• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Sahabeler yazmış! Binlerce var... Arabistan'daki kaya yazıtları erken İslam tarihi açıklıyor

Yeniakit Publisher
AA Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Sahabeler yazmış! Binlerce var... Arabistan'daki kaya yazıtları erken İslam tarihi açıklıyor

Suudi Arabistan'da bulunan erken İslam dönemine ait kaya yazıtları, Kur'an tarihi ve erken İslam araştırmalarına ışık tutuyor. Uzmanlar, bu yazıtların tarihlendirilmesinde yazı biçimi, içerik ve arkeolojik bulguların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Suudi Arabistan'da bulunan erken İslam dönemine ait kaya yazıtları, Kur'an tarihi ve erken İslam araştırmalarına ışık tutuyor. Uzmanlar, bu yazıtların tarihlendirilmesinde yazı biçimi, içerik ve arkeolojik bulguların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Sosyolog, Araştırmacı-Yazar ve Epigrafist Müfid Yüksel yaptığı değerlendirmede, erken İslami dönem kaya yazıtlarının hangi döneme ait olduğunun belirlenmesinde tek bir ölçütün yeterli olmadığını, yazı biçimi, imla özellikleri, metnin içeriği ve arkeolojik bağlamın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Kaya yazıtlarının hangi döneme ait olduğunun belirlenmesinde tek bir ölçütün yeterli olmadığını belirten Yüksel, özellikle yazı biçimi ve imla özelliklerinin önemli olduğunu söyledi.

Yüksel, erken dönemlerde bazı harflerin ve kelimelerin yazılış biçimlerinin daha sonraki yüzyıllarda değiştiğini, bu değişimin yazıtların tarihlendirilmesinde kullanılabildiğini ifade etti.

Bir kelimenin, ismin harf-i med olan elifli veya elifsiz yazılması, bazı harflerin biçimi ve harflerin yazımındaki küçük farklılıkların dönemsel ipuçları verebildiğini belirten Yüksel, "Bu püf noktaları üzerinde özellikle çalıştık. Harflerin yazılıp yazılmaması ve biçimleri, dönemsel gelişimi takip etmemize imkan veriyor." dedi.

Yüksel, bununla birlikte, bu tür epigrafik ve paleografik göstergelerin tek başına mutlak bir tarih vermediği, tarihlendirme çalışmalarının yazıtın içeriği, dil özellikleri, arkeolojik bağlamı ve diğer tarihsel verilerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğinine işaret etti.


 

Tarih taşıyan yazıtlar erken İslami döneme ilişkin önemli kronolojik veriler sunuyor

Yüksel, üzerinde tarih bulunan erken dönem yazıtların kronolojik açıdan önem taşıdığını belirterek, Hicri 20'li yıllara tarihlenen örneklerin bulunduğunu söyledi.

Bu kapsamda Züheyr adlı bir azatlı köleye ait olduğu belirtilen Hicri 24 tarihli yazıtları örnek gösteren Yüksel, UNESCO tarafından da tescil edilen yazıtlardan birinin Hz. Ömer'in vefat yılına, diğerinin ise Hz. Osman'ın halife olarak seçilmesine atıf içerdiğini ifade etti.

Yüksel, tarih taşıyan yazıtların yanı sıra belirli tarihi olaylara atıfta bulunan yazıtların da tarihlendirmede kullanılabildiğini belirtti. Ancak her yazıtın tarihi, kendi metni ve fiziksel bağlamı üzerinden ayrıca değerlendirilmek durumunda olduğundan, bir yazıtın kesin tarihlendirilmiş olması tüm erken dönem yazıtlarının aynı kesinlikle tarihlendirilebileceği anlamına gelmediğini değerlendirdi.


 

"Kaya üzerine doğrudan karbon-14 testi yapılamaz"

Erken İslami dönem kaya yazıtlarının tarihlendirilmesine ilişkin en önemli tartışmalardan biri, yazıtların gerçekten iddia edilen döneme ait olup olmadığının nasıl belirlendiği.

Yüksel, kaya yüzeyine kazınmış yazıların kendisinin organik bir materyal olmaması nedeniyle doğrudan karbon-14 yöntemiyle tarihlendirilemeyeceğini belirtti.

Bu nedenle yazıtların tarihlendirilmesinde epigrafik ve paleografik incelemelerin yanı sıra, uygun durumlarda farklı bilimsel analizlerin ve arkeolojik bağlamın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Yüksel, radyometrik ölçümlerin de bazı buluntular açısından kullanılabildiğini söyledi.

Yüksel, "Bunların radyometrik ölçümleri ve diğer ölçümleri çok büyük bütçeler istiyor. Devlet kurumlarının bu çalışmaları yapması gerekiyor." dedi.


 

Kaya yazıtlarının sahte olup olmadığı nasıl anlaşılıyor?

Yazıtların sonradan üretilip üretilmediği veya eski bir kaya yüzeyine modern dönemde kazınıp kazınmadığı sorusunun, erken dönem epigrafisi açısından temel meselelerden biri olduğunu belirten Yüksel, bu değerlendirmede yazı biçiminin yanı sıra yazıtın fiziksel özelliklerinin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Yazıtın kaya yüzeyindeki konumu, aşınma biçimi, kazı izlerinin niteliği, çevresel koşullar ve yazının dönemsel imla özellikleri gibi unsurların birlikte incelenmesinin önem taşıdığını belirten Yüksel, yalnızca bir fotoğraf üzerinden kesin tarihlendirme yapılmasının yeterli olmayacağını ifade etti.

Bu nedenle yazıtların bilimsel olarak değerlendirilmesinde saha incelemesi, yüksek çözünürlüklü görüntüleme, epigrafik analiz ve gerektiğinde uygun laboratuvar yöntemlerinin birlikte kullanılması önem taşıyor.


 

Çöl iklimi yazıtların korunmasına katkı sağladı, ancak tehditler devam ediyor

Yüksel, Arap Yarımadası'nın sıcak ve kurak ikliminin, kaya yüzeylerine kazınan bazı yazıtların yüzyıllar boyunca korunmasına katkı sağladığını belirtti.

Bununla birlikte bütün yazıtların aynı ölçüde korunmadığını ifade eden Yüksel, bazı kaya yüzeylerinde aşınma ve dökülmeler nedeniyle yazıların okunamaz hale geldiğini söyledi.

Yazıtların kaya yüzeyine daha çok "mıh" denilen çadır kazıkları veya hançer uçlarıyla kazınarak işlendiğini belirten Yüksel, yüzeyin şeklinin ve kaya dokusunun da korunmada etkili olduğunu aktardı.

Son dönemlerde bazı bölgelerde yağışların artmasının da risk oluşturabileceğini belirten Yüksel, önemli yazıtların koruma altına alınması ve mümkün olan yerlerde açık hava müzeleri şeklinde düzenlenmesi gerektiğini ifade etti.

İnsanların kaya yüzeylerine sprey boyayla müdahale etmesinin de önemli bir tehdit olduğunu belirten Yüksel, yazıtların bulunduğu alanların sistematik biçimde korunması gerektiğini söyledi.


 

"Bugüne kadar yaklaşık 5 bin yazıt tespit edildiğini düşünüyorum"

Suudi Arabistan'da son dönemlerde erken dönem yazıtlarının belgelenmesine yönelik çalışmaların arttığını belirten Yüksel, ancak günümüzde kayıt altına alınan yazıtların önemli bir bölümünün aslında daha önce farklı araştırmacılar tarafından keşfedildiğini ifade etti.

"Bugüne kadar yaklaşık 5 bin yazıt tespit edildiğini düşünüyorum." diyen Yüksel, ancak araştırılmamış geniş coğrafyalar dikkate alındığında bu sayının çok daha yüksek olabileceğini söyledi.

Yüksel, yazıtların yaklaşık olarak 40 bini geçeceğini tahmin ettiklerini ancak bu rakamın mevcut resmi envanter değil, kendi tahminleri olduğunu belirtti.

Özellikle Medine'nin kuzeyinden Tebük ve Ürdün sınırına kadar uzanan bölgelerde saha çalışmalarının sürdüğünü aktaran Yüksel, bu çalışmaların arkeolog, epigraf ve tarihçilerin katkısıyla yürütülmesinin önemine işaret etti.


 

Mekke çevresinde araştırılmayı bekleyen binlerce yazıt olabilir

Yüksel, Mekke çevresindeki erken dönem yazıtlarının henüz yeterince araştırılmadığını belirterek, geçmiş yıllarda bölgede toplanan ve müze depolarına kaldırılan çok sayıda kaya parçasının yeniden incelenmesi gerektiğini söyledi.

Mekke çevresinde geçmişte 10 bini aşkın yazılı kaya parçasının toplandığına ilişkin bilgi bulunduğunu belirten Yüksel, bunların sistematik biçimde araştırılması halinde önemli sonuçlara ulaşılabileceğini ifade etti.

Yazıtların bir bölümünün eski ticaret ve hac yollarında, bir bölümünün ise askeri sefer güzergahlarında bırakıldığını belirten Yüksel, bu kayıtların erken dönemlerdeki insan hareketliliğinin izlenmesine imkan sağlayabileceğini söyledi.


 

Yazıtlar Kur'an tarihi ve erken İslam tartışmalarına ne söylüyor?

Yüksel, erken İslami dönem kaya yazıtlarının, Kur'an'ın erken dönemdeki varlığı ve İslam'ın doğuşuna ilişkin akademik tartışmalarda dikkate alınması gereken kaynaklar arasında bulunduğunu belirtti.

Kaya yazıtlarında Kur'an ayetleri veya Kur'an'daki ifadelerle örtüşen dini metinlerin bulunduğunu ifade eden Yüksel, bugüne kadar yaklaşık 50 civarında bu tür yazıt üzerinde çalışma yaptığını söyledi.

Yüksel'in paylaşımları arasında, Medine-Şam yolu üzerindeki bir yazıtta Necm Suresi'nin ilk ayetinin yer aldığı değerlendirmesi de bulunuyor. Yazıtta, "Battığı zaman yıldıza andolsun" anlamındaki Necm Suresi'nin ilk ayetiyle bağlantılı bir ifade yer alıyor.

Yine El-Ula'da Abdülmelik bin el-Aclân adına atfedilen bir yazıtta, "Ben, Abdülmelik bin el-Aclân, Muhammed'in iman ettiğine iman ettim ve ben Müslümanlardanım." anlamındaki ifadelerin bulunduğu belirtiliyor.

Yahya bin Süleyman adına atfedilen başka bir yazıtta ise Allah'tan bağışlanma dileyen bir dua yer alıyor.


 

"Yazıtlar klasik kaynaklarla birlikte okunmalı"

Yüksel, kaya yazıtlarının tek başına İslam tarihine ilişkin bütün soruları cevaplamayacağını, ancak klasik tarih ve hadis kaynaklarıyla birlikte ele alındığında önemli bir tamamlayıcı kaynak oluşturacağını belirtti.

İbn Asakir (Şam'da yaşamış dünyaca ünlü bir İslam tarihçisi ve hadis alimi) gibi tarihçilerin eserlerinde bazı yazılı metinlere veya yazıtlara atıflar bulunduğunu belirten Yüksel, geçmişte aktarılan bazı bilgilerin günümüzdeki epigrafik buluntularla karşılaştırılabileceğini söyledi.

Bu yaklaşımın, yazıtları yalnızca "arkeolojik nesne" olmaktan çıkararak tarih, dil, filoloji, hadis ve biyografi çalışmalarının ortak araştırma alanına dönüştürdüğünü ifade eden Yüksel, farklı disiplinlerin birlikte çalışmasının önemine dikkati çekti.

Yüksel, Doç. Dr. Hakan Temir ile birlikte erken İslami dönem kaya yazıtları üzerine yaptıkları çalışmaları kitaplaştırdıklarını da belirtti.


 

"İslam dünyasında epigrafi çalışmalarına daha fazla önem verilmeli"

Yüksel, erken İslami dönem yazıtlarının araştırılmasında Batılı araştırmacıların 19. yüzyılın sonlarından itibaren önemli çalışmalar yaptığını, Müslüman dünyasında ise bu alana yönelik akademik ilginin uzun süre sınırlı kaldığını söyledi.

İslam toplumlarında rivayet kültürünün güçlü olması nedeniyle yazılı arkeolojik kaynakların yeterince önemsenmediğini söyleyen Yüksel, son 10-15 yılda seyahat imkanlarının artması ve teknolojik araçların yaygınlaşmasıyla yeni keşiflerin hız kazandığını belirtti.

Türkiye'de de bu alanda daha fazla araştırma yapılması gerektiğini ifade eden Yüksel, müzelerde bulunan yazma eserler, mezar taşları ve diğer yazılı materyallerin yeniden değerlendirilmesinin önemine işaret etti.


 

"İslam'ın arkeolojisi olmaz" yaklaşımı bilimsel bir tartışma değil

Yüksel, erken İslami dönem yazıtlarına yönelik bazı eleştirilerin bilimsel olmaktan ziyade ideolojik nitelik taşıdığını belirtti.

Bazı çevrelerin İslam tarihiyle ilgili arkeolojik buluntulara karşı daha yüksek bir şüphe standardı uyguladığını öne süren Yüksel, aynı eleştirilerin Sümer, Babil, Asur, Hitit veya diğer eski medeniyetlere ait yazılı materyaller için aynı ölçüde gündeme getirilmediğini söyledi.

Arap Yarımadası'nın yalnızca göçebe topluluklardan oluşan ve yazılı kültürden uzak bir coğrafya olarak değerlendirilmesinin tarihsel gerçekliği tam olarak yansıtmadığını belirten Yüksel, bölgenin tarih boyunca ticaret yolları, limanlar ve farklı medeniyetlerle ilişkiler üzerinden şekillendiğini ifade etti.

Yüksel, bu nedenle erken İslami dönem yazıtlarının da diğer medeniyetlere ait epigrafik malzemeler gibi bilimsel yöntemlerle incelenmesi gerektiğini vurguladı.


 

"Bütün yazıtlar ortaya çıktığında erken İslam tarihine ilişkin daha geniş bir tablo oluşacak"

Yüksel, yazıtların yalnızca İslam tarihinin değil, Arap dilinin ve yazısının gelişiminin, erken Müslüman toplumunun sosyal yapısının, ticaret ve hac güzergahlarının, bireysel dindarlığın ve gündelik hayatın araştırılması açısından da değer taşıdığını belirtti.

Bu alandaki çalışmaların farklı disiplinlerin işbirliğiyle yürütülmesi gerektiğini söyleyen Yüksel, erken dönem yazıtlarının klasik kaynaklarla birlikte okunması halinde İslam tarihine ilişkin bazı bilgilerin yeniden değerlendirilmesinin mümkün olabileceğini ifade etti.

Yüksel, "Bütün bunların hepsi ortaya çıktığında ve okunduğunda, erken İslam tarihine ilişkin çok daha geniş bir tablo elde edeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.

Yüksel, Arap Yarımadası'nın farklı bölgelerinde bulunan bu yazıtların, klasik kaynaklarda yer almayan bazı ayrıntıları da gün yüzüne çıkardığını ve İslam tarihinin ilk dönemlerine ilişkin önemli birincil kaynaklar arasına girebileceğini ifade etti.

Bu yazıtların önemli bir bölümünün kayalar üzerine kazınmış kısa dua, ayet, tevhid ve iman ifadelerinden oluştuğunu belirten Yüksel, bazı kitabelerde ise yazıyı yazan veya yazının adına yazıldığı kişilerin kimliklerine, kabile ve ailelerine, neseplerine ilişkin bilgilerin bulunduğunu belirtti.

Yüksel, "Yazıtlar, erken İslam toplumunun sosyal yapısı, ticaret ve hac güzergahları ile dönemin dini ve gündelik hayatına ilişkin önemli ipuçları taşıyor." dedi.


 

Kaya yazıtları eski ticaret ve kervan yollarının izlerini taşıyor

Yüksel, Arap Yarımadası'nda kaya yazıtlarının bulunmasının tesadüf olmadığını, bölgenin tarih boyunca önemli ticaret, kervan ve seyahat güzergahlarına ev sahipliği yaptığını ifade etti.

Şam ile Yemen'in başkenti Sana arasındaki hattın, eski İpek Yolu'nun güneye uzanan kollarından biri olduğunu belirten Yüksel, bu güzergahlar üzerinden insanların Şam'dan Hicaz'a, Hicaz'dan da Yemen'e ulaştığını söyledi.

Mekke ve Medine'nin bu hareketliliğin yaşandığı Hicaz bölgesinde önemli merkezler olduğunu aktaran Yüksel, Mekke'nin bölgesel ticarette öne çıktığını, Medine'de ise tarımsal faaliyetlerin de önemli bir yer tuttuğunu belirtti.

Yüksel, söz konusu kara güzergahlarının deniz yollarıyla da bağlantılı olduğunu ifade ederek, Yenbu ve Cidde'nin yanı sıra Yemen'deki Hudeyde ve Aden gibi limanların bölgenin ticari hareketliliğinde rol oynadığını kaydetti.

Bu limanlar üzerinden Doğu Afrika, Habeşistan ve Sudan'a, diğer taraftan da Hindistan'a ve Hint Alt Kıtası'na ulaşıldığını ekleyen Yüksel, deniz ve kara güzergahlarının birbirine bağlanmasının Arap Yarımadası'ndaki insan ve ticaret hareketliliğini artırdığını belirtti.

Bu hareketliliğin, insanların geçtikleri ve konakladıkları güzergahlardaki kaya yüzeylerine yazılar bırakmasına da zemin hazırladığını belirten Yüksel, Arap Yarımadası'nda bulunan yazıtların önemli bir bölümünün eski ticaret ve kervan yollarının geçtiği bölgelerde görülmesinin bu açıdan anlamlı olduğunu söyledi.

Yüksel, "İslamiyet'ten çok öncesine, 400-500 yıl öncesine giden yazıtlar var. Bunlar farklı dillerde ve alfabelerde." dedi.

Bölgede Aramice, Safaitik, Semudi ve Nabatî yazıların yanı sıra Güney Arabistan'da kullanılan Müsned yazısı ve alfabesi gibi farklı yazı sistemlerine ait örneklerin bulunduğunu belirten Yüksel, kuzey bölgelerde Bizans ve Roma dünyasıyla ilişkilerin de etkisiyle Yunanca yazıtların tespit edildiğini aktardı.


 

Arap yazısının gelişimi kaya yazıtlarından izlenebiliyor

Yüksel, erken dönem yazıtların yalnızca tarih araştırmaları açısından değil, Arap yazısının oluşum ve gelişim sürecinin takip edilmesi bakımından da önem taşıdığına işaret etti.

Arap yazısı oluşum sürecinin Nabatî yazı geleneğiyle bağlantılı olduğunu belirten yüksel, Nabatî yazının ise daha geride Aramice yazıyla bağlantılı bir gelişim gösterdiğini ifade etti.

Yüksel, İslamiyet'ten yaklaşık 200-250 yıl önce Arap yazısının belirginleşmeye başladığını, erken dönemlerde Hicazi yazı olarak nitelendirilen yazı biçimlerinin ortaya çıktığını, daha sonraki süreçte ise Medeni ve Kufi yazı geleneklerinin geliştiğini anlattı.

Kaya yazıtlarının, bu değişimin izlenmesine imkan veren önemli malzemeler arasında bulunduğunu belirten Yüksel, yazıtların dil, imla ve harf biçimleri üzerinden dönemsel farklılıkların takip edilebildiğini söyledi.


 

Yazıtlar yalnızca tarih değil, gündelik hayat hakkında da bilgi veriyor

Yüksel, kaya yazıtlarının öneminin, yalnızca üzerinde yazan isim veya tarihlerden ibaret olmadığına işaret etti.

Kısa dua cümleleri, kişisel ifadeler, isimler, soy bilgileri, seyahat, bazı gazalar ve hacla ilgili kayıtlar, kısa mesajlar ve bazı durumlarda birbirine cevap niteliğindeki yazıların da kaya yüzeylerinde yer aldığını belirten Yüksel, bu örneklerin erken dönem toplumunun gündelik hayatına ilişkin ipuçları sunduğunu söyledi.

Bazı yazıtlarda insanların birbirlerine cevaplar bıraktığını, hatta kişisel tartışma veya hakaret içeren örneklerin de bulunduğunu aktaran Yüksel, bunların dönemin sosyal ve kültürel yapısının anlaşılması bakımından önem taşıdığını ifade etti.

Yüksel, "Bunlar sadece büyük tarihi olayları anlatan metinler değil. İnsanların kim olduğunu, nereden geldiğini, nereye gittiğini, hangi sosyal gruba mensup olduğunu ve bazen ne düşündüğünü anlamamıza yardımcı oluyor." değerlendirmesinde bulundu.


 

Sahabe ve erken dönem Müslümanlarına ilişkin yeni veriler ortaya çıkıyor

Erken İslami dönem yazıtlarının önemli bir bölümünde şahıs isimleri ve soy bilgilerine rastlandığını belirten Yüksel, bunların klasik İslam tarihi kaynaklarıyla karşılaştırılması halinde yeni sonuçlara ulaşılabileceğini söyledi.

Yüksel, bazı yazıtlarda şahısların birkaç nesil geriye kadar soylarının kaydedildiğini, kişilerin kimliklerine, kabile ve ailelerine, neseplerine ve mensubiyet bilgilerine de yer verildiğini belirterek, bu kayıtların rical, tabakat ve siyer kaynaklarındaki bilgilerin kontrol edilmesine imkan sağlayabileceğini ifade etti.

Bazı yazıtların klasik kaynaklarda geçen isimlerin doğru okunmasına veya kimliklerinin daha net belirlenmesine katkı sağladığını belirten Yüksel, "Bazı kaynaklarda Hadis ravilerinin isimleri yanlış yazılmış olabiliyor. Yazıtlarda ise kişinin nesebi, kabilesi ve mensubiyeti daha ayrıntılı şekilde karşımıza çıkabiliyor." dedi.

Yüksel, bu nedenle yazıtların klasik kaynakların yerine geçen belgeler olarak değil, onları tamamlayan ve gerektiğinde yeniden değerlendirmeye imkan veren birincil kaynaklar olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.


 

Azatlı kölelere ait yazıtlar erken toplumun sosyal yapısına ışık tutuyor

Yazıtlar arasında azatlı kölelere ait olanların da bulunduğuna işaret eden Yüksel, yazıtlardaki "mevla", "gulam" ve "feta" gibi ifadelerin kişilerin sosyal statülerine ilişkin ipuçları verdiğini belirtti.

Yüksel, özellikle azatlı kölelere ait bazı yazıtlarda dikkat çekici imla ve hat özellikleri bulunduğunu söyledi.

Kölelerin ve azatlı kölelerin yazılarının bazı örneklerde oldukça düzgün olduğuna işaret eden Yüksel, kuzeyden, Bizans ve Sasani coğrafyasından gelen bazı kişilerin, özellikle kölelerin, İslam öncesi ve erken dönemlerde efendilerine aynı zamanda katiplik görevlerinde bulunmuş olabileceğini ifade etti.

Yüksel, bu yazıtların erken İslam toplumundaki kölelik, azatlılık, eğitim ve yazı kültürü arasındaki ilişkilere dair araştırmalara da katkı sağlayabileceğini kaydetti.


 

Ebu Leheb'in torunlarından sahabe ailelerine uzanan kayıtlar

Yüksel, Hz. Ömer'in (RA) torunları ve ahfadı, Hz. Zübeyr'in (RA) torunları ve ahfadı, Ka'b bin Mâlik'in (RA) torunları ve ahfadı gibi bazı ailelerin nesiller boyunca aynı bölgelerde kaya yazıtları bıraktığını belirterek, bu durumun ailelerin dini ve sosyal dönüşümlerinin takip edilmesine imkan verdiğini söyledi.

Ebu'l-Yeser, Ebu Sebre gibi Bedir gazilerine, onların çocuklarına ve torunlarına ait olduğu değerlendirilen yazıtların bulunduğunu belirten Yüksel, Ebu Leheb'in torunlarına ait olduğu değerlendirilen ailevi yazıtların da dikkat çekici örnekler arasında yer aldığını ifade etti.

Yüksel, bu tür bulguların, klasik kaynaklarda genel hatlarıyla anlatılan toplumsal ve dini dönüşümlerin somut yazılı izlerini ortaya koyabileceğini belirtti.


 

Taif'teki yazıt İslam öncesi dönemin yazı kültürüne ilişkin dikkat çekici bir örnek

Yüksel, erken İslami dönem yazıtlarının yanı sıra İslamiyet öncesi döneme ait kaya yazıtlarının da erken İslam tarihinin arka planını anlamak açısından önemli olduğunu söyledi.

Bu kapsamda Taif'te keşfedilen ve Hanzala bin Abd Amr'a ait olduğunu değerlendirdiği bir yazıtı örnek gösteren Yüksel, söz konusu yazıtta "Bismik Rabbena (Rabbimizin ismiyle)" ifadesinin yanı sıra Hanzala bin Abd Amr adına rastlandığını belirtti.

Yüksel, yazıtın İslam öncesi dönemde kullanılan dini ifadelerin ve dönemin yazı kültürünün anlaşılması açısından önem taşıdığını ifade etti.

Söz konusu yazıtın daha sonra farklı araştırmacılar tarafından da incelendiğini belirten Yüksel, bu tür buluntuların İslamiyet öncesi Arap toplumunun yalnızca sözlü kültürden ibaret olmadığına ilişkin tartışmalarda da dikkate alınabileceğini söyledi.

Yüksel, Muğla'nın Datça ilçesindeki antik Knidos kentinde de Müslümanların Hicri 54, 57 ve 98 yıllarındaki gazveleriyle bağlantılı Arapça yazıtların bulunduğunu kaydetti.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23