'Play Marketten İndirilen Oyunlar Ölüm Saçıyor!'
Yazar bugünkü yazısında Play marketlerdeki tehlikeyi kaleme aldı.
İşte yazarın yazısı;
Play marketlerde 12+ yaş grubu çocuklar için kurgulanan bir oyun ilk sıralarda… İlk görünüşte renkler can alıcı. Semboller, yapılan animasyonlar, oyun karakterleri birçok oyuna taş çıkarttıracak cinsten. İlk bakışta çok masum ve eğlenceli gibi gözüküyor. Ebeveynler oyunun içeriğine bakmadan ilk sıralardaki bu oyunu telefonlara ve tabletlere indiriyor. Zaten eve yorgun gelen anne-baba biraz kafamı dinleyeyim diye dehşet saçan, ölüm kusan bu oyun ile birlikte tablet ve telefonları evlatlarının eline tutuşturuyor.
Daha oyunun ilk saniyeleri.. masumluğu, temizliği ifade eden beyaz renkli bir dikdörtgenin içinde rengârenk bir zeminin üzerinde yine saflığı sembolize eden beyaz renkle büyük puntolarla yazılmış “Add Blood” (daha fazla kan, kan ekle) yazıyor. Sahi daha oyunun ilk saniyesinde çocuklarımızın beynine fırlatırcasına neden kan ekle yazıyor? Şöyle bir hatırlayalım. Oyunların üstte, sağ-sol ve orta kısmında küçük harfler ile “can ekle” mi yazıyor yoksa “kan ekle” mi? Bu soruyu okullarda yaptığım konferanslarda sorduğumda çocuklar, hemen oynadıkları diğer oyunları gözlerinin önünden geçiriyor ve küçük harflerle can ekle yazıyor, Öğretmenim diyorlar.
3. Sahneye kadar bekleyelim ve yazıyı okurken bunu bir düşünelim neden “Add Blood” (daha fazla kan, kan ekle) yazıyor?
O zaman hemen ilk bölüm ile devam edelim ve yine bir soru soralım. 2 ile 10 yaşındaki bir çocuk 55 inch eski siyah beyaz televizyonları kaldırabilir mi?
Çocuklar; Kaldıramaz diyorlar…
Kimisi de kaldırır üzerine düşürür sakat kalır diyor. Diyelim ki televizyonu kaldırdı. Milli atletimiz Rahmetli Naim Süleymanoğlu’nun küçüklüğü ve oyunu oynayan çocuğumuz kendi ağırlığının üç katı kadar kaldırabiliyor. Kardeşinin kafasına vurursa ne olur? Diye soruyorum.
Çocuklar hep bir ağızdan hayatını kaybeder diye cevap veriyorlar.
Ama oyundaki çocuk karakter yüzlerce darbe almasına rağmen hayatını kaybetmiyor ve 2. Aşamaya geçiyor.
2. aşamada bir ütü var. Nasıl fişe takıldığı, nasıl ısıtıldığı, daha sonrasında da oyundaki bebek karakterin yüzüne nasıl bastırılıp yakılacağı ve kafasına nasıl vurulacağı gösteriliyor. Oyun karakteri olan bebek hiçbir sahnede hayatını kaybetmediği gibi bu sahnede de hayatını kaybetmiyor.
Evlatlarımıza burada da bir soru yöneltiyorum. Peki, çocuklar gerçek yaşamda, hayata düz mantıkla bakan bir çocuk bu kötü işleri kardeşine yapmış olsa hayatta kalabilir miydi? Diyorum.
Öğrenciler hep bir ağızdan hayır mümkün değil gerçek yaşamda hayatını kaybeder diyorlar.
3. aşamada elle çevrilen bir blender var. Bu aşamada blender içine bebek atılıyor ve oyuncudan tuşlara basılarak elle çevrilmesi isteniyor bebek öğütülerek blenderin yanındaki hazneye kanı dolduruluyor. İşte bu sahnede öğütülen bebeğin kanı hazneden dolmuş ve taşmış bir durumda iken oyunun ekranında hiçbir yazı yok. Hayata düz mantıkla bakan emeklemeyi, yürümeyi, konuşmayı hayatı resmederek ve bir puzzle parçası gibi yaşamı birleştiren çocuklarımız ilk sahnedeki “Add Blood” (Kan Ekle) yazısı ile buradaki blender haznesine kan ekle sahnesini birleştiriyor.
Bizler çocuklarımızın elinden bu aşamadan sonra tableti, telefonu ve bilgisayarları alıp oyunu sistemden tamamen kaldırıp tüm kısa yolları silsek dahi okuma yazma bilmeyen evlatlarımız bu oyunu binlerce oyunun arasından bularak tablet, telefon ve bilgisayarlara tekrar yükleyebiliyorlar.
Hani okuma yazma bilmiyorlardı?
Nasıl oldu da tekrar oyunu tablet ve telefonlara yüklemeyi başarabildiler?
Dil eğiticileri öğrencilere şunu söyler “book”, sakın kitap demeyin. Beyninizde “book” canlandırın. Açılıp okunan, içinde faydalı bilgilerin olduğu bir nesne olarak düşünün. O zaman dil eğitiminiz kolaylaşacak ve daha çabuk öğrenecek, öğrendiğiniz kelimeleri unutmayacaksınız.
Ya da bebekken hiç anne ve babalarından gramer eğitimi alan çocuk gördünüz mü? Tabi ki hayır
Oyunda dikkati çeken diğer bir konu da, oyunu oynamayı bir tarafa bırakın oyunun ekranını görmeyen, duyma yetisi yeni gelişmiş bir bebek, oyunda ki sesleri duyunca ağlarken susuyor. Yeni yürümeyi öğrenen çocuk yürürken duruyor. Koşmayı yeni öğrenen çocuk olduğu yerde sabit kalıyor. Tıpkı çocuklarımızın oyuncak kutuların kapaklarını aralayıp içine oyuncaklarını yerleştirdiğimiz gibi burada da oyun kurucular çocuklarımızın dikkatini bu seslerle çekip hipnoz edip oyunun başına getiriyor, çocuklarımızın beyin kapaklarını kaldırıp zihinlerine kötülüğü, kalplerine merhametsizliği yerleştiriyorlar. Geleceğimizin teminatı nesillerimizin gönüllerine kin ve nefret tohumlarını ekiyorlar.
Bu oyunları oynayan ve izleyen bebeklerin açlık duygusu yok tokluk duygusu da, bu yüzden yeni nesil doymak bilmiyor obez oluyor.
Bu ve bunun gibi oyunlar da çocuklarımıza tek gösterilmeyen şey kardeşinin hayatta nasıl kalacağı, ya da hayatını kaybeden bir kardeşin nasıl geri Dünya’ya getirileceği…
Daha kötüsü bu tür oyunlarla büyüyen çocuklar geç yürüyor, geç konuşuyor, asosyal oluyor. Okul çağına gelmiş bir çocuğu anne banyoya elini, yüzünü, dişlerini fırçalamak için gönderiyor. Çocuk gidip dakikalarca kaldığı banyoda sadece ellerini yıkayıp geldiğini gören anne defalarca dişlerini fırçalaması ve yüzünü yıkaması içinde talimat vermek zorunda kalıyor. Eğer çocuklarımızı bu şekilde yetiştirmeye devam edersek 15 yıl sonra beyinlerini kiraya vermiş talimat almadan yaşayamayan biyolojik robotlara şahitlik etmemiz pek yakın.
Kısacası bu oyunda çocuklarımıza evdeki araç ve gereçlerin nasıl kötü kullanılacağı öğretiliyor. Evlerde çıkan yangınların, çocuklarımızın gözlerinde ve vücutlarında ki morlukların hatta çamaşır makinesine atılan çocukların faili azmettiricisi bu ve bunun gibi oyunlar olabilir. Evet yanlış duymadınız çamaşır makinesine atılan çocuklar dedim.
Hani son zamanlarda bir algı türettiler “kara Cuma” diye… Müslümanlar için manevi değeri büyük olan bir günün mübarek olan bir günün hatta bayram günü olarak değerlendirilen bu günün anlamına gölge düşürmek ve bu değeri tahrip etmek için ürettiler bu algıyı..
Bu anlamda değil ama benim gerçek bir kara Cuma’m var.
Bir konferansım da Ortaokul 2. Sınıf yaş grubun da konuyu işleyip oyunun zararlı yanlarını anlattıktan hemen sonra göz yaşlarına hâkim olamayan bir evladımız yanıma geldi. Komşularının çocuğu kardeşini çamaşır makinesine koyduğunu, annenin birkaç kirli çamaşır daha eklerim diye hazır beklettiği çamaşır makinasının içine bakmadan düğmeye bastığını ve bebeğin feci bir şekilde can verdiğini anlattığında sanki kanımın donduğunu el ve ayaklarımın şu anda olduğu gibi uyuştuğunu hissetmiştim. Peki annesi, babası şimdi nerede? diye sorduğumda, Hastanede deyişi kulaklarımdan gitmiyor aklımdan hiç çıkmıyor.
Peki anneler, babalar, idareciler, yetkililer bizler böyle kaç ailenin daha yok olmasına seyirci kalacak, göz yumacağız. Farkında değil misiniz? Hayatı Öğrenmeye Çalışan evlatlarımız tehlikeli oyunlar ile çocukluklarını yaşamadan anne babalarından koparılıyor. Hafızası ve düşünce yetisi ele geçirilen hayata düz mantıkla bakan çocuk doğruyu yaptığını düşünürken telafisi mümkün olmayan bir hatanın içinde kendini buluyor. Yukarıda göz yaşlarına hâkim olamayarak bu hikâyeyi anlatan çocuğun psikolojisinin hesabını veremezken, hayatını kaybeden aylık bebeğin, 9 ay of demeden karnında taşıdığı ciğerparesini kaybeden annenin, akıl sağlığını tamamen kaybeden ebeveynlerin, oyunda çamaşır makinesi aşamasında çamaşır makinasının üzerinde ki düğmelerin 3. kademesinde bebek resmi koydukları için kardeşinin üzeri kirlendiğinde, yanağında çikolata lekesi olduğunda düz mantıkla düşünüp kardeşini temizlemek için Saf iane (temiz) duygularla çamaşır makinesine atıp yıkayan ve kardeş katili olan ağabeyin-ablanın ömür boyu vicdan azabıyla yaşamasının hesabını nasıl veririz ya da verebilir miyiz?
Çok geç olmadan bir karar vermemiz gerekiyor.
Ya çocuklarımızı bu tür tehlikelerden koruyarak eğiteceğiz katma değeri yüksek nesiller yaparak muasır medeniyetler seviyesine çıkacağız Ya da onların minik ellerini bırakacağız hep birlikte milletçe yok olacağız karar bizim.
Ne demişti atalarımız;
Bir mıh, bir nalı kurtarır.
Bir nal, bir atı…
Bir at, bir komutanı kurtarır.
Bir komutan, bir orduyu…
Bir ordu, bir milleti kurtarır.
Şimdi burada “mıh” “aile” ise ve bu “aile” düşerse yok olursa “Millet” olur mu?
Her yönden bir savaşın içindeyiz ve her cepheden bize saldırıyorlar. (aile, eğitim, ekonomi, teknoloji, v.b.) ama bu saldırdıkları nokta çok önemli eğitimli nesiller olmazsa gelecek günler de olmaz.
Çünkü;
Bir “çocuk” bir aileyi bir “aile” bir milleti bir “millet” Dünya’yı kurtarır.
Yakın bir zamanda bir lise müdürümüzden üzücü bir haber aldım. 3 gün sonra konferansa gideceğim okulun öğrencisi oyun oynarken birden yerinden kalkıyor 6. kattaki evinin açık camından kendini boşluğa bırakıyor. En son müdürümüzden tekrar bilgi aldığımda evladımız hala komada ve anne babasının durumu hiç iyi değildi.
Ne olur? Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşamaz demeyelim, sadece kendi çocuklarımızı değil komşularımızın, tanıdığımız, tanımadığımız tüm çocuklara sahip çıkıp, onlara da göz kulak olalım ve kanatlarımızın altına alıp koruyup kollayalım.
Unutmayalım ki onlarında üzülecek anne-babaları ve yakınları var.
Selam ve dua ile Allah’a emanet olun..
