Anayasa Mahkemesi Başkanı Prof. Dr. Zühtü Arslan; Polis Akademisi’nde öğretim üyesi olarak görev yaptığı dönemde Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararları eleştirerek ilginç açıklamalarda bulunduğu ortaya çıktı.
KENAN KIRAN / İSTANBUL - Casusluk suçlamasıyla tutuklanan Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve gazetenin Ankara Temsilcisi Erdem Gül’ün başvurusunu kısa sürede sonuçlandıran ve tahliyesini sağlayan Anayasa Mahkemesi’nin hukuk sistemindeki statüsü tartışılıyor.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Prof. Dr. Zühtü Arslan; Polis Akademisi’nde öğretim üyesi olarak görev yaptığı dönemde ilginç açıklamalarda bulunduğu ortaya çıktı.
2008’de; “Anayasa Mahkemesi kurulduğundan bu yana, anayasalara rağmen, sürekli anayasa değişiklikleri konusunda yetki alanını genişletiyor. Anayasa Mahkemesi; ‘Türkiye’de egemen benim’ dedi. Türkiye’deki Anayasa Mahkemesi’nin demokratik hiçbir temsili niteliği yok” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Zühtü Arslan’ın, Anayasa Mahkemesi’ne başkan olduktan sonra görüşleri değişti.
YEREL MAHKEMENİN YETKİLERİNİ GASP ETTİ
“Anayasa Mahkemesi yetki alanını genişletiyor” diyen Prof. Dr. Zühtü Arslan’ın başkanlığını yaptığı Anayasa Mahkemesi, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve gazetenin Ankara Temsilcisi Erdem Gül’ün başvurusunda yerel mahkemenin yetkilerini gasp etti ve iddianameyi okumadan karar verdi.
Prof. Dr. Zühtü Arslan; 2008 yılında yaptığı açıklamada; Anayasa Mahkemesi’nin 27 Mayıs 1960 Darbesi’nden sonra kurulduğunu hatırlatarak, “İngiltere, Hollanda ve İskandinav ülkelerinde anayasa mahkemeleri yok Almanya, Polonya ve Macaristan gibi ülkelerde anayasa mahkemelerinin tüm üyelerini parlamento belirliyor” demiş.
İŞTE O RÖPORTAJ
Prof. Dr. Zühtü Arslan, 2008 yılında Anlayış Dergisi’ne konuştu ve Bekir Berat Özipek’in sorularını cevaplandırdı. Prof. Dr. Arslan’ın Anlayış Dergisi’nin sorularına verdiği cevaplar şöyle:
“SİYASAL ALANA MÜDAHALE EDEN BİR MAHKEME VAR”
Peki, şekil şartlarına ilişkin anayasal hüküm bu kadar yoruma açık mı?
(…) Anayasa Mahkemesi kurulduğundan bu yana, anayasalara rağmen, sürekli anayasa değişiklikleri konusunda yetki alanını genişletiyor. Yani yargısal aktivizmi benimseyen, kendisine Anayasa ile verilen yetkileri genişleterek, hatta verilmeyen yetkileri de kendisine tanıyarak sürekli siyasal alana müdahale eden bir mahkeme var karşımızda.
ANAYASA MAHKEMESİ, “TÜRKİYE’DE EGEMEN BENİM” DEDİ
Gerek Anayasa Mahkemesi’nin gerekse yüksek yargının diğer organlarının kararları, sanki sadece hukuki bir tartışma söz konusuymuş gibi ele alınıyor. Meselenin bir de ekonomi politiği yok mu? Türkiye’deki egemenlik ilişkileriyle bunun bir ilişkisi yok mu?
(Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerindeki değişiklikleri iptal kararı) Bu son karar, aslında Türkiye’de egemenin kim olduğu sorusuyla yakından ilgili. Anayasa Mahkemesi bir anlamda bu kararla “Türkiye’de egemen benim” dedi. Çünkü biliyorsunuz, egemen herhangi bir tartışmalı konuda son sözü söyleyebilendir. Burada da şu tartışma gündeme geldi: Üniversitelerde başörtüsü serbestliği laikliğe aykırı mıdır, değil midir? Anayasa koyucu irade “Aykırı değildir” dedi. Tam tersine başörtüsü serbestliği laikliğin bir gereğidir; nitekim demokratik laik ülkelerde böyle bir yasak yoktur, dedi. Ve Meclis dörtte üç çoğunlukla anayasa değişikliği yaptı. Ancak Anayasa Mahkemesi dedi ki, daha önce verdiğim kararlarda olduğu gibi başörtüsü serbestîsi laikliğe aykırıdır; dolayısıyla Anayasa’nın değiştirilemez hükümlerinden birisi olan 2. maddeye aykırıdır. Sonuç olarak, bu tartışmada son sözü Meclis iradesini iptal eden Anayasa Mahkemesi söylemiş oldu.
(…) Soru çok basit: Atanarak göreve gelen çok az sayıdaki üye, demokratik yollarla seçilerek işbaşına gelmiş mesela 550 kişinin iradesini nasıl etkisiz kılabilir? (…) Halbuki anayasa yargısına yer vermeyen köklü demokratik rejimler de var. İngiltere, Hollanda ve İskandinav ülkelerinde anayasa mahkemeleri yok. Ancak bu ülkelerde hukuk devleti ilkesi, demokrasi pekişmiş durumda ve temel haklar önemli ölçüde korunuyor.
ALMANYA, POLONYA VE MACARİSTAN’DA ANAYASA MAHKEMELERİNİN TÜM ÜYELERİNİ PARLAMENTO BELİRLİYOR
Sorun sadece anayasa yargısının varlığı sorunu değil. Türkiye’deki anayasa yargısının yapısıyla anayasa yargısına sahip olan Batılı demokrasilerdeki yapı da aynı değil.
Evet, Türkiye’deki Anayasa Mahkemesi’nin demokratik hiçbir temsili niteliği yok. Batı’da anayasa yargısına yer veren ülkelerde bu mahkemenin üyelerini önemli ölçüde parlamentolar belirliyor. Hatta Almanya, Polonya ve Macaristan gibi ülkelerde anayasa mahkemelerinin tüm üyelerini parlamento belirliyor. Almanya’nın Nazi geçmişini düşündüğünüzde bu çok daha önemli hale geliyor. Nazi tecrübesi yaşamış bir ülkede bile siyasilere bizdeki gibi güvensizlik yok. Bizde ise özellikle 27 Mayıs 1960 Darbesi’nden sonra anayasal düzeni belirleyen duygusal faktör, siyaset ve siyasetçi korkusu oldu. Bu korku beraberinde siyasete ve siyasal kurumlara güvensizliği getirdi. Anayasa Mahkemesi’nin üyelerinin hiçbirini parlamentonun belirlememesinin temel sebebi bu.
