• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa'nın 119’uncu ölüm yıldönümü | Gazi Osman Paşa kimdir?

Yeniakit Publisher
2019-04-05 10:25:00 - 2019-04-05 10:27:30
Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa'nın 119’uncu ölüm yıldönümü | Gazi Osman Paşa kimdir?

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rusya İmparatorluk Ordusu'nun kuşattığı Plevne (Bulgaristan) kenti Osmanlı Ordusu tarafından savunuldu. Bu mücadelede şüphesiz Kahraman Gazi Osman Paşa'nın büyük başarısı olmuştur. Bugün Gazi Osman Paşa'nın 119. ölüm yıldönümü. Peki Plevne savunması nedir, Gazi Osman paşa kimdir? İşte Gazi Osman Paşa'nın hayatına dair ayrıntılar ve Plevne savunmasındaki eşsiz rolü haberimizin detaylarında...

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rusya İmparatorluk Ordusu'nun kuşattığı Plevne (Bulgaristan) kenti Osmanlı Ordusu tarafından savunuldu. Bu mücadelede şüphesiz Kahraman Gazi Osman Paşa'nın büyük başarısı olmuştur. Bugün Gazi Osman Paşa'nın 119. ölüm yıldönümü. Peki Plevne savunması nedir, Gazi Osman paşa kimdir? İşte Gazi Osman Paşa'nın hayatına dair ayrıntılar ve Plevne savunmasındaki eşsiz rolü haberimizin detaylarında...

Plevne savunması nedir?

Plevne Savunması, 19 Temmuz 1877-10 Aralık 1877) 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rusya İmparatorluk Ordusu'nun kuşattığı Plevne (Bulgaristan) kentinin Osmanlı ordusu tarafından savunulması olayıdır.

Plevne'de ne olmuştur?

28 Nisan 1877'de Osmanlı İmparatorluğuna Rus İmparatorluğu tarafından gönderilen savaş ilamını içeren nota ile 1877-1878 Osmanlı-Rus Muharebesi başlamış oldu. Rusların Balkanlarda ordularını gönderip, saldırıya geçebileceği tek bir yer bulunmaktaydı, oda Osmanlı himayesi altındaki Romanya topraklarıydı ve Ruslar bu topraklar üstünde Siret (Sava) nehri üzerinde "Barboşi köprüsü"nün olduğu yerden ordularını geçirmek zorundaydı. Bu köprü kritik bir öneme sahip olmakla bu köprünün havaya uçurulması Osmanlılara en az 2 veya 3 ay vakit kazandıracaktı. Nitekim Osmanlı kuvvetlerine askeri danışmanlık veren İngiliz danışmanlarda bu durumun farkındaydı. Köprünün hemen yakınındaki Osmanlı Tuna donanmasının komutanına İngiliz askeri danışmanı Hobart Paşa, Barbosi’nin tahrip edilmesi emrini vermiş fakat Tuna'daki 4 gemilik Osmanlı filo komutanı bunun bir aldatmaca veya casusluk oyunu olduğuna dair şüpheleri yüzünden emri uygulamakta 4-5 gün kadar gecikmiş ve tam emri uygulayacakken de bu defa iş işten çoktan geçmiştir, zira Ruslar orduları ile sava nehri kıyısına gelip filoyu donanmaları ve karadaki topları ile ateşe alıp batırmış ve yok etmiştir. Sonuçta Osmanlılar için büyük bir fırsat daha muharebenin başında kaybedilmiştir. Zira Osmanlı ordusu Sırp ve Karadağlı isyancıları yenmiş ve ordu balkanlara hakim olmak üzereydi. Buna rağmen Osmanlı hakimiyeti altındaki Romanya'da kral I. Carol Osmanlıların yanındadır. Osmanlılardan belli bazı tavizler ve ayrıca kuvvet göndermesini ve buna karşılık kendisine bağlı kalacağını belirtir. Osmanlı ordusu ne Romanya'nın isteklerini kabul eder ne de destek amaçlı kuvvet yollar. Sonunda kral taraf değiştirip halkından da destek görerek Rusların safına geçer ve Ruslara destek için ordusunu toplamaya başlar.

Vidin'deki Osmanlı kuvvetlerinin komutanı olan Osman Nuri Paşa, Kırım Savaşı'nda Ömer Lütfi Paşa'nın yaptığı gibi 25.000 askerle Romanya'ya girme ve henüz daha yerleşmemiş Rus birliklerinin üzerine saldırarak onları geriletme ve muharebeyi buraya taşıma planlarını açıklayarak Osmanlı seraskerliğinden bu konuda izin ister. Ancak başkomutan Çırpanlı Abdülkerim Nadir Paşa ve heyeti bu öneriyi kabul etmez. Bunun yerine Romanya'yı boşaltıp Tuna nehri boyunca savunma yapmayı seçerler. Oysaki bölgede Osmanlı askerlerinin sayısı Ruslardan fazla olması yanında Sultan Abdülaziz döneminde dış borçlanmaya karşın, harcanan paraların önemli bir kısmı orduya harcanmış ve Osmanlı ordusu en modern teçhizatlara iyi bir donanmaya sahip bir ordu haline gelmişti. Yine redif askerleri dahil pek çok askeri birliği iyi şekilde eğitimliydi. Ancak Osmanlı ordusunun komuta kademesi için aynı durum geçerli değildi. Komutanlar arasında çekişme bulunması yanında ordudaki bir kısım subaylar siyasete katılmıştı. Bunun yanında komuta kademesinde tecrübeli kumandanlara karşın; tecrübesiz veya yeteneksiz,yetersiz kumandan ve subaylarda bulunmaktaydı.Yine komuta kademesinde çekişmeler yanında bir de kurmaylık ve askeri planlama,sevk ve idare yönünden de büyük zaafiyetler mevcuttu. Ruslar Osmanlının bu hareketsiz durumundan istifade ederek Romanya'daki yığınaklarını iyice arttırdılar. Sonrasında teknelerle karşıya geçip Osmanlı mevzilerine hattın zayıf noktalardan saldırıya geçtiler. Oysaki Rusçuk ve Niğbolu'yu topa tutan Ruslar ilerleyecekleri noktaları belli etmişler ve durum Osman Paşa'nın dahi dikkatini çekmiştir. Bu ağır stratejik hatalar ve komuta kademesindeki sorunlar neticesi, iyi donanımına karşın Osmanlı ordusu yenilgi üstüne yenilgiye uğramaya başladı.

Romanya'da ilerlemede dahil pek çok önerisi kabul edilmeyen Osman Nuri Paşa; son olarak bu defa Osmanlı seraskerliğini atlayıp bizzat padişah II. Abdülhamit'e bir öneri sundu. Planına göre Rahova ve Vidin'den 20 tabur askerle kendisi yola çıkacak ve Niğbolu kalesine ulaşıp buradaki birlikleri yanına alarak bir kolordu oluşturup, Teteven ve Turyan geçitlerini ele geçirip Ruslara ani bir hücumda bulunmak olduğunu belirtti. Öneri Padişah tarafından kabul edildi. Ancak buna rağmen padişahın bu kararı, bilinmeyen bir nedenle Osman Paşa'nın kendisine 2 gün geç iletildi. Bu 2 günlük geç bildirme sonrasında ağır neticelere sebep olmuştur. Zira emrin gelmesinin hemen akabinde kuvvetlerin eksiklerini hızla tamamlayıp 13 Temmuzda Osman Paşa Vidin'deki birlikleri ile yola çıktı ve Niğbolu üzerine ilerlemeye başladı. Ancak yoldayken buranın Rusların eline geçtiğini öğrenmesi üzerine ordusunu savunma ve karşı saldırı için diğer uygun bir mevzi olarak öngördüğü Plevne'ye yönlendirmek zorunda kaldı. 20 Temmuzda da buraya ulaştı. Bu arada Süleyman Paşa komutasında, bölgede bulunan Osmanlı ordusunun Şıpka geçidini neredeyse boş bir şekilde bulundurmasından ve tedbirsizliğinden yararlanan Ruslar bu tarihten bir gün önce (19 Temmuz 1877'de) stratejik öneme sahip Şıpka geçidini ele geçirdi ve Osman Paşa'nın geri hatlarına sarktı.

Böylece Osman Paşa'nın planı, daha ilk uygulamada,kendi emri altında olmayan Süleyman Paşa komutasındaki diğer Osmanlı kuvvetlerinin bu gafleti neticesi zora düşmeye başladı. Bununla birlikte Osman Paşa en azından Rus kuvvetlerinin çoğunun dikkatini buraya yönlendirip, Şıpka'nın bu sayede diğer Osmanlı ordularının taarruzları neticesinde geri alınması umudundaydı.

Birinci Plevne Muharebesi

Plevne'ye Rus ordusu, Osman Paşa'nın hareketinden önce 8 temmuzda saldırıya geçilen Niğbolu ile birlikte buraya öncü kuvvet göndermişler ve buradaki Osmanlı askerlerinin bir kısım bölüklerini bozguna uğratmışlardı. Ancak sayıları yetersiz olduğundan öncü kuvvetler, Niğbolu ve çevreden gelen takviye Osmanlı birliklerinin gelmesi ile geri çekilmek zorunda kaldılar. Buna karşın Rus birlikleri bu defa takviye birlikler alarak 8500 kadar askerle 19 temmuzda tekrar Plevne önlerine geldiler.Kent top ateşi altına alındı. İlerleyen Rus 5.tümen komutanı General Şuldner Osman Paşa'nın ilerleyen kuvvetlerinden haberdardı. Bununla birlikte Osmanlı askerlerinin yorgun ve moralsiz olduğunu, hiçbir tahkimat kurmaya vakitlerinin olmadığını, elini hızlı tutarsa kenti alabileceğini düşünmekteydi. Bu sebeple birliklerinin tam olarak toplanmasını beklemeden, 20 Temmuz günü sabaha karşı saat 5.00'de top ateşi ile şehrin kuzeyindeki ve güneyindeki 2 noktadan genel saldırıya geçti. Rus 18. piyade alayı 1.,3. ve 5.nişancı taburları ile Türk savunma hatlarını yararak ilerleyip Osmanlıların bölgedeki redif taburları ve nizamiye taburunu zora düşürdüler. Tüfek ve top ateşi ve verilen ağır zayiata karşın bu Rus taburları ilerlemeye devam ederek Plevne eteklerine kadar ilerlediler. Ancak Osman Paşa kuvvetleri ile gelir gelmez; birliklerinin yorgunluğuna aldırmadan askerlerine saldırı ve Plevne'nin ele geçirilen dış tahkimatlarından Rusları atma emri verdi. 13.000 kadar Osmanlı askerinin bir seri karşı taarruzu ile pek çok asker ve en önemlisi subay kaybına uğrayan Şuldner'in ilerleyen 3 taburu başta olmak üzere bütün taburları önce saldırıya başladıkları noktaya ardından Plevne gerisine doğru çekilmeye başladı. Şuldner yakındaki Rus 9.kolordu komutanlığından yardım istese de bu kolordu Ruslara hemen yardım gönderemeyecek kadar uzaktaydı. Ruslar, birliklerini Plevne'ye 3 saat uzaklıktaki Brösliniçe şehrine kadar geri çekti.[4] Böylece muharebe Osmanlı üstünlüğü ile sona erdi. Muharebede Ruslar 4.000 kayıp verirken,Osmanlıların kaybı 1.000'di.

İkinci Plevne Muharebesi

Plevne'yi Rusların eline geçmekten kurtaran Osman Paşa Rusların takviye alıp tekrar saldıracağını bildiğinden hızla şehir çevresinde daha fazla tahkimat yaptırmaya başlar. Osmanlı mühendisi Tevfik Paşa tarafından öncesinde; sonrasında Osman Paşa tarafından Plevne'de kazdırılan tahkimatlar bir nal şeklini andırsa da bir birbirleri ile tünellerle bağlantılı siperler avcı çukurları şeklinde düzenlenmiştir.Uzunluğu 36 kilometre ve hat derinliği 5 kilometreyi bulabilmekteydi. Bu da Osmanlı ordusuna aynı anda takviyelerini hattın değişik yerlerine hızla gönderme imkanı sağlamaktaydı.Dahası her tabya bu siperleri ihtiyaca göre genişletme imkanına sahipti. Bu arada kendi birliklerine Sofya ve çevre bölgelerden gelen takviye güçlerle Osman Paşa'nın birliklerinin sayısı 20-23.000 kişiye kadar ulaşır. Top sayısı ise 58'dir. Bunun yanında Osman Paşa muharebe'den hemen önce Plevne yakınında 17 temmuzda Rusların eline geçen stratejik öneme sahip Lofça şehrini Ruslardan 27 temmuzda geri almayı başararak ikmal hatlarının daha düzenli hale gelmesini sağlar. Ruslar Lofça için karşı saldırıda bulunsalar da yerleşim birimini tekrar ele geçiremezler. Lofça'nın yanında Osmanlı ikmal hatlarını kesmek için Tristinik yerleşimindeki Osmanlı mevzilerine saldırıda bulunan Ruslar bunda da başarısız olurlar.

Buna karşın Rusların Nikolay Kridener yönetimindeki 9.kolordusu ise özellikle savaşa katılan Romanya kralı I. Carol'dan ve çevre birliklerden gelen takviye kuvvetlerle 36.176 asker ve 176 topa ulaşırlar. 31 Temmuzda Rus genelkurmayı asker yönünden üstünlük yanında büyük topçu üstünlüğünü de göz önünde tutarak Rus-Rumen birleşik ordusunun zafer kazanacağı ümidiyle Kridener'e saldırı emri verir. 9.kolordu kenti kuşatıp 3 koldan saldırıya geçer.General Schakofsky'nin süvarileri doğudan, Mihail Skobelev'in piyadeleri ise Gravitsa mevzilerinin olduğu kuzeyden saldırır. General Schakofsky (Şahovski)'nin kuvvetleri iki tahkimatı ele geçirip ilerler ancak Rus birlikleri topçu birliklerine ve sayı fazlalığına karşın tepede iyi şekilde mevzilenmiş ve iyi şekilde topçuları konumlanmış Osmanlı birliklerinin etkili saldırıları ile karşılaşırlar ve direnişi bir türlü kıramazlar. Birliklerinin dörtte birinden fazlası ya yaralanmış ya da ölmüş olan Şahovski geri çekilmek zorunda kalır. Greviça'da mevzilere bütün güçleri ile yüklenmeye çalışan ve hatta süvarilerini bile ateş hattına süren Ruslar buna rağmen fazla bir kazanç elde edemeyip yine ağır kayıplarla geri çekilirler. Günün sonunda Osmanlı birlikleri geriledikleri mevzileri de geri alıp Rusları geri püskürtürler. Rusların 7.300 kaybına karşılık Osmanlıların sadece 2000 kaybı bulunmaktaydı.

Üçüncü Plevne Muharebesi: Kuvvetlerin 11-12 Eylül 1877'de yerleşimleri

Plevne Muharebesinden sonra Osman Paşa bir taarruza geçerek kuşatma yapan Rus birliklerini yok etme imkânını kullanamadı. Osman Paşa'nın Rusların kendi ordusunu tamamen kuşatma yönünde bir harekata girişeceğini fark edip, kuvvetlerini Plevne'den geri çekerek Ruslara karşı başka bir yerde savunma ve muharebe harekatına girişmesi yönündeki planı ise II.Abdülhamit tarafından kabul edilmedi. Zira uluslararası kamuoyunda bu savunma dikkat çekmişti ve padişah, bu direnişin sürmesi ile hem diplomatik olarak Rusları uluslararası kamuoyunda baskı altına alarak savaşın Osmanlı lehine sonuçlanmasını sağlayacak diplomatik bir başarı kazanmayı; hem de Şıpka geçidini ordusunun ele geçirerek çekilmeye gerek kalmadan Rusların askeri açından zorlanabileceğini düşünüyordu. Bu arada Osman Paşa, Süleyman Paşa ve Mehmet Ali Paşa ile yazışmalar yapar ve bunun akabinde bu paşalar Osman Paşa'nın bir aldatma amaçlı saldırı düzenleyip düşmanı oyalarken eş zamanlı Rus ordusuna saldırıp Rusları Bulgaristan'daki mevzilerinden atılabileceğini belirtirler.Osman Paşa bu plana ve iki paşanın sözüne uyarak 31 Ağustos 1877 tarihinde Pelişat yönüne 1.300 Rus askerinin hayatına mal olan, Osmanlıların ise 1.000 asker kaybettiği küçük bir atlı taarruz yaptı.Ancak Şıpka ordusu komutanı Süleyman Paşa ve Mehmet Ali Paşa Osman Paşa'ya söz verdikleri şekilde Ruslara aynı anda eş zamanlı bir saldırı yapamadılar. Neticede harekat yarıda kesilmek zorunda kalındı.

Bu esnada Ruslar askerlerini takviye etmeye devam ettiler. Grandük Nikolay Nikolayeviç bizzat kumandaya geçtiği Rus ordusunun sayısı 100.000 askere ulaşmıştı. Bunun yanında bir de general Alexandru Cernat komutasında 43,414 kişilik Rumen askeri birliği de ruslara yardıma geldi. Osmanlı ordusunun Lofça Muharebesi'ni kaybetmesi neticesi Plevne 4 koldan Rus Ordusu tarafından sarıldı. Osman Paşa'nın kaybedilen Lofça kalesinden katılan Osmanlı askerleriyle takviye ettiği savunma birliklerinin sayısı ancak 30.000'i zor buluyordu. Osman Paşa savunmanın geri kalan süresinde önemli bir asker takviyesi alamadı, Plevne'yi savunmaya devam etti. 11 Eylül'de kuşatan birlikler kapsamlı bir taarruza geçtiler. Rus birlikleri Plevne'nin güneyindeki mevzileri ele geçirirken Rumen askerler Grivitza mevzilerini ele geçirdiler. Ancak kayıpları ağırdı zira Osmanlı ordusunun sahip olduğu ancak Rus ve Rumen birliklerinde olmayan, o dönemin en modern silahlarından olan Krupp topları, hızlı ve seri ateş edebilen Henri Martin ve Winchester tüfekleri kuşatmada Osmanlılara sayıca az olmalarına karşın büyük üstünlük sağlıyordu. Ertesi gün Osmanlılar Rusların ele geçirdiği mevzileri tekrar geri almayı başardılar ama Romanyalılara karşı aynı başarıyı gösteremediler. Bu tarihe kadar Ruslar 20.000 asker kaybetmişti. Osmanlıların kayıpları ise 5.000 civarındaydı. Yine de bu muharebe de Osmanlı ordusunun başarısı ile sonuçlandı.

Kahraman Gazi Osman Paşa kimdir?

Asıl adı Osman Nuri'dir. Gazi Osman Paşa, 1832 yılında Tokat’da doğdu. Babası, istanbul kereste gümrüğünde katip olan Mehmed Efendi, annesi Şakire Hatun'dur. Ailenin tek erkek çocuğu olan Osman, henüz 7-8 yaşlarındayken ailesiyle birlikte İstanbul'a babasının yanına gitti. Önce Beşiktaş Askeri Rüşdiyesi’ne, daha sonra 1844’te dayısının ders nazırı bulunduğu askeri idadiye yazıldı. Buradaki 5 yıllık tahsisinin ardından Mekteb-i Harbiye’ye girdi ve 1853 yılında mülazım-ı sani rütbesiyle okuldan mezun oldu.

Gazi Osman Paşa, Erkanıharp sınıfına kaydolduysa da Kırım Savaşı'nın çıkması üzerine Rumeli’deki orduya sevkedildi. Savaşta gösterdiği yararlılık ve kahramanlık dolayısıyla rutbesi 21 Mart 1855 tarihinde mülazım-ı evveliğe (Üsteğmen) yükseltildi.

Kırım Savaşı sona erince İstanbul’a dönerek erkanıharp sınıfına devam etti. Daha sonra kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. 1859 yılında Osmanlı ülkesinin nüfus sayımı ile kadastro usulünde haritasının çizilmesinin kararlaştırılması üzerine bu hizmete askeri temsilci olarak tayin edildi ve iki yıl bu vazifede kaldı. 1861'de Rumeli Ordusu’nda görev yaptıktan sonra Suriye’de başlayan Yusuf Kerem ayaklanması sebebiyle Cebelilübnan’a gönderildi.

1866 yılında Girit’te baş gösteren Rum isyanı dolayısıyla bölgeye yollandı. Adı geniş ölçüde ilk defa bu hareket sırasında gösterdiği gayret ve fedakarlık sayesinde duyuldu. Özellikle Serdarıekrem Ömer Paşa’nın takdirini kazandı. Bu dönemde rütbesi miralaylığa (Albay) yükseltildi ve kendisine üçüncü dereceden Mecidiye nişanı verildi.

1868'de gönderildiği Yemen’deki başarıları ile Mirliva (Tuğgeneral) rütbesine terfi edildi. Yemen'in havasına alışamayan Osman Paşa hastalandığı için 1871 yılında istanbul’a döndü. Birkaç aylık hava değişiminden sonra Üçüncü Ordu’nun redif livalığına tayin edildi. Bir süre ordu merkezi olan Manastır’da kaldı.

1873 yılında Yenipazar Tümeni kumandanlığına getirildi ve kendisine feriklik (Tümgeneral) rütbesi verildi. Ardından İstanbul Merkez Kumandanlığı’na atanan Osman Paşa, görevde kısa bir süre kaldıktan sonra önce Arnavutluk’ta bulunan İşkodra kumandanlığına, oradan da Bosna kumandanlığına gönderildi.

Bosna Valisi Derviş Paşa ile aralarının açılması üzerine 1875 yılında merkezi Erzurum olan dördüncü Ordu Erkanıharp Başkanlığı’na tayin edildiyse de Balkanlar’ın tam bir kargaşa içinde bulunması nedeniyle aynı yıl Niş’e gönderildi. Ardından boşalan Vidin kumandanlığına getirildi.

Sırp Prensi Milan’ın 2 Temmuz 1876 tarihinde Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesi sırasında Rus generallerinin kumanda ettiği Sırp ordusunu bozguna uğrattı. Asıl şöhretini burada elde ettiği zaferlerle kazandı. Kendisine ikinci rütbeden Mecidiye nişanı ile 1876 yılında müşirlik (Mareşal) rütbesi verildi.

24 Nisan 1872 tarihinde Ruslar Osmanlı Devletine savaş ilan ettikleri sırada Osman Paşa Vidin’deki Garp Ordusu kuvvetleri kumandanlığında bulunuyordu. Kendisine verilen emir üzerine Vidin’den 25.000 kişilik kolordusu ile 7 Temmuz 1877 tarihinde Plevne’ye ulaştı. Osman Paşa hiçbir savunma tesisi bulunmayan Plevne’yi çepeçevre kazdırdığı siperler ve toprak tabyalarla kuvvetli bir savunma merkezi haline getirdi. Bu döneme kadar görülmemiş bu savunma düzeni Osman Paşa’ya askeri tarihte önemli bir yer kazandırdı.

Ruslar’’ın buraya yönelik olarak 8 Temmuz 1877’de Alman asıllı General Schilder kumandasında başlattıkları saldırılara 60 bin kişilik Osmanlı silahlı gücü giderek sayıları 250 bine ulaşan Rus-Rumen silahlı gücüne karşı koydu, I. Plevne Muharebesi olarak tarihe geçen bu kanlı çarpışma,1877-1878 Osmanlı-Rus savaşlarında Ruslar’ın Rumeli cephesinde yedikleri ilk darbe oldu.

Takviye alan Rus kuvvetleri Plevne üzerine 18 Temmuz 1877 tarihinde ikinci defa taarruzda bulundular. Fakat 26 saat süren bu savaşta gösterilen direniş ve karşı saldırı sonucu Ruslar bir defa daha bozguna uğradı.

Rumenler’in de savaşa katılmasını sağlayan Ruslar, 7-11 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen III. Plevne Muharebesi’nde de başarı kazanamadı. Bu zafer üzerine Osman Paşa’ya gazilik unvanı verildi.

Birbiri ardınca başarısızlığa uğrayan Ruslar ise Plevne’yi 13 Eylül’de kuşatma altına aldılar. Uzun süren bu kuşatma sırasında mühimmat ve yiyecek sıkıntısı çekmeye başlayan kale müdafileri huruç hareketinde (yararak dışarı çıkma) bulunmaya karar verdi. 10 Aralık sabahı 40.000 kişiden oluşan ordusunu iki kısma ayıran Osman Paşa, Vid suyunu geçmeye çalıştığı sırada Rus-Rumen topçularının ateşi sonucu bir şarapnel parçasıyla yaralandı. Erkanıharp zabitlerinin yapılabilecek daha fazla bir şeyin olmadığını belirtmeleri üzerine de teslim olmak zorunda kaldı. Bir süre Bugot, Bükreş, Harkof ve Rusya’da esir hayatı yaşadı.

Rus çarı tarafından kendisine kahramanlığını takdir amacıyla çifte kartal nişanı verildi. İstanbul’a dönüşü için Abdülhamit II, Serasker Müşir Rauf Paşa’yı yâver-i ekremilik ve fevkalâde büyük elçilik pâyeleriyle Petersburg’a gönderdi. İçinde Gazi Osman Paşa’nın da bulunduğu heyetin İstanbul’a gelişi büyük bir törenle kutlandı.

Gazi Osman Paşa, 14 Mart 1878 tarihinde Hassa Ordusu müşavirliğine getirildi. 5 Kasım 1878'de Mabeyn müşiri oldu ve ölünceye kadar bu görevde kaldı. Hatta ölümünden sonra bile yerine başka bir atama yapılmadı.

1878-1885 yılları arasında seraskerlik (Genelkurmay Başkanı) yaptı. 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'nda Osmanlı Ordusu kumandanı Edhem Paşa'dan harbe dair kesin bir cevap gelmemesi ve basında Yunan galibiyetinden bahsedilmesi üzerine 23 Nisan 1897 tarihinde başmüfettiş sıfatıyla hareketi yürütmek üzere savaş yerine gönderildi.

Gazi Osman Paşa; yaverlik unvanı, mefharet, birinci rütbeden Mecidi ve imtiyaz nişanlarına ilave olarak papa da dahil kendisini takdir eden yabancı devlet başkanları ile hükümdarlar tarafından birinci rütbeden nişanlarla ödüllendirilmiştir.

Askeri şahsiyetinin yanında saraydaki görevleri sırasında siyasi faaliyetlerde bulundu. İngilizlerin Osmanlı Devleti üzerinde uyguladıkları baskı politikasına karşı İstanbul’da bulunan Müslüman unsurlar arasında sağlam bir yer edinerek dini grupların birleşmesini sağladı. Hindistan, Mısır ve Arabistan’daki İngiliz karşıtı gruplarla da münasebette bulundu.

Yıldız Sarayı’nda ordunun ıslahını ele alan komisyon çalışmalarına katıldı. Yapılacak ıslahat hareketinin Avrupa tesirinden uzak ve öz değerlere bağlı olması gerektiğini savunarak aksi fikirdeki ıslahat komisyonu kararlarına muhalefet etti. Bu meseleden dolayı kendisiyle Sadrazam Hayreddin Paşa arasındaki siyasi mücadele paşanın 16 Temmuz 1879’da görevinden istifa etmesiyle sonuçlandı.

Muhaliflerinin fikir ve eğilimlerine şiddetle karşı çıkması aleyhinde birtakım ithamlara yol açtı. Bu ithamları incelemek üzere padişahın emriyle kurulan komisyon iddiaların asılsız olduğunu ortaya koydu.

Gazi Osman Paşa iyi derecede Arapça, biraz da Farsça ve Fransızca biliyordu. Ferik Neşet Paşa’nın kız kardeşi Fatma Zâtıgül Hanım’la yaptığı evlilikten Nureddin, Kamaleddin, Cemaleddin ve Hüseyin Abdulkadir adlı dört çocuğu olmuştur. Torunları halen İstanbul, Kahire ve Paris’te yaşamaktadır. Sultan II. Abdülhamit kendisini çok takdir ettiği için iki kızını Osman Paşa’nın iki oğluyla evlendirmiştir.

Gazi Osman Paşa, 5 Nisan 1900 tarihinde 68 yaşında vefat etti. Türbesi, kendisini çok seven ve saygı duyan Padişah II. Abdülhamid tarafından yaptırıldı. Cenazesi Fatih Camii avlusuna gömüldü.

Plevne Marşı

Gazi Osman Paşa'nın ölümünün ardından anısına "Plevne Marşı" bestelenmiştir.

Tuna nehri akmam diyor
Etrafımı yıkmam diyor
Şanı büyük Osman Pasa
Plevne'den çıkmam diyor

Olur mu böyle olur mu
Evlât babayı vurur mu
Sizi millet hainleri
Bu dünya size kalır mı

Düşman Tuna'yı atladı
Karakolları yokladı
Osman Paşa'nın kolunda
Beşbin top birden patladı

Kılıcımı vurdum taşa
Tas yarıldı baştan başa
Askerinle binler yaşa.
Nâmı büyük Osman Paşa

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23