• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Serdar Arseven
Serdar Arseven
TÜM YAZILARI

Şener Paşa fena döküldü!..

26 Nisan 2016
A


Serdar Arseven İletişim: [email protected]

Jandarma E. Komutanlarından Şener Eruygur Paşa’nın cep numarasına bakarken...

Tuşlara basıvermişim.

“Alo!” sesi, gayet tok.

¥

“Paşam ben Akit gazetesinden Serdar Arseven”.

Bir ara ses gitti, geldi.

“Aloo, paşam paşam...” dedim.

“Serdar Bey, evet sesiniz geliyor sizi dinliyorum Serdar Bey...”

¥

“Paşam” diye devam ettim:

“Sizinle bir söyleşi gerçekleştirmek isterim.”

Dedi ki;

“Şeref duyarım Serdar Bey, sizi ailece ilgi ve beğeniyle takip ediyoruz!”

Şaşırdım.

“Vay beee, fikrimizin en haşin muarızlarından birine bile bunu söyletebiliyorsak, bu iş bitmiş arkadaş, herkesi muhatap almak yok artık, samimiyet de bir yere kadar!” noktasına varacak oldum.

“Estağfurullah” sözü ağzımdan öylesine çıktı.

“Paşam ne zaman geleyim, bana randevu verseniz?” dedim.

“Neredesiniz?” diye sordu.

Yine şaşırdım.

“Ben mi, paşam, Ankara’dayım işte, Kızılay taraflarında diyelim.”

-Güzel! Dernek’teyim bugün akşama kadar. Vaktiniz var mı?”

Akit’te Şener Eruygur röportajı amma da güzel gider. Ballısın oğlum Serdar” ruh haliyle, “Hemen gelsem, on beş dakikada!” mesajını verdim.

“Beklediklerini” söylediler.

Gittim.

Sonrası... Şöyle:

Efendim; Dernek civarlarındayım...

Ve bir tuhaflık hissetmekteyim.

Yani, bir Akit yazarı, temsilcisi vesaire...

Şener Paşa “Beni ilgiyle takip ettiklerini” söylüyor, ailece hatta...

Hani, cazip yönlerim var, sevgi ve ilgiye lâyık adamım da, bu kadar mı olur!

Yol boyunca düşündüm. Kapıya geldim.

“Sayın Başkan’la randevum var” deyince, “Serdar Bey mi?” diye sordu lobideki kızcağız.

“Evet” dedim.

“Buyurun sizi bekliyorlar.”

Doğruca odaya yöneldim. Kapının orada, yaşlı, şapkalı, bol makyajlı bir hanım vardı.

Ben kapıdan giriş yaparken o çıkıyordu.

Selam verdim, selamımı aldı. İçeri girdim.

Gülümseyerek yanıma kadar geldi Paşa.

Bana feci sarıldı. 

En güzel köşeye oturttu. Halimizi hatırımızı sordu...

Ben de usulen, dernek işlerinin nasıl gittiğini filan...

“Her yerde çekişme, biliyorsunuz durumları, burada da başka işler var!” dedi.

Ben o günlerde “Kemalist Dernek”teki iç çekişmelerle ziyadesiyle ilgileniyor, “güzel” haberler yapıyor, yazılar döktürüyordum.

Oradan sohbet başladı. 

“Teybi açabilir miyim?” dedim. “Hay hay!” dedi.

Türkiye’nin vaziyeti hakkında neler düşündüğünü sordum.

“Çok kötü” dedi; 

Siz de sık sık yazıyorsunuz; Türkiye maalesef çok kötü yerlere sürükleniyor. Kemalizm ile dertleri var bunların. Laikliği ortadan kaldırmak istiyorlar. Ancak, merak etmeyin, Türk Silahlı Kuvvetleri, İç Hizmet Kanunu’nun kendisine verdiği yetkiyi kullanıp duruma el koyacaktır! Bünyedeki engellere karşı yapacaktır bunu!”

“Mealen” bunları söylüyordu.

Bazı “komutanlara” da iyice yükleniyordu.

Şaşkınlık içindeydim...

Konuştukça açılıyor, arayıp da bulamayacağım malzemeleri veriyordu.

“İç Hizmet Kanunu’na uygun işler olacak!” kıvamında laflardı bunlar.

Bunları niçin Akit temsilcisine söylüyordu?

Ne yapmak istiyordu?

Beni niçin ilgi ve beğeniyle takip ediyordu?

Ne tuhaf;

Paşamız bir “dost sohbeti” kıvamında dökülüyordu.

Bir takım “çalışmalardan” bahsediyordu, gayet sıkıntılı çalışmalardan!

Kendimden şüphe etmeye başlamıştım ki...

O yaşlı kadın kapıdan baş uzattı.

“Gelebilir miyim Paşam!” dedi.

“Gel filanca!” diyerek içeri çağırdı paşa.

“Seni tanıştırayım;

Gazeteci dostum Serdar Turgut bey!”

Vayyyy! Serdar Turgut ha!!

Ben haaa!!!

Bu ne tuhaf iştir.

Kadın da “Memnun oldum, sizi zevkle okuyoruz!” demez mi!!!

Şimdi... Ne yaparsın?

 “Malzemeyi aldık.”

Ortada bir yanlış anlama var. Düzeltmekte karar kıldık.

“Sayın Paşam, ben Serdar Turgut değilim, ben Serdar Arseven’in Yeni Akit gazetesinden!!”

Paşa, “Ama, ama...” dedi.

Yüzü asılmıştı. “Efendim ben size adımı soyadımı, gazetemi söyledim, siz de beklediğinizi buyurdunuz.”

Yaşlı kadın fazla kasmadı.

Paşa, “Bilseydim randevu vermezdim, sizin gazete bana çok yüklendi, bir de sıkmabaşlara çok destek veriyorsunuz” dedi.

“Ama” dedim,  “Siz o gazeteye öyle, bu gazeteye böyle konuşacak biri değilsiniz. Biraz evvel konuştuk, bunları yazmamda sakınca var mı?” 

¥

“Saptırmayın da, ne yaparsanız yapın!” dedikten sonra “Sırada bekleyen randevularının olduğunu” söyledi.

Müsaade istedim çıktım. Dışarıda bekleyen yoktu.

Güldüm!

¥

Vay be... “Serdar”dan başka hiçbir benzerliği olmayan iki kişiyi nasıl da birbirine karıştırır?

Yine güldüm. Güle güle büroya geldim.

İzin almıştım. Güzelce yorumladım, “buluşmanın ortaya koyduğu”  o zihniyeti!..

“Bizim cenah”tan bazı meslektaşlar,

“Şener Paşa seni nasıl kabul etti, ilginç!” dedi.

Hakikaten ilginçti! Ben ve Serdar Turgut!..

¥

Şimdi... O söyleşinin üzerinden bilmem kaç yıl geçmiş...

Bugün, Ergenekon işi “tatlıya” bağlandı filan deniyor ya...

Ergenekon, balyoz, 28 Şubat, 27 Nisan hep masalmış.

Bu memlekette anormal bir şey olmamış!

Mış!!!

Tamam; Bir “Paralel kumpas” var da...

Paralel kumpasın kurulmasın zemin hazırlayanları unutacak mıyız?

“Ordu Göreve” pankartlarını unutacak mıyız?

Şener Eruygur Paşa’nın “işaret ettiği” faaliyetleri ele almayacak mıyız?

Yarın devam etmeli bu meseleye...

Durum bildiğiniz gibi değil!..

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23