Ramazanın ruhuna uygun veciz sözlerin yazılı olduğu kandillerin asılmasıyla başlayan mahya geleneğinin İlk ne zaman çıktığına dair rivayetler çeşit arz etmesine rağmen kaynaklar genel olarak Sultan İkinci Selim Han’dan sonrasını göstermektedir. Sultan İkinci Selim döneminde, mübarek gecelerde, büyük camilerin minarelerinde kandil yakıldığına dâir rivayetler vardır. Kanuni’nin torunu, İkinci Selim’in oğlu Sultan Üçüncü Murad zamanında, Şubat 1588’de, Berat, Regaib ve Mevlid gecelerinde de kandiller yakılması için ferman çıkarılmıştır. Belki de kim bilir bu tarihten sonra havanın kararmasına müteakip minareler arasında kandiller yakıldığı için bu mübarek geceler Berat Kandili, Regaib Kandili, Mevlid Kandili şeklinde isimlendirilmiştir. Osmanlı’nın dünyaya ferman okuduğu yıllarda cami mahyalarında yazan yazılar imparatorluğun hakim olduğu güce ve hakimiyete dair yazılardı ve genelde; 'Fetih suresinin ilk ayeti, 'Maşallah', 'Bismillah', 'Leyle-i Kadir', 'Hoş geldin yâ Ramazan', 'On bir ayın sultanı', 'El-Firak', 'Elveda', gibi dini mahiyette ifadeler yer alırdı. En meşhur mahyalar ise Süleymaniye Camii'ne kurulurdu. Fakat memleketin içinde bulunduğu sosyolojik ve tarihi gerçekler değiştikçe bu mahyalardaki mesaj içerikli yazıların muhteviyatı ve konusu da değişti. Mesela Millî Mücadele yıllarında uzun süre devam eden savaşlar ve bunun doğurduğu ekonomik sıkıntı, savaşlar boyu artan şehitlere bağlı olarak sayıları çoğalan yetimler mahyaların ana konularıydı. “Yetimleri Koru, Şehitlere Fatiha, Hilal-i Ahmeri Unutma, Muhacirlere Yardım” gibi mahyalar o günlerde en çok kullanılan mahya yazıları olmuştur. Sosyolojik olarak bu mahyalar bize Türkiye’de siyasi durum, toplum ve din kavramlarının ayrılmaz bir bütünün parçaları olduğu mesajını da bizlere vermektedir.