Yazar Kamuran Tümay Yıldız: "Kendimi hikaye anlatıcısı olarak tanımlıyorum"
"Mesajı olmayan, bir mesele anlatmayan, çözüm sunmayan yani retorik barındırmayan hikayeler benim nazarımda yok hükmündedir. İnanmadığı kavramları anlatmak ve aktarmak bana göre değil" - "Teknoloji, yeni bir mücadele alanı değil gerçi ama biz bu gerçeği çok geç fark ettik sanırım. Bakınız İHA ve SİHA üretip mücadelemize dahil ettiğimizde neler oldu, dengeler nasıl değişti. Bunu görmek ve sonuna kadar gitmek gerekiyor" - "Ben, senaryo derslerine şöyle başlıyorum; 'Şayet anlatacak bir derdiniz, aktaracak bir meseleniz yoksa, hiç bu işlere bulaşmayın ya da gidin bir dert, bir mesele edinin öyle gelin" - "Hikaye anlatıcısı olarak, hikaye anlatan ne varsa, benim iştigal alanıma giriyor. Derdimi anlatmaya, mesajlarımı aktarmaya, doğru bildiklerimi söylemeye Allah güç ve izin verirse edebi alanda devam edeceğim"
İSTANBUL (AA) - SALİH ŞEREF - "Rüzgarlı Tepenin Çiçekleri", "II. Attila", "Çamurlu Sokaklar" ve "Sensizliğimin İlk Yüzyılı" adlı kitaplara imza atan yazar Kamuran Tümay Yıldız, 28 Şubat'la ilgili romanının ardından 15 Temmuz'la ilgili bir çalışma içine girdiğini söyleyerek , "Hikaye anlatıcısı olarak, hikaye anlatan ne varsa, benim iştigal alanıma giriyor. Öncelikle Dedem Korkut'un 'Kazan Bey Oğlu Uruz Bey'in Esir Oluşu Destanı' uyarlaması üzerine bir roman kaleme alıyorum." dedi.
Teknoloji ve terör ilişkisi konusunda çalışmalarda bulunan Yıldız, "Kendime Dönebilsem" romanıyla başlayan yazarlık serüvenini ve yeni çalışmalarını, AA muhabirine anlattı.
Yıldız, ilk motivasyon kaynağının, yazar olan babası Ahmed Günbay Yıldız olduğunu belirterek, "Genç yaşta kitapları yayımlanmış ve hüsnü kabul görmüş yazar bir babanın en büyük çocuğuysanız, babanızın ismi de sizinle birlikte büyüyorsa, bir de üstüne baba dostlarınızın neredeyse tamamı edebiyatçı ise bir araya geldiklerinde sohbetlerinin ana konusu edebiyat oluyorsa, bu sohbet ortamları da sizi cezbediyor ve dinleyicisi olmak için can atıyorsanız, zaman içerisinde bir şeyler sizi dürtüyor, gittikçe karşı koyulmaz bir hal alıyor ve tıpkı onlar gibi, kafanızda hikayeler taşıyor ve kurguluyorsunuz. Sonuçta bir de bakmışsınız ki almışsınız elinize kalem kağıdı, o hikayeleri yazıya döküyor, bir şeyler karalıyorsunuz. Yani aslına bakarsanız, zikrettiğim hal ve şartlar altında, doğal bir süreç halinde ilerliyor kronolojisi." diye konuştu.
Babasının, yazıp bitirdiği bölümleri hemen ailesine okuduğunun altını çizen Yıldız, "Okurken ilk tashihi de yapardı. Bu beni, hikaye anlatımı, tarz ve üslubu açısından epey yönlendirdi, motive etti. Çocukluğumdan bu yana üzerinde yürüdüğüm yol ve kazanmış olduğum hayata karşı duruşumdan kaynaklı meselelerim ve bu meselelerin getirisi olan dertlerimin bana yüklediği sorumluluk hissi, benim için en büyük itici güç, en etkin motivasyon kaynağıdır." ifadelerini kullandı.
- "Yazardan, kitabının pazarlamasını yapması bekleniyor"
Kamuran Tümay Yıldız, yayımlanan kitaplarının tanıtımı konusunda yaşadığı sıkıntılar üzerine, kardeşiyle birlikte Tugana Kitap'ı kurduklarına işaret ederek, şu bilgileri verdi:
"2020 yılında raflarda yerini alan, II. Attila-Doğuş romanım ilk baskı değil, daha önce bir yayınevi etiketiyle çıktı, tıpkı 'Rüzgarlı Tepenin Çiçekleri' gibi. Şimdi çıkan, ikinci ve gözden geçirilmiş baskısı. 'Çamurlu Sokaklar' romanım da, ilk yayımlanan romanım 'Kendime Dönebilsem'in ana hikayesi esas alınarak yeniden yazımı. 'Kendime Dönebilsem' 8 ayda tükenmesine rağmen, ikinci baskısı yapılmadı. Sonraki iki kitabım 'Rüzgarlı Tepenin Çiçekleri' ve 'II. Attila-Doğuş' ise yayınevlerinde çok yaygın bir anlayış olan, yazardan, kitap yazmak dışında, kitabın tanıtımını ve pazarlamasını yapması beklentisi doğrultusundaki politikaların kurbanı oldu. 'Leylak Kokulu Sokaklar' halen piyasada ve diğerleriyle aynı kaderi paylaşıyor maalesef."
Tugana Kitap'tan iki kitabını okuyucuyla buluşturduğunu söyleyen Yıldız, "Aşkın Üç Hali" üçlemesinin üç kitabı, 'Aşk Dediğinde', 'Aşk Yanmaktır' ve 'Aşk Acısı' ile 'Sensizliğimin İlk Yüzyılı' adlı romanlarım da yakında çıkıyor. Ama yayınevi, kitap yazmaktan çok daha zorlandığım bir mecra oldu. Bayağı meşakkatli bir yolmuş." değerlendirmesinde bulundu.
Yazar Yıldız, henüz 12 yaşındayken şahit olduğu 12 Eylül Darbesini 2 yılda kaleme aldığı "Çamurlu Sokaklar" kitabında işlediğini belirterek, şöyle konuştu:
"Leylak Kokulu Sokaklar kitabımda anlattım; biz sol bir örgütün kurtarılmış bölgesi olan bir mahallede yaşıyorduk ve sınıflardan çıkartıp sol ellerimizi kaldırıp indirerek faşizm diye bir şeye veryansın etmemiz isteniyordu. Gözümüzün önünde, tanımadığımız bir ağabeyimizin sokağımızda yürürken mahalledeki tanıdık ağabeylerimiz tarafından önü kesiliyor ve sırf, geldiği yer faşist mahallesi diye öldüresiye dövülüyordu. Çocuk aklınız almıyor olanları ama her çocukça bakış gibi, zorbalık yapanları haksız görüyor ve onların yanında yer almak istemiyor, büyüyünce onlar gibi olmak istemiyorsunuz. 1985'te üniversiteye başladım ve bir müddet sonra siyasi mahkumlara af çıkınca hapishaneden çıkan ağabeylerimizle karşılaştım, tanıştım. Bu ağabeylerimin yaşadıklarını kendilerinden dinledim ve birçok mağduriyetlerine de bizzat şahit oldum. Onları tanıdıkça, sağcı-solcu ayırt etmeden söylüyorum; çoğunluğunun, ülkesini düşünen romantik kişilikler olduklarını, aslında maksatlarının anarşizm olmadığını gördüm. O günleri yaşamış, olayların bizzat içinde yer almış, hapis yatmış çıkmış bir ağabeyimiz bana 12 Eylül sürecini, yaşadığı imkansız aşkla birlikte anlatınca da kıvılcım bekleyen 12 Eylül romanını yazma dürtülerim alev aldı. Yaklaşık iki yıl kafamda taşıdıktan sonra da bir roman kurgusu haline getirdim."
- "Ey Türk titre ve kendine dön!"
"II. Attila" kitabında, sanal dünyayı, teknolojinin gücünü ve önemini ele aldığına dikkati çeken Yıldız, "Türkiye olarak, bu sahnede yer almamız gerektiği üzerine düşüncelerim ve o sahnede yer aldığımızda neler olabileceğine dair hayallerimden müteşekkildir bu roman. Teknoloji, yeni bir mücadele alanı değil gerçi ama biz bu gerçeği çok geç fark ettik sanırım. Bakınız İHA ve SİHA üretip mücadelemize dahil ettiğimizde neler oldu, dengeler nasıl değişti. Bunu görmek ve sonuna kadar gitmek gerekiyor. Benim dikkat çekmek istediğim husus ve vermek istediğim asıl mesaj bu; 'Ey Türk, titre ve kendine dön!' Şayet öyle olursa, çok şey lehimize değişir. Bu kesin, ben böyle düşünüyorum." dedi.
Kamuran Tümay Yıldız, milli ve manevi değerlerin hayatına yön verdiğine vurgu yaparak, şöyle devam etti:
"Dervişin fikri ile zikrinin bir olması bağlamında, inandıklarınla ifade ettiklerinin aynı şeyler olması gerektiğini düşünen ve bu yönde de hareket edenlerdenim. Mesajı olmayan, bir mesele anlatmayan, çözüm sunmayan yani retorik barındırmayan hikayeler, benim nazarımda yok hükmündedir. İnanmadığı kavramları anlatmak ve aktarmak bana göre değil. İnandığı doğruları, derdini, meselelerini anlatacak sorumlu kişiler olmalıyız bizler. Sanat anlayışıma gelince, öncelikle bana yol gösteren düsturları veren, anlayışımı direkt olarak yansıtan bir sanatçıdan, Necip Fazıl Kısakürek'ten birkaç örnek verebilirim. Üstadın ifade ettiği gibi, 'Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış; Marifet bu. Gerisi yalnız çelik-çomakmış...' Üstadın, çelik-çomak diye tabir ettiği hiçbir iş ve eylemin içinde olmamak, sanat tarifi çerçevesinde ürünler vermek, birinci düsturum. Yine onun mısralarıyla nokta koymak isterim bu konuya; 'Ölecek miyim, tam da söyleyecek çağımda, söylenmedik cümlenin hasreti dudağımda.' İşte, söyleyemediğin cümlenin hasretiyle ölmemek için söylemeye çalışmak, 'söylemek' için yaşamaktır sanat. Sanatçının işi de budur, söylemek..."
- "Anlatacak bir derdiniz yoksa şayet hiç bu işlere bulaşmayın ya da gidin bir dert edinin"
Hikaye anlatıcılığını "denklem çözmek" olarak değerlendiren Yıldız, her hikayenin bir denklemi olduğunu ve denklemde bilinmeyenler yerli yerine konulduğunda, ortaya sağlam bir ürün çıkacağını aktardı.
Yıldız, hikayede en önemli unsurlardan biri olan "tetikleyici olay"ın hikayeyi harekete geçirdiğini ve muhatabını içine çektiğini söyleyerek, "İştiyak, çalışma arzusu, derdini dökme talebi ve meselenizi aktarma ihtiyacı ne kadar yüksekse, o kadar iyi ürünler verebilirsiniz. Ben, senaryo derslerine şöyle başlıyorum; 'Şayet anlatacak bir derdiniz, aktaracak bir meseleniz yoksa, hiç bu işlere bulaşmayın ya da gidin bir dert, bir mesele edinin öyle gelin'. Gençlere de tavsiyem, anlatacak bir derdiniz, aktaracak bir meseleniz, doğru bilerek yürüdüğünüz bir yol varsa, biraz da sorumluluk hissiniz ve bu işlere yatkınlığınız mevcutsa sorun yok. Gerisi kendiliğinden gelir zaten ama bunlar yoksa lütfen bir dert edinin, meselenizi araştırın, yürüyecek doğru bir yol bulun kendinize." diye konuştu.
Dede Korkut destanından uyarladığı "Uruz" adlı senaryo çalışması da bulunan Yıldız, kendisini hikaye anlatıcısı olarak tanımladığını dile getirerek, yeni çalışmarı hakkında şunları söyledi:
"Hikaye anlatıcısı olarak, hikaye anlatan ne varsa benim iştigal alanıma giriyor. Derdimi anlatmaya, mesajlarımı aktarmaya, doğru bildiklerimi söylemeye Allah güç ve izin verirse edebi alanda devam edeceğim. Yeni projelerime gelince, öncelikle Dedem Korkut'un, başta üzerinde zaten çalışma yapmış olduğum 'Kazan Bey Oğlu Uruz Bey'in Esir Oluşu Destanı' uyarlaması üzerine bir roman kaleme alıyorum. 28 Şubat ile ilgili 'Yasak Gül' hikayem var. Aşkın Üç Hali üçlemesinin ikinci kitabı olan 'Aşk Yanmaktır' kitabı, raflarda yerini aldı. Bunun yanında, 28 Şubat ile ilgili kapsamlı bir roman çalışmam da mevcut, onu da yayıma hazırlıyorum. 15 Temmuz süreciyle ilgili doküman toplama aşamasında olduğum bir roman çalışması yapıyorum. II. Attila bir üçlemedir. Bu serinin ikinci kitabını yarıladım. Sinemayla ilgili çalışmalarım dolayısıyla yarım kalmıştı onu da tamamlayacağım inşallah."