• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Sanatın ruhunu kim çaldı?

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Sanatın ruhunu kim çaldı?

Eda Topar, Aylık Baran Dergisi'nde yayımlanan yazısında modern sanatın hakikat, güzellik ve estetik ölçülerden uzaklaştığını savunarak, sanatın yeniden medeniyet tasavvuruna ve sahici bir dünya görüşüne yaslanması gerektiğini vurguladı.

Eda Topar, Aylık Baran Dergisi'nde yayımlanan yazısında modern sanatın hakikat, güzellik ve estetik ölçülerden uzaklaştığını savunarak, sanatın yeniden medeniyet tasavvuruna ve sahici bir dünya görüşüne yaslanması gerektiğini vurguladı.

İşte o yazı: Güzel, doğru ve iyi arasındaki bağ zayıfladıkça toplum yüzeye, yapay olana razı hâle gelir. İnsanlar artık eser karşısında derinleşmek, tefekkür etmek, sarsılmak ve kendi iç âlemlerine dönmek yerine; kısa süreli şaşkınlık, şehvet, dürtü ve gösteri arar.
Sanat, bir medeniyetin kendisini en yoğun ve en sahici biçimde dışa vurduğu alanlardan biridir. İnsan, eşya ve hayat karşısında taşıdığı tavrı; hakikat, güzellik ve anlamla kurduğu irtibatı sanat vasıtasıyla görünür kılar. Sanata yalnızca estetik haz üreten bir faaliyet olarak bakamayız. Ona insanın iç buhranlarının, varoluş arayışının, ruh terbiyesinin ve aşkın olana yönelişinin biçime kavuşmuş hâli olarak da bakarız. Bir toplumun sanat telâkkisi, aynı zamanda onun neyi yücelttiğini, neyi kıymetli bulduğunu ve hangi istikamette yürüdüğünü de ele verir. Sanatın kökü ruh, ufku hakikat, meyvesi güzellik olduğu sürece, burada meydana gelen her kırılma doğrudan doğruya cemiyetin idrak dünyasına da sirayet eder.

Bugün modern sanat başlığı altında öne çıkarılan birçok üretim, sanatın bu aslî çerçevesinden uzaklaşmış bir manzara arz etmektedir. İç çileden, fikrî yoğunluktan, estetik terbiyeden ve yüksek bir güzellik anlayışından beslenmesi gereken sanat; giderek başıboşluğun, taklidin, yapaylığın ve ticarî dolaşımın emrine girmiş bulunmaktadır. Böylece sanat eseri, insanı derinleştiren bir tecellî alanı olmaktan çıkıp dikkat çekmek için kurgulanan bir gösteri nesnesine dönüşmektedir. Bu savrulma, yalnız sanat çevrelerinin meselesi de değildir. Çünkü sanatın yüzeyselleşmesi, toplumun iyiyi, doğruyu ve güzeli seçme kabiliyetinin de zayıfladığını gösterir. Estetik idrak aşındıkça çirkinlik cesaret kazanmakta, ruhu beslemesi gereken sanat ise boşluğun ve yoz zevklerin vitrini hâline sürüklenmektedir.


 

Modern sanat çevresinde sıkça öne çıkarılan kimi örnekler, estetik derinlikten mahrum olmasına rağmen kavramların şemsiyesiyle korunuyor. Bu yüzden tenkitten âdeta muaf tutuluyor. Özellikle de bir ‘izm’in altında icra ediliyorsa âdeta dokunulmaz put hâlini alıyor. Fakat diğer bir pencereden bakıldığında, bir üretimin karmaşık bir söylemle sunulması, ona kendiliğinden değer kazandırmaz. İçinde ruh, fikir, çile, terkip ve sahici bir biçim şuuru bulunmayan işlerin sırf sıra dışı görünmesi sebebiyle sanat mertebesine yükseltilmesi, estetik ölçülerin ciddî biçimde aşınmasına yol açmaktadır. Böyle bir ortamda güzellik ile çarpıcılık, hakikat ile gürültü, derinlik ile kapalılık birbirine karıştırılmaktadır. Soyut nesneler adı altında sunulan binlerce çalışma bunun örneğidir. Böylece sanatın ne olduğu meselesi bilinçli biçimde bulanıklaştırılmakta; ölçüsüzlük, özgürlük perdesi altında meşrulaştırılmaktadır. Bu bulanıklık, yalnız sanat çevresinin iç meselesi de değildir. Toplum hangi eserleri alkışlıyorsa, zamanla hangi duygulara, hangi fikirlere ve hangi zevk seviyesine sahip olduğu da oradan okunuyor demektir.

Meselenin daha vahim tarafı, sanat alanındaki bu savrulmanın içtimai estetik idraki de aşındırmasıdır. Güzel, doğru ve iyi arasındaki bağ zayıfladıkça toplum yüzeye, yapay olana razı hâle gelir. İnsanlar artık eser karşısında derinleşmek, tefekkür etmek, sarsılmak ve kendi iç âlemlerine dönmek yerine; kısa süreli şaşkınlık, şehvet, dürtü ve gösteri aramaktadır. Bu yüzden sanat adı altında sunulan deli saçması teşebbüsler, geniş bir alıcı kitlesi bulabilmektedir. Hatta iştihâlara sunulan basit ve geçici görseller de tamamen nefsi anlık tatmin ederek güzele bakışı öldürmektedir. Burada dikkat çekici olan nokta, tek tek sanatçıların zaafı kadar, bu zaafı besleyen kültürel ortamın da mahiyetidir. Sanat dediğimiz olgu, küçüklükten göze ve ruha hitap etmelidir. Yoksa güzellik duygusu körelir ve insanın ruh terbiyesi zayıflar. Âdeta çirkine davetiye çıkarır. İnsan yapaylıklara kolayca düşer ve sanat adı altında gösterilen unsurların tahrik edici, yozlaştırıcı görünümü altında kaybolur.

Bir diğer problem ise, bize sunulan bu çirkinliğin aynı zamanda modern insanın iç dünyasındaki parçalanmanın dışarıya da yansıması olmasıdır. Kendi varlığını aşkın bir mânâ ile irtibatlandıramayan, ruhunu besleyecek yüksek bir ölçü etrafında toplayamayan insan, sanat sahasında da merkez kuramaz. Böyle olunca üretim, iç nizamın dışa taşması şeklinde gerçekleşmez; dağınıklığın, yabancılaşmanın ve yapaylığın biçim kazanması şeklinde ortaya çıkar. Taklit de böyle olur. Sanatçı; kendi varoluş sancısından damıttığı biçim yerine, modaların ve uluslararası kültür pazarının empoze ettiği kalıplara kapılır. Eser, yaşayan bir tecrübenin mahsulü olmaktan uzaklaşır. İthal edilmiş jestlerin, ödül mekanizmalarına göre ayarlanmış tavırların ve görünürlüğün ürünü hâline gelir. Zaten sahici bir sanat da bu sebepten ortaya çıkmaz.

Bu noktada Cemil Meriç’in sanat ve sanatçı üzerine yaptığı değerlendirmeler dikkate değerdir. Ona göre sanat, vitrinlere konulmuş süslü bir metâ değil, bir medeniyetin ruhunu ele veren aynadır. Sanatçı ise hakikatin izini sürmekle yükümlüdür. Kendi çağının tanığı olan sanatçı, içinde yaşadığı topluma karşı mesuliyet taşır. Bu mesuliyet ortadan kalktığında, köklerinden kopmuş ve kendi irfanına sırt çevirmiş bir sanat anlayışının sahici olması mümkün görünmez. Bu yüzden sanat, toplumun ruhunu yansıtan bir aynadır. Taklitçilik, ithal fikirler ve halktan kopukluk üzerine kurulu bir sanat anlayışı, iyiyi ve güzeli işaret edemez. Sahtelikten pay alan bütün pürüzsüz çehreler görünüş itibarıyla albenili dursa da anlam ve değer bakımından eksiktir. Sanat ancak hakikate yaslandığında ve kendi medeniyetinin toprağından beslendiğinde kalıcılık kazanabilir.


 

Jean Baudrillard, çağımızı “hiper-gerçeklik” kavramıyla izah eder. Ona göre artık gerçekliğin yerini simülasyonlar almıştır. Siyasetten ekonomiye, cinsellikten estetiğe kadar her alan bir tür “trans” hâline girmiştir. Sanat da bu dönüşümden payını almış, sınırlarını ve özünü belirsizleştiren bir evreye sürüklenmiştir. Sanatın neredeyse her yerde görünür hâle gelmesi onun kudretinin arttığını göstermiyor. Çünkü bu anlayışla seri üretim mantığı atölyelere kadar sirayet ediyor, sanatçının imzası da marka etiketine dönüşüyor.

Hâlbuki sanatın aslî vazifesi, insanı kendi nefsinin dağınıklığından kurtarıp daha yüksek bir idrak seviyesine taşımaktır. Sanat; ruhu yoğuran, bakışı incelten, duyuşu terbiye eden, insanı varlık ve hakikat karşısında edepli bir dikkat hâline çağıran bir sahadır. Burada güzellik, keyfî bir zevk başlığı taşımaktan öte, bir ölçü ve nizam fikriyle irtibatlıdır. Güzeli kavramak, aynı zamanda varlıktaki âhengi sezmeyi, hakikatin izini sürebilmeyi ve insanın iç düzeniyle dış dünya arasında anlamlı bir bağ kurabilmeyi gerektirir. Sanat işte bu yüzden medeniyet meselesidir. Kökü kopmuş, metafizik ufku daralmış, hayatı yalnız madde ve haz ekseninde kurulan toplumlarda sanatın da çoraklaşması tesadüf sayılmaz. Çünkü toplum hangi hakikate bağlanıyorsa, sanat da oradan beslenir. Doğu sanatları ile Batı sanatlarını bu çerçeveden izlediğinizde göreceksiniz ki; Doğu sanatları kendi dinlerinin formlarına göre ferahlık sunarken, Batı sanatlarında her şey kaos ve kargaşadan ibarettir. Yönünü bulamamanın verdiği buhranın tezahürüdür. Bugün sanatın aslî yerine dönmesini sağlayacak tek şey de bir dünya görüşünden başkası değildir. Her yönüyle toplumu saran, her meseleyi yeniden işleyen yeni bir dünya görüşü...

Aylık Baran Dergisi 53. Sayı Temmuz 2026

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Cccc

Laik düzen çaldı. Herşeyi dünyalık olan laik düzen. Her şeyimizi bir bir elimizden . Aldı. Ahlaksızlık namuzsuzluk hap toz ciplaklik her şey laiklikle başladı ve daha da çoğalıyor.

ata

para
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23