan din kültürü için de tarihin sonu. Şimdi bir de “Siber Vatan” çıktı. Hani diyorduk ya 22 ülkenin sınır, rejim ve iktidar yapıları değişecek diye, bu işin 22’si filan kalmadı, hepisu, hepisu!.. “Vatan” “Ulusun toprağı” idi, değil mi? Osmanlı da ulus kimliği olmadığı için vatan kavramı yoktu. Memleket, yurt, ülke vardı. Şimdi bizimkiler “Tek vatan” ülküsünden yola çıkarak, “Siber Vatan” diye bir sanal gerçeklik üretmeye çalışıyorlar. “Siber” ve “Vatan” global köyde sanal bir vatanınız olur mu bilmem ama, eski kavramlarla yeni dünyayı açıklayamazsınız.

Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? “Devlet-Millet el ele”! Üzgünüm, “içi boş” bir şey bu. “Niyetiniz iyi” biliyorum ama, şuuraltınızda “Milletinden ayrılan, onun değerleri ile savaş ona yabancı bir devlet”, “devletine hainlik eden bir millet” anlayışı var. Bilinç yaralanması! Terör ve darbeler “toplumsal hafıza”yı mahvetmiş. “Tek devlet”,” tek millet”, “tek vatan”, “tek bayrak” derken de aslında sanki milleti, ülkesi, bayrağı olmayan ya da onlar olmadan bir devlet olabilir gibi bir anlayışın şuuraltı sözkonusu.. Bunu “Bizim rabiamız” diye politik bir slogana dönüştürebiliyoruz ve kimse bunun farkında varmıyor. Tıpkı “Hayatta en hakiki mürşid…” der gibi. Bir insanın hayatında en mühim bilgi, Yaratanın yaratılış gayesini açıkladığı temel kitaptaki hakikatin bilgisidir, Vehbi bilgidir, 5 duyu ile elde edilen ve kesbi olan gerçeğin bilgisi dinin dünyaya uygulanması için ihtiyaç duyulan bilgidir. Onun için detaya girmeye gerek yok ama mesela “En hakiki” olmaz. Nasıl “en sonsuz” olmazsa, “en hakiki” de olmaz. Hakikat “Hakka ait olan” ve bir şeyin doğru, mükemmel şeklini ifade eder, onun için de başına “en” eklenmez. Mürşid zaten bir şeyin hakikatine vakıf olup onu irşad yolu ile başkalarına aktaran ve onların rüşte ermesini, raşid olmasını, kemale ermesini sağlayan kişi’yi ifade eder.  İşte böyle biz bazı şeylere kendimize göre bir anlam yüklüyor, onu sloganlaştırıp, tekrarlayıp duruyoruz. Hatta kutsuyoruz, ikonalaştırıyoruz. O sözlerin sahiplerini ise idolleştiriyor/putlaştırıyoruz. Bu cümle üzerinde daha fazla konuşmayalım, zülfi yâr’e dokunur. Yoksa her kelimesi üzerinde bir şeyler söylemek mümkün. Eğer “Devlet - Millet kaynaşması” gibi bir şeyden söz ediyorsanız, siz ne devleti biliyorsunuz, ne de milleti demektir. Sahi niye Devlet-Ulus kaynaşması” demiyorsunuz da, “Devlet-Millet” diyorsunuz! “Millet” dediğiniz şey “Nation” olan “Ulus” mu, yoksa  “Millet-i İbrahima” daki “Millet” mi! “Devlet” derken “yönetim”i mi kasdediyorsunuz. Yoksa “kutsal bir devlet”ten mi söz ediyoruz. Ya da “Milletin kurduğu” bir yapıdan mı söz ediyoruz. Yani, şu “Yasama, Yürütme, Yargı”dan oluşan bir yapıdan mı söz ediyoruz.

Mesela Erdoğan “devlet” başkanı mı, “Cumhur” başkanı mı? “Cumhur” Arapça bir kelime. “Çoğunluk” demek. Birilerinin sandığı gibi “Cumhur=Halk” değil. Onun için 6 Ok’tan biri Cumhuriyetçilik, Öteki Halkçılıktır! Cumhuriyet çoğunlukçuluk demektir. Cumhurbaşkanı derseniz çoğunluğun başkanı demektir. Ya da şöyle diyelim, çoğunluğun seçtiği başkan. Devlet Başkanı diyorsanız, bana devleti tanımlayın.. Mesela “Devlet” dediğiniz şey “Government” mi? O zaman hükümet eden, yöneten, hüküm sahibi demektir. Bizde “hükümet başkanı” demek, “Başbakan” demekti! Eskiden Bakanlar Kurulu karar alıyordu, şimdi Başkan karar veriyor, bakanlar uyguluyor. Hatta bakanlıkların müsteşarı yok ama üstünde bir “Politika kurulu” olacaktı, onu da işletemedik.

Ben Başkanlığı savundum ama, bu başkanlık başka türlü bir başkanlığa döndü. Maliye Bakanı Başbakan gibi oldu. Parayı veren her şeye karar verebilir hale gelmeye başladı. Politika kurulu da Politika belirlemek yerine, müşavirler kurulu gibi oldu.

Demokraside, çoğunluk, azınlıkların temel hakları ve özgürlükleri konusunda sınırsız yetkiye sahip olamayacaktı. Onun için düşünce, ifade, örgütlenme ve basın özgürlüğü olacaktı. Ama hep başında beri bunlar siyasilerin elinde oyuncak oldu. Üniversiteler, Tevhidi tedrisat kıskacındaki bütün eğitim, iktidarların elinde oldu. Tek parti dönemi zaten fecaatti. Ardından darbeler dönemi. Kuvvetler ayrılığı filan hak getire, Dernekler kapatıldı, basına sansür uygulandı. Koalisyon döneminde oligarşik bir yapı oluştu, tek parti dönemi jakobenleşti ya da Osmanlıdan gelen İttihatçıların Meşruti Monarşi kafası ve Cumhuriyetin “Tek adamcı” anlayışının gölgesinde Otokratik bir hale dönüştü. Biraz Laiklik, biraz İslamcılık, biraz batıcılık derken işte bugünlere geldik.. Aklı karışık bir topluma dönüştük. Solcumuz solcu değil, Milliyetçimiz tarihten habersiz, Batıcımız batıdan. Dindarımız dini bilmiyor.

Şuuraltımız isyan ediyor. “Devlet-Millet el ele” derken aslında bir arayışın, bir hasretin, bir umudun çığlığını duyar gibi oluyorum. Aslında bu kendi içimizdeki yaralayıcı dile, inatlaşmalara, karşılıklı meydan okumalara, hakaretlere, trollerin hezeyanlarına karşı bir öfke, bir tepki de bu ifadenin altında.

Deprem olmuş da, insanlar yardıma koşmuş da, devlet felakete uğrayanların yanındaymış da. Bu niye bizi bu kadar heyecanlandırdı anlayamadım. Zaten bunun böyle olması gerekmez miydi ki! Kaybettiği yavrusunu bulmanın sevinci ile ne dediğiniz bilmez hale gelen bir annenin sözleri gibi, bu yükselen ses. O zaman bu umudu kaybetmeyelim. Selâm ve dua ile.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

sıla

"KabiliYetsiZi ıslâha gayret etmeYiniZz, kâbil midir ki dura, kubbe üstünde ceviz?" sadiŞirazi. "it's no comment; just poem, please." teşekkürler.) "Benden sonra,. . iLERİDE. . yalan söyleyip. . zulmeden. . REİsler. . türeyecektir. . . Onların yalanlarını tasdik edip,. . zulümlerinde. . onlara. . yardımcı. . olanlar,. . benden değil. . ve ben de,. . onlardan değilim.!" (Camiu's-Sağir C.1 hds:452)"İnsanlar bir zalimi görürler, ona mani olmazlar. Bu sebeple hemen hepsi cezalandırılır." (Tirmizî, C.8 s.423) “Derdime vâkıf değil canan beni handan bilir/ Hakkı vardır şad olanlar herkesi şadan bilir/Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil/ Çektiğim âlâmı bir ben, bir de Allah’ım bilir.”FUzuLİ. . MÜSLÜMANLIK NERDE! Bizden geçmiş insanlık bile.../Adem aldatmaksa maksad,(müslüman gİbİ görünerek) aldanan(artık)yok, nafile!/ KAÇ HAKiKi MÜSLÜMAN GÖRDÜMSE, HeeeP MAKBERDEDİRr;/Müslümanlık, BiLMEM AMMA, galiba göklerdedir;/İstemem, dursun o pâyansız mefahir bir yana.../ GÖSTERİN ECDADA az çok BENZEYEN KaN bana! ! !/İsterim sizlerde DE görmek, ırkınızdan yadigar,/ÇoK değil, ancak Necip evlada layık tek şiar./Varsa şayet, söyleyin, bir parçacık insafınız:/ BÖYLE KANSIZ MIYDI ? -haşa- KAHRAMAN ECDADINIZ?/ (ataSözüNde; " kabahati yüzüne söylenmeyen yaptığını maharet zanneder" der. önce yeni camiyi doldurun Sonra ayaSofyaya bakarıZz. babasının malını istiYoruz sanki namuss?z...dan?.... kapalıAYASOfya; çıplk turistler tarafından ZATEN çiĞneniyOr. . . /ZATEN açık olan diĞer AYASOFYAvari camİİler de; (baldırı çıplak) müslüman HANIMLARcA ÇiğneniyOr. .. . BURALARI niye feth etti ecdaddımımz? İSlamı çüğnetmek iÇin mi Yoksa camileri Çıplk dolaşmak için mi? -söZde örtülü- Çıplak müslüman kadınlar VE turistler! !! ! artık camiler bunlara kaldı.) KURD, UZAKLARDAN BAKAR, DALGıN GöRÜRMüŞ MERKEBii./Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi./Lakin, aşk olsun ki, aldırmaz, OTLARMIŞ EşşEK,/Sanki tavşanmış gelen, yahut kılıksız köstebek!.?/ Kâr SAYARMIŞ bir tutam Ot, fazla olsun yutmayı.../Hasmı, derken, çullanırmış yutmadan son lokmayı! .../Bu hakikattir bu, şaşmaz, bildiğin usluba sok:/HÂLİMİZ MERKEPLE KURDUN AYNI, ASLA FARKI YoK/ Burnumuzdan tuttu düşman; biz boğaz(kanal istanbul) kaydındayız; /Bir bakın: hâlâ mı hâlâ ihtiras ardındayız!/Saygısızlık elverir... Bir parça olsun arlanın:/ Vakti çoktan geldi, hem geçmektedir ARLANmanın!/Davranın haykırmadan nakus-u izmihaliniz.../Öyle bir buhrana sapmıştır ki, zirâ, hâlimiz:/ Zevke dalmak şöyle dursun, vaktiniz yok mateme!/Davranın zira gülünç olduk bütün bir âleme,/Bekleşirken gökte yüz binlerce ervah, intikam;/ Yerde kalmış, nâ'şa benzer kavm için durmak haram! .../Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yok mudur?/Yoksa, istikbalinizden korkulur, pek korkulur.(akiF; 120 sene evvel yaZmış. . . .ne yazık ki; gelen günler, geÇen günleri, daha daha da araTmış. . .)“Kadılar müftüler fetva yazarsa / İşte kemend, işte boynum asarsa/İşte hançer, işte kellem keserse / Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan”..Pir sultan abdal. . . . SIrrı İyİ TuT:(İnsanlar artık şeytanlarına TESLİM olmuşTur. . . BU teslimiyet kişşinin anası-babası-kardeşiNde de görüleBİLİR? ŞEYtan teslim aldıĞı kişileri ALLAh'ın kullarına karşı kullaNır. . . . Eğer kul, şeytana TESLİM olmuŞ "BU" kişilere güvenirse aldaNır, danıŞırsa yanılıR, dövüşürse kan Çıkar. Bunlarla konuŞmak BİLE, kişiyi DİNDEN ÇıkaraB,iir . . KAlpgöZÜ körse; zanneder ki; anası-babası-kardeşiyle konuşuyOr. . . halbuki gerçek BAşkadır; ŞEYTAN Allah^a verdiĞi TuTma Çabasındadır, KAn damarlarımıZda dolaşmakTadır. . . Herkes KENDİNE mukaYYet olsun. . .

Mehmet

Değerli hocam yazınızı okudum fakat bir yorumda bulunamayacağım çünkü kafamı daha çok meşgul eden bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. O konu da bilim. Bilmek İslam'la ters düşmez aksine İslamın temel ereklerinden biridir. Sanat eserini tanımak kişiyi o eseri yapana yaklaştırır. Fakat dünyada günümüz bilimine yön verenler Yüce Allahı yok sayarak bilgileri sınıflamakta sorun işte burdan kaynaklanmaktadır. Örneğin evrenin oluşumu ve Bing bang teorisi.Sıfıra yakın hacimli ve sonsuz kütleye sahip bir maddenin patlamasıyla evren oluştu deniliyor. Bunu Allah yoktan var etti demek neden bu kadar zor Mesele bilimin hakikate gözlerini kapatmak yerine açması .Değerli hocam sonsuz evren yada evrenler fikri veya bilinemeyen evren intibası oluşturulmaktadır. Örneğin kara delikler bana göre mekandaki yırtılmalardır. Evet mekanda yırtılmalardır . Mekan denilince hep etrafı kapalı bir yer gelir aklımıza oysa mekan her yerdir.Eğer bu netleşirse sonsuz zaman mekan ve madde algısı yok olur. Selametle kalın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23