Pensilvanya Şeytanı, Manisalı Lawrence, Bilderberggiller, Masonlar bu yazıyı okumasın!
Öyle mis gibi bir fincan kahveni ve buz gibi suyunu alacaksın...
Şövalye nişanı almakla “delikanlı” olunamayacağını geç de olsa idrak eden Abdullahgül’e...
Siyasi kişiliğiyle şarampole yuvarlanıp, pert olan Manisalı Bülentgül’e...
Motoru su kaynatınca yan sanayi olduğu anlaşılarak, siyasi “atıklar” mezarlığına defnedilen Nevzatgül’e...
Cumhurbaşkanı’na “Avrupa Birliği’yle ilişkileri nasılll dondurursun? Manyak mısın sen?” deyince tasmalı kalemlerden alkış toplayan, sonra yusuf yusuf olan Yusufgül’e...
Aşırı kibirden üst akıl atakları geçiren Bilderbergli Fehmigül’e...
Hamamönü kaldırımlarında “Avaramo” söyleye söyleye “damar” takılan Hüseyingül’e...
Hayatı boyunca avuç açarak, dilenerek yaşamış, boynu bükük Pensilvanya Şeytanı Gülen’e...
Kaset operasyonuyla CHP’nin başına getirilen Sülalesi dağda, kaysiyeti firarda Kılıçdaroğlu’na...
Putin tasmasıyla Rus eşiğine yüz göz süren Nişantaşı militanı Proje Selahattin’e...
Test dozu olarak, Cumhurbaşkanı’nın Azerbaycan-Hırvatistan performansını seyrettireceksin...
Kahveni yudumlarken, kıskançların ters dönüp debelenmelerini seyredeceksin...
Yok, dedim ya “test dozu” yani, öyle tamamını değil...
Yollarına turkuaz halılar serilen...
Filistin’den Türkmen Dağı’na, Azerbaycan’dan Hırvatistan’a Ortadoğu’dan Balkanlar’a, Türkiye’yi herkesin biricik dayanağı, sığınağı, umudu haline getiren adam gibi bir adam nasıl olunurmuş görsünler diye...
“Bizim neyimiz eksik Erdoğan’dan? Niye o Cumhurbaşkanı?” diyorsunuz ya...
Şimdi anladınız mı?
O samimiyet sahibiydi, siz değildiniz!
O yedi düvele karşı adam gibi durdu, siz hayatınız boyunca dış güçlere karşı eğik ve eziktiniz!
O şahsiyetli bir siyasi kişiliğe sahipti, siz değildiniz!
O vefa sahibiydi, siz Brutüs’lerdiniz!
O öteki mahalleye davasını anlatmayı, siz ise onlara şirinlik etmeyi tercih ettiniz!
O mazlumlara sahip çıktı, siz makam ve FETÖ referansı olanların kalkanı olmayı tercih ettiniz!
O gecekonduda yaşayan ninelerin elini öptü, siz Melek İpek’in elini öpmeyi tercih ettiniz!
O iman kuvvetiyle mücadele etti, siz baharda dağdan inecek PKK militanlarının gücüyle iktidara çelme takmaya teşebbüs ettiniz...
O bize “Allah yeter” dedi, siz İngiliz istihbaratının eşiğine yüz-göz sürmekle başınız göğe erer zannettiniz!
O “milletimin hizmetkârıyım” diye gönülleri fethederken, siz kibrinizle milletin gönül cennetinden çoktaaaan def edildiniz!
Hani “neyimiz eksik?” diyorsunuz ya...
Çok şeyiniz eksik...
Haset gözlerinizi hakikate köreltmiş...
İntikam ateşi içinizi kemire kemire sizi yiyip bitirmiş...
İşte kof bir kabuk haline gelmişsiniz.
Sizi ekranlarına çıkaranlara bakın!
Siz Erdoğan’ çekiştirdikçe size “aferin diyenlere”, alkış tutanlara!
Millet orada değil!
Millet burada!
Yok, size kızmıyor acıyorum zira acınacak haldesiniz.
Yalnız hâlâ umudunuz var ya ona akıl sır erdiremiyorum...
Yahu hangi yüzle çıkacaksınız bu milletin karşısına?
Brutüs yüzünüzle mi?
Belam’ım projesi yüzünüzle mi?
PKK dağdan inecek, Erdoğan’ı bitirecek diye bekleştiğiniz yüzünüzle mi?
Soyunuzu diline dolayan Yalçın Küçük’e “miyav” diyen, Doğan medyasında mahalle dedikoduculuğu yapan yüzünüzle mi?
Güldürmeyin beni...
Hah, zaten kahvem de bitti...
Şimdi hayallerinizin üzerine buz gibi bir su içme vakti...
Geçti Bor’un pazarı, geçti...
Hadi...