Akşam gazetesi yazarı Oğuzhan Bilgin, Türk milleti ve devletinin bir yandan devasa depremle mücadele etmeye çalışırken, bir yandan da örgütlü kötülükle, insanlık düşmanlarıyla başa çıkmak zorunda kaldığını belirtti.
Akşam gazetesi yazarı Oğuzhan Bilgin, Türk milleti ve devletinin bir yandan devasa depremle mücadele etmeye çalışırken, bir yandan da örgütlü kötülükle, insanlık düşmanlarıyla başa çıkmak zorunda kaldığını belirtti. "Ne enkazın kalkmasını beklediler ne yasımızı tutmayı. İlk andan bu felaketi bir fırsat bilip taarruza geçtiler" ifadelerini kullanan Bilgin, her türlü yalanı söyleyip akıl almaz provokasyonlara imza atan "operasyon şebekeleri" ile ilgili şunları kaydetti:
"Son yüzyılda karada yaşanmış en büyük iki depremi aynı günde yaşadık. Kaybımız çok, acımız büyük. Milletimiz büyük bir acı yaşarken bir yandan da devletin kurumlarıyla birlikte seferber olup elinden geldiğince bölgeye koşup yaraları sarmaya, gücü yettiğince yardım göndermeye çalışıyor. Bir yandan acısını yaşıyor bir yandan da elinden ne geliyorsa yapmak için çırpınıp koşuşturuyor.
Türk Milleti ve Devleti bir yandan bu devasa acı ve yıkımla mücadele etmeye çalışırken maalesef bir yandan da örgütlü kötülükle, insanlık düşmanlarıyla mücadele etmek durumunda kaldı. Ne enkazın kalkmasını beklediler ne yasımızı tutmayı. İlk andan bu felaketi bir fırsat bilip taarruza geçtiler. Bakın yanlış veya eksik gördükleriyle ilgili eleştiri yapanlardan bahsetmiyorum. Onun da zamanı mıydı tartışılır ama burada bilerek zarar vermek, yıkımı daha da şiddetli bir hâle getirmek için her türlü yalanı söyleyen, provokasyonu yapan operasyon şebekelerinden bahsediyorum.
Tam da arama kurtarma çalışmalarının en kritik anında "baraj yıkılıyor" yalanıyla büyük bir kaos çıkarıp enkazdan kurtarılmayı bekleyen insanların ölümüne yol açanlardan, Hatay'ın nüfusunu boşaltmaya çalışanlardan bahsediyorum.
Bir başkası da yine örgütlü kötülüğün dolaşıma soktuğu "Hatay'da depremde yıkılan yerlerin daha önce 'riskli alan' statüsünden çıkarıldığı" iddiasıydı. Yani şebeke şunu söylüyor: Güya bir gün Cumhurbaşkanı ve hükûmetin aklına gelmiş ve Hatay'ın riskli muhitlerini "riskli alan" olmaktan çıkarmış. Peki böyle mi? Tabii ki hayır. Tam tersine, bu muhitleri riskli ve dönüşmesi gereken bir alan ilan eden Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükûmet. Sonra ne mi oluyor? Muhalefet "bu kentsel dönüşüm değil, rantsal dönüşüm" sloganlarıyla bu kararı iptal ettiriyor. Hükûmet yıkılma ihtimali olan binaların yıkılıp yeniden yapılmasını sağlamak ve kentsel dönüşümü başlatmak için tekrar karar alıyor ama yine aynı iptidai sloganlarla üst mahkemeye götürüp iptal ettiren muhalefet oluyor. İşte bu kentsel dönüşüme engel olarak yıkımdan sorumlu olanlar şimdi utanmadan bu sorumluluğu hükûmete atmak için açıkça yalan söylüyor.
Utanmıyorlar. Yıllar boyu kentsel dönüşüm aleyhine yazdıkları üç kuruşluk kitaplarla; ortaya saçtıkları üç beş saçma sapan slogandan oluşan cümlelerle kentsel dönüşüme karşı bir söylem inşa eden ve de şimdi buna engel olan kendileri değilmiş de devletmiş gibi yalan söylüyorlar.
Depremin ilk anından beri bir operasyon merkezi içimizdeki aparatlarıyla her an yalan üretmek için, sistematik dezenformasyon için çalışıyor. Bu büyük afetle uğraşan kurumlar bir de bu Türkiye düşmanlarıyla da uğraşmak zorunda kalıyor.
"Enkazdan sadece AK Partililer kurtarılıyor" yalanını söyleyen operasyon şebekesi bunu söylerken aslında enkaz altında can veren AK Parti Adıyaman Milletvekili ve ailesinden de ve yine AK Parti Hatay Milletvekili'nin ailesinden de haberdar. Ama bu yalanı bu afetle mücadele eden milletimizin psikolojik direncini kırmak ve dayanışma ruhunu sabote etmek için utanmadan, bilinçli söylüyorlar.
Bir başka operasyon unsuru Macar kurtarma ekibinin yemek ve yakıt parasının ödenmediğinden bahsederken onları yalanlayan da kardeş Macaristan'ın Ankara Büyükelçisi oluyor.
"Türkiye'ye Suriyeliler kitleler hâlinde alınıyor" yalanını söyleyen diğer operasyon memuru da tam tersine Türkiye'deki Suriyelilerin ülkelerine döndüğünü bile bile bu yalanı söylüyor.
İspanyol kurtarma ekibinin güvenlik devriyesi attığından, Sakarya'da büyük bir deprem olduğuna; İsrail ve Avusturya ekiplerinin kaçıp gittiğinden depremzede çocukların birilerine verilmesine kadar her türlü iğrenç yalanın sahipleri tanıdık.
İşte bu Türkiye düşmanı şebekenin oyununu bozan, yalanlarını deşifre eden, dezenformasyona karşı mücadele edip güçlü bir teyit mekanizması ile çalışıp hakikat mücadelesi veren İletişim Başkanlığı ve başkanlık bünyesinde yeni kurulan Dezenformasyonla Mücadele Merkezi oldu. Zaten şebekenin mensupları da çok iyi görüldüğü üzere bu hakikat mücadelesinden fazlasıyla rahatsız oldu.
Türk Milleti bu örgütlü kötülüğe karşı daha şuurlu olduğu, insanlar sosyal medyada gördüğü her şeyi ancak teyit süzgecinden geçirdikten sonra değerlendirme bilinci gösterdiği sürece bu Türkiye düşmanı şebekenin operasyonları başarısızlığa mahkûm kalacaktır."