• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Zekeriya Say
Zekeriya Say
TÜM YAZILARI

Zina serbestisi “hata” değil “travma!”

08 Ekim 2020
A


Zekeriya Say İletişim: [email protected]

 

1995 yılının Temmuz ayında, bir pazar günü, Zeynep Uludağ, annesi Ersin Sakartay, kız kardeşi Sinem ve bir arkadaşı ile birlikte Kumkapı’da, rakı eşliğinde yemek yiyorlardı.

Yan masada ise evli ve iki çocuk babası İsmail Kızılkaya ile Ercan Kavuncu oturuyordu. Zeynep’in annesinin “taciz iddiası” ile ortalık bir anda ana baba gününe döndü. Zeynep, restoranın mutfağına gitti ve elinde bir bıçakla geri geldi. O bıçakla iki çocuk babası İsmail Kızılkaya’yı öldürüp, Ercan Kavuncu’yu ağır yaraladı.

Zeynep’in, kadın kadına özgürce rakı içerlerken, kendilerini taciz eden iki erkeği bıçaklaması ve birini öldürmesi ahalinin çok hoşuna gitti.

Medyanın da ilgisiyle “katil” iken bir anda “kahraman” oldu. Böyle bir ortamda yargılanan Uludağ, 2 yıl 20 gün hapis cezasına çarptırıldı. Cezaevinde kaldığı süre göz önünde bulundurularak, para cezasıyla tahliye edildi.

Televizyoncular, işlediği cinayetin dizisini çekip, başrolde de bizzat olayın faili Zeynep Uludağ’ı oynattılar.

Yetmedi…

“Boy boy fotoğraflarını ülkenin dört bir yanına astılar. 

Bununla da yetinmeyen Zeynep, o dönemin modasına uyarak bir de kaset çıkardı.

“Sabun köpüğü” gibi gelen bu şöhret çok kısa sürdü.

Toplum, tam “Zeynep Uludağ” ismini unutacaktı ki…

1997’de, gazetelerde, “Çıplaktılar” başlığıyla bir haber çıktı.

Habere göre;

“Namusunu korumak” için iki çocuk babası bir kişiyi öldüren, bir kişiyi de yaralayan Zeynep Uludağ, kız kardeşi Sinem’in eski sözlüsü ve o sırada “Şima Perker” adlı kadının çiçeği burnunda kocası olan Tarkan Perker ile zina halinde yakalanmıştı.

Bu olay elbette Türkiye’deki ilk “zina” vakası değildi fakat bir tartışmanın fitilini ateşlemişti.

O zamanki TCK’ya göre;

Kadının zinası suç sayılırken, erkeğin aynı fiilî işlemesi suç sayılmıyordu.

Uludağ’ın “zina” halinde yakalanmasıyla, bir anda;

“Zina yapan erkeklerin neden cezadan muaf tutulduğu?” tartışmaları başladı.

Dönemin “Meclis Adalet Komisyonu” bu olaydan sonra “zina eden erkek” için de hapis cezası getiren bir tasarıyı tartıştı.

Kimi vekiller; 

“Genelevden çıkan evli erkekleri de cezalandıracak mısınız?” şeklinde sorular sorarken..

Kimileri ise;

“Ben zinayı suç saymıyorum diyen varsa, onun için suç sayılmasın” şeklinde önerilerde bulundu.

En mantıklı teklif, ‘‘Zina yapan idam edilsin’’ çıkışıyla dönemin DSP Tekirdağ Milletvekili Fevzi Aytekin’den geldi fakat o da iki güne kalmadan kıvırdı.

Anayasa Mahkemesi, mezkûr maddeyi iptal edince de “zina tartışması” 2004’e kadar kapanmış oldu.

2004 yılında, “AB uyum yasaları” için TCK’da değişiklikler yapan yasa tasarısı gündeme geldiğinde ise CHP’liler ve laikçi azgın koro;

“TCK bir şeriat kanunu haline gelir” diyerek ortalığı ayağa kaldırdı.

Bugün 80 yaşını deviren “eski Türkiye artığı” bir yazar, gazetedeki köşesinden, hiç utanmadan; “Hayvanlar gibi sevişme özgürlüğü” istedi.

O dönem “iktidar olup henüz muktedir olamayan” Ak Parti ise, gelen tepkileri göğüsleyemeyince, zinaya “ceza” getirmeyi amaçlayan teklifini geri çekti.

Artık zina yalnızca basit bir “boşanma sebebi” sayılıyordu.

Ne olduysa ondan sonra oldu.

Bırakın bekârları, evliler arasında bile zina patlaması oldu.

Eşinin eve yabancı birini aldığını duyan bir koca, içerideki zinacıyı çıkarabilmek için polise “hırsız” ihbarında bulundu.

Hiç unutmuyorum, Prof. Gaye Erbatur, yurt dışından gelecek hayat kadınlarından hastalık kapmasınlar diye kapalı toplantılarda CHP’lilere “güvenli zina brifingleri” bile verdi.

Hâsılı, zina serbestinin bedeli çok ağır oldu.

Son olarak;

Karısı ‘abim’ dediği, kendisinden 28 yaş büyük komşuları ile kaçan zavallı kocanın, kameralar karşısında “Allah’ım n’olur çocuk benden olsun” diye dua ederken…

DNA testinin sonucunu ağzı kulaklarında karşılayan ve çocuğu komşusundan peydahladığı ortaya çıkan  “zinacı kadın”ın şımarıklığı da bu serbestinin sonucuydu.

Tabii bu şeni tabloya “evlilik dışı doğum”ları ve Ahmet Davutoğlu’nun imzaladığı “İstanbul Sözleşmesi”ndeki; “törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması” maddesini de eklediğimizde, artık uçurumun kenarında olduğumuzu anlamak zor olmasa gerek.

Tamam…

Tam 14 yıl sonra, Cumhurbaşkanı Erdoğan; “zina konusunda yanlış yaptık” diyerek tarihi bir itirafta bulundu.

Biz bu itirafın, hayırlara vesile olmasını beklerken…

Mezkûr itiraftan iki yıl sonra, hem de “zina”nın yeniden suç kapsamına alınmasına neden olacak yukarıda gibi rezilce bir vakayı eleştirdi diye GATA’nın Başhekim Yardımcısı Dr. Ali Edizer’in görevden alınması, beni resmen sükut-u hayale uğrattı.

Bu saatten sonra  “zina serbestisi” artık bir “hata” değil, toplumun ahlakını yavaş yavaş ölüme götüren ağır bir “travma” halini almıştır.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Can

Antalya da zengin ve kudretli yat icinde mankenli gezince o haberlere ancak erisim yasagi getirince akit hic ses cikarmadiniz düz vatandas duymasin diye yani zina düzenleme sirf düz vatandaslara uygulanacaktir zenginlere asla itirafi simdiden belli oluyor. Ikircikli suud krallar iranlilar gibi onlar da zina icin avrupaya gittikleri biliniyor evde mutaasiplik gösteriler. Bosuna deistlik patlamadi. Moliere nin tartuffe eseri gibi durumlari görünce.

Hakan

İktidar, bırakın zina yasasının yanlışlığını konuşmayı o tarafa bakmıyor bile.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23