--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Şehirlerin kaderi ve uygun olmayan alanlar

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
36

 

İbn-i Haldun’a atfedilen “coğrafya kaderdir” sözünü, Maraş depremlerinde daha iyi anladım. 6 Şubat depremlerinden önce Kahramanmaraş’ın coğrafi konumuna güveniyordum. Ahir Dağı’nın eteklerine inşa edilen şehre pek fazla bir şey olmayacağını düşünüyordum. Nitekim düşüncelerimde haklı çıktım ve şehrin, dağın eteklerinde yer alan binalarının depremden hiç etkilenmediğini gördüm. Bütün yıkım ovada ve fay hatlarının geçtiği bölgelerde gerçekleşti. Coğrafyanın insanlar üzerinde etkisi çoktur.

Zaman zaman dondurma ustası ve bu şehrin marka değeri Mehmet Kanbur abi ile sohbet ederiz. Bir gün kendisine, hayattaki başarısını neye borçlu olduğunu sormuştum. Sözü fazla uzatmadan 3 şey zikretti. “İşini severek yapacak ve başında olacaksın. Bir de ananın duasını alacaksın.” Gerçekten de Mehmet abinin depremden önceki kentin merkezinde yer alan pastanesinde, gecenin 12’sinde de gitseniz işinin başında olduğunu görürdünüz. Her alanda işini severek dürüst yapanlara ihtiyacımız var.

 DSİ’den emekli jeoloji mühendisi, bilgisine değer verdiğim Mehmet Kuruçay Hoca ile sohbet ettik. 30 yıldan fazla Devlet Su İşlerinde jeoloji mühendisi olarak çalışan, birçok barajın yapımında emeği bulunan, şehrin fay hatları konusunda söz sahibi kişilerden olan Kuruçay Hoca, şehrin imar ve ihyası noktasında yetkilileri tebrik ediyor. Ancak benim de üzerinde hassasiyetle durduğum bazı konularda endişesi var.

Mehmet Kuruçay Hoca, Kahramanmaraş’ta uygun olmayan alanlar konusuna mesafeli yaklaşıyor. Kuruçay Hoca, 6 Şubat depremlerinden önce Kahramanmaraş’ta büyük bir deprem beklendiğini ve bunun yedi şiddetinin üzerinde olacagını söyleyenlerdendi. Şimdi ise 6 Şubat tarihinde yaşanan iki büyük deprem ve binlerce artçı nedeniyle kentte diri fayın kalmadığını ve dolayısıyla uygun olmayan alan ilan edilen bölgelerin doğru olmadığını,  bu konuda hazırlanan raporun da uydurma olduğunu iddia ediyor. Ben jeoloji mühendisi veya yer bilimcisi değilim. Dolayısıyla uzmanlık alanım olmadığı için,  sadece kendisini dinlemekle yetindim. Fakat söylediği şeyler yenilir yutulur şeyler değil. Eğer Mehmet Kuruçay Hoca söylediklerinde haklıysa, bu şehir yine bir ihanetle karşı karşıyadır. Kahramanmaraş’ta Ebrar siteleri başta olmak üzere, deprem öncesinde yapılan bütün binaların ve yıkılan evlerin sorumlusu, patlıcan ve marul bahçelerini imara açan, oralara ruhsat veren, sonrasında ise gerekli kontrolleri yapmayan yerel idareci, siyasetçi ve müteahhitlerdir. Depremle birlikte bizzat yaşayarak gördük ki, deprem öldürmüyor, depreme dayanıklı inşa edilmeyen binalar öldürüyor.

Bu şehrin katili olanlar, yatay mimariyi bırakıp dikey mimari ile kenti beton yığınlarına dönüştürenlerdir.

Güncele yani bugüne gelecek olursak, ben gönül rahatlığıyla kalıcı konutların ve köy tipi evlerin hem sağlam zeminlere yapıldığını ve hem de konutların depreme dayanıklı inşa edildiğini söyleyebilirim. Ancak şu uygun olmayan alanlar konusunun bir kez daha gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Şehirde diri fay kalmadığını ve Kahramanmaraş›ın en az 250 yıl ciddi bir depremle karşı karşıya olmayacağını söyleyen Kuruçay, yapılan yapıların çok sağlam yapılması gerektiğini ve depreme dayanıklı binaların inşa edilmesinin elzem olduğunu söylüyor. 

Kuruçay hocaya Aksu çayına bırakılan kimyasal atıkların ne aşamada olduğunu sordum. Aksu çayına bırakılan evsel ve kimyasal atıkların insan hayatını tehdit etmediğini, lakin ileride Kahramanmaraş’ı bekleyen başka bir tehdidin olduğunun altını çizdi.

Üzerinde durduğu önemli konulardan bir tanesi ve tehdit olarak gördüğü husus şu: Mehmet Kuruçay, şu anki DSİ bölgesinin yeraldığı bölgede birçok su kuyusunun olduğunu ve depremden sonra bu su kuyularının üzerinin, şehrin hafriyat ve enkazı ile kapatıldığını söylüyor. Aspestik içeren deprem konutlarının hafriyatı içerisinde yaşam malzemelerinden tutun, insan cesedi, demir, plastik metallere varıncaya kadar her şey mevcuttur. Birçok maddeyi ayrıştırsanız dahi, ceset ve onun yaydığı koku ve bıraktığı izi yok edemezsiniz. Peki su kuyularının üzerine enkazdan çıkarılan hafriyatın bırakılmasına kim müsaade etti? Elbette deprem esnasında şehirde görev yapan koordinatör valiler. İnsaflı olalım, koordinatör vali şehrin neresinde su kuyuları olduğunu bilmez. Dolayısıyla valilerden ziyade, kenti bilen kişilerin koordinatör valiyi uyarması gerekiyordu. O su kuyularından faydalanan onlarca mahalle yer alıyor. Bugün değilse bile 40-50 yıl sonra aspest içeren enkazın su kuyuları üzerine bırakılmasının zararını göreceğiz. 

Doğru olan, hafriyatın kent merkezlerine bırakılması değil, yaşam alanlarının dışına götürülerek ayrıştırılması ve geri dönüşüme kazandırılmasıdır. 

Bizden öncekilerin yaptıkları yanlışların bedelini biz ödedik. Hiç olmazsa bizden sonraki kuşaklar aynı bedeli ödemesin. Şehrin imar ve inşasında söz sahibi olanlar bu hususlara dikkat ederlerse, hem kendileri için hem de gelecek kuşaklar için hayırlı bir iş yapmış olurlar. Burnundan kıl aldırmayan siyasetçiler gazetecilere ayar vermeyi bir tarafa bırakıp, ortak akılla hareket ederlerse, hem şehirleri hem de kendileri kazanır. 

Kuruçay Hoca, endişelerini raporlayarak yetkililere ulaştırdığını söylüyor. Gereğinin yapılacağı konusunda ise kuşkuları var. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Kahramanmaraş’a yönelik ilan edilen “uygun olmayan alanlar” konusunu bir kez daha gözden geçirse iyi eder.

 

Yorumlar

(36)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Kadir öz torun

3 Haziran 2024 16:57

Şehirlerin kaderi siyasilerin iki dudağının arasına bırakılmış millete danışan mı var Sayın yazar

Eşref Altunzencir

3 Haziran 2024 13:50

ssszzyaklaşık 1 yıldan beri orta hasarlı bina sakinleri ve rezerv alandan konut isteyen vatandaşlar bekliyor artık yeter ruhsat verilecekse verilsin, evler yapılıp içine girelim, yosa da yıkılsın yeniden yapalım bu belirsizlik nedir

Yaşar Kepenek

3 Haziran 2024 12:08

devletimizin deprem bölgesine yaptığı yatırımları küçümsemek akıl karı değil çok güzel hizmetler yapılıyor 11 ilde ancak bazı ufak tefek aksamalar var onların da giderilerek kış ayı gelmeden depremzedelerin rahatlatılması iyi olur

Selim Güney

3 Haziran 2024 11:32

Çevre şehircilik Bakanlığı uygun olmayan alanlar konusunda Kahramanmaraş için ivedilikle tekrar bir gözden geçirme heyet kurma ve inceleme başlatmalı

Rıza Çalımbay

3 Haziran 2024 10:34

"Osmanlı'nın artığısınız dediklerinde kahroluyorum" diyen Kerküklü nineye; "Bizi kimlere bırakıp gidiyorsunuz?" diye haykıran Şamlı dedeye; “Türkiye için dua etmeden seccademi kaldırmam" diyen Bosnalı teyzeye. "İki patik ördüm, köyüme ilk gelen Türk askerlerine vereceğim" diyen Ahıskalı geline; Ordumuza katılmak için ceketini satan Pakistanlı gence; Şahadet parmağını İsrailli askerlere uzatarak, "Bir gün gelecekler" diye ağlayan Gazzeli çocuğa... Baykal'a, Hazar'a, Tuna'ya, Fırat'a ve Nil'e... Türkmen dağına, Apşeron'a, Elbruz'a ve Ahlat'a, Urumçi'ye, Fergana'ya ve Tebriz'e... Velhasıl-ı kelam... Yürek bohçasında bize dair ağıt ve umut taşıyan her yere, her sese, her nefese, herkese bin selam…

Kadir koska

3 Haziran 2024 09:01

Deprem bölgesindeki sorunlar bitmez ama Allah razı olsun devlet orada güzel kalıcı konut ve köy evleri yapıyor

Bülent Kara

3 Haziran 2024 08:46

Uygun olmayan alanlar konusunda bir heyet oluşturulmalı zemine tütleri kazı çalışmaları çok nizami bir şekilde yapılmalı ve yeni bir rapor sunarak Haktan hukuktan adaletten sapmadan hareket edilmeli

Zübeyde Ardıç

3 Haziran 2024 08:43

Bu konu gerçekten önemli ama maalesef yetkililer deprem bölgesinde devleti zor duruma düşürecek işler yapıyorlar

Deprem meselesi

3 Haziran 2024 08:29

İstanbulda yaşıyorum 50 yıl sonra zeminin yumuşak toprak zemin olduğunu öğreniyorum daha önce kimse zemin durumu nedir nasıldır bilmezdi aynı durum diğer iller içinde geçerli kara kara düşünüyoruz çekip gitmek istiyoruz meğer bombanın üzerinde oturuyoruz zeminler ikiye ayrılır toprak zemin, Kaya zemin eğer bu bilinçte olunsaydı asla toprak zeminlere bina yapılmazdı yapılmaması gerekirdi toprak zeminler yanlızca tarım içindir!Düşünün böylesine ne kadar uygunsuz alanlar var fakat bilinçlenme 50 yıl sonra oluyor buda garip bir durum yaşayarak öğreniyoruz başında toprak zeminlere müsade edilmeseydi imar verilmeseydi günümüzde maalesef aynı zeminlere yine inşaatlar ve yüksek katlar yapılmaya devam ediyor çelişki değil mi?İstediğin kadar mühendislik al ölç tart sonuç değişmez!Mutlaka doğa hınçını alır!

Görüş

3 Haziran 2024 07:48

Rant ahlaki öldürdü. Daha çok yıkılırız. Çünkü an itibari ile rant bugünün yöneticilerinin de hastalığı. Yani Türkiye cephesinde değişen bir şey yok. En yumuşak alanlara en yüksek binaları dikiyoruz. Dere yataklarını doldurup, sonra ağlıyoruz. Annesi demiş ya " ağla rezil ağla..."

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle