Suriye ordusu Halep’te Kürtleri mi katletti?
Suriye ordusu Halep’te Kürtleri mi katletti?
ABDULLAH ŞANLIDAĞ
AK Parti iktidarının başlatmış olduğu terörsüz Türkiye süreci devam ederken, ta başından beri PKK’nın almış olduğu kararlara tam uymayan Suriye’nin PKK’sı konumundaki YPG/SDG, Suriye’de çıban başı olmaya devam ediyor.
Son günlerde Halep üzerinden yürütülen tartışmalar, bir kez daha sahadaki askeri gerçeklik ile siyasi propaganda arasındaki farkı görmeyi zorunlu kılıyor. “Suriye ordusu Halep’te Kürtleri katlediyor”, “Türkiye ve Suriye birlikte Kürtlere saldırıyor” gibi iddialar, sahadaki gerçeklikle örtüşmeyen söylemler olarak dolaşıma sokuluyor. Oysa mesele, etnik bir çatışmadan ziyade silahlı yapıların statüsü ve egemenlik mücadelesi ile ilgilidir. Aslında SDG, sadece Mazlum Abdi’den ibaret değil.
Çatışma Kürtlerle değil, SDG ile.
Halep’te yaşanan gerilim, Suriye ordusu ile SDG/YPG/Asayiş gibi silahlı örgütlenmeler arasındadır. Bu nokta özellikle vurgulanmalıdır. Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri ağırlıklı olarak Kürt nüfustan oluşsa da, çatışmanın tarafı Kürt siviller değil, bu bölgelerdeki SDG’nin askeri ve güvenlik yapılanmasıdır. Yani Suriye ordusu Halep’te (Şeyh Maksud ve Eşrefiye) Kürtlerle değil, sözde onları temsil ettiğini söyleyen SDG’nin milisleriyle çatışmaktadır.
Nitekim Suriye yönetimi, operasyon kararını ilan ederken sivilleri hedef almadığını açıkça duyurmuş; mahallelerden çıkmak isteyenler için iki çıkış kapısı açmış ve süre tanımıştır. Bu süre zarfında yaklaşık 170 bin Kürt ve Arap sivilin bölgeden ayrılması, “abluka altında yüz binlerce Kürt” söyleminin neden gerçekliği yansıtmadığını da göstermektedir. Çıkan siviller Afrin, Halep merkezi ve Azez gibi bölgelere geçici olarak yerleştirilmiştir.
Eğer amaç etnik temizlik ya da Kürt halkına yönelik bir katliam olsaydı, böyle bir tahliye sürecinin işletilmesi zaten mümkün olmazdı.
10 Mart Mutabakatı neden kilit?
Halep’te tansiyonun düşmemesinin temel nedeni, 10 Mart Mutabakatı’nın hayata geçirilmemesidir. Bu mutabakata göre SDG’nin ağır silahlarıyla birlikte bölgeden çekilmesi, şehir içi güvenliğin ise Suriye İçişleri Bakanlığı ile SDG’ye bağlı Asayiş güçlerinin koordinasyonunda sağlanması öngörülüyordu.
Ancak bu adımlar atılmadı.
Bu durum, iki silahlı gücün aynı şehirde karşı karşıya durmasına ve Halep’in, gerilim üretmek isteyen aktörler için en kolay provokasyon alanına dönüşmesine yol açtı.
Esad dokunmadı, şimdi neden dokunuluyor?
Sıkça dile getirilen bir başka argüman da “Esad bile bu mahallelere dokunmamıştı” iddiasıdır. Bu doğrudur; ancak o dönemde Suriye devleti zaten birçok bölgede fiili kontrolünü kaybetmişti. Bugün ise Şam yönetimi, ülke genelinde merkezi otoriteyi yeniden tesis etme stratejisi izliyor. Halep bu stratejinin kilit noktalarından biridir.
Bu bağlamda yaşananlar, bir “Kürt karşıtlığı” değil, egemenlik ve silahların tek elde toplanması meselesidir.
Kürt siyasetinde iki farklı çizgi
Bu süreçte Kürt siyasi ve askeri aktörleri arasında da belirgin bir ayrışma göze çarpıyor. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in mesajları başından beri uzlaşma ve müzakere vurgusu taşırken, ne silahlı direnişi çağrıştıran bir dil kullanıldı ne de sivilleri çatışmaya sürükleyen bir tutum benimsendi.
Buna karşılık Sipan Hemo, Kandil çizgisi ve Esadçı Mihraç Ural gibi figürlerin temsil ettiği yaklaşım, bölgeyi yeni bir çatışma sarmalına sürükleyen, statükodan beslenen bir hattı işaret ediyor. Bu hat, Kürtlerin uzun vadeli çıkarlarından çok, bölgesel güçlerin vekâlet hesaplarına hizmet ediyor.
Siyonist İsrail ve Büyük Şeytan ABD’nin hesabı ne?
Tam da bu noktada şu soru anlam kazanıyor: İsrail ve ABD’nin Suriye’deki çıkarı nedir? Cevap açık: Parçalı, merkezi otoritesi zayıf, sürekli kriz üreten bir Suriye. SDG’nin bazı unsurlarının İsrail politikalarıyla örtüşen adımlar atması tesadüf değildir.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da ifade ettiği gibi, bugün Suriye’de zaman çatışma değil, ulusal birlik zamanıdır.
Bu süreçte SDG’nin silahlı statüsünü koruma ısrarı, ne Kürtlere ne de Suriye’nin bütününe fayda sağlamaktadır.
Sonuç: Kürtlerin menfaati direnişte değil, müzakerede
Halep’te yaşananlar gösteriyor ki, Suriye ordusu Kürt halkıyla değil, silahlı örgütlerle çatışmaktadır. “Kürtler katlediliyor” söylemi, sahadaki gerçekleri çarpıtan siyasi bir propagandadan ibarettir.
Kürtlerin bu topraklarda haklarını güvence altına almasının yolu, her yerde silahlı direnişi kutsamak değil; her yerde müzakereyi, demokrasiyi ve siyasi çözümü savunmaktan geçmektedir. Kendilerini yanlış yöne kanalize eden, bölgesel ve küresel güçlerin aparatı haline gelmiş örgütlere rıza gösterdikleri sürece, bedeli yine Kürt halkı ödemektedir. Bugün Halep’te asıl soru şudur:
Silahların gölgesinde mi, müzakerenin zemininde mi bir gelecek kurulacak?
Kürtlerin gerçek çıkarı, bu soruya verilecek doğru cevapta yatmaktadır.