• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Edebiyatı olmayan bir millet olmaz

Divan edebiyatının Tazminat’tan beri sistematik şekilde itibarsızlaştırıldığını belirten Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dursun Ali Tokel, “Devlet, hâlâ sadece lisede okutuyor. Edebiyatı olmayan bir millet olmaz. Başlangıcından bugüne kadar yaşıyorsa mutlaka edebiyatı vardır. İnsanın geçmişiyle bağını kurmadan geleceğini kurması, bırak devleti, birey anlamında bile mümkün değil” diyor.

2019-12-09 12:13:00 - 2019-12-09 12:15:59
Edebiyatı olmayan bir millet olmaz

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dursun Ali Tokel ile kültürümüze medeniyetimize yönelik yapılan bilinçli saldırıları ve Divan Edebiyatının derin dünyasını konuştuk...

-Hocam divan edebiyatının bize sunduğu zenginlikler nelerdir?

Edebiyatı olmayan bir millet olmaz. Başlangıcından bugüne kadar yaşıyorsa mutlaka edebiyatı vardır. Dolayısıyla tarihe baktığımız zaman kültür ve edebiyatı yazılı olarak 1300 yıldan beri var. Bu 1300 yıllık edebiyatın nereden baksanız 1100 yılından bahsediyoruz, divan edebiyatı. Tanzimat’tan sonra bir sınıflama yapmışlar; divan edebiyatı, halk edebiyatı demişler. Bu biraz küçümseme... Divan edebiyatı divandan ibaret değil ki. Bütün bir devletin milleti ile beraber, aydınları ile beraber ortaya koyduğu edebiyat türüdür. Dolayısıyla 1100 yıldan beri yeryüzünü yönetmiş o büyük imparatorluklar Selçuklular, Gazneliler, Beylikler, Osmanlı devrinde bütün bir milletin ortaya koyduğu müktesebattır.

Şiir bizim hayatımız

Yahya Kemal der ki ‘Türk şiirini buldun mu her şeyi bulmuşsundur.’ Türk şiirle düşünür, şiirle konuşur. Biz tarihimizi şiirle yazmışızdır. Mesela yemek anlatmışlar şiirle. Osmanlı’da hükümdarların büyük bir çoğunluğu şair. Kendisi şair ve aynı zamanda şairi de koruyor. Her türlü şeyi şiirle anlatmayı yeğlemişlerdir. Ahmed Yesevi bize dinimizi şiirle anlattı. Onun öğrencileri Anadolu’ya geldiler. Yunus Emreler, Hacı Bektaşlar, Hacı Bayramlar şiirle anlattılar. Ahmed Yesevi Hazretleri bir tekke şeyhidir. Türkler tekkeden, tasavvuftan, gönülden ve şiirden Müslüman olmuşlardır. Daha sonra ilmi kimliğini ön plana çıkaran büyük insanlarımız, bilim insanlarımız da şiir yazmışlardır. Maalesef divan şiiri şu anda bile hayattan kopuk olduğu için milletimiz o büyük müktesebattan yararlanamıyor. Yazılar yazarak, hayat ve edebiyat ilişkisini anlatmaya çalışıyorum. Bu edebiyat bilinmeden bizim milletimizin hiçbir özelliği, güzelliği bilinemez.

-Divan edebiyatını bilmeden büyük eserler verilebilir mi?

Bunun çok basit bir cevabı var. Italo Calvino’nun klasikler niçin okunmalı diye bir kitabı var. Orada niçin okunması ile ilgili sebepler var. T. S. Eliot’ın bir makalesi var. Eliot şöyle bir şey söylüyor; bugün Avrupa ve Amerika’da kim yazıyorsa yazılan şeyleri Cervantes’e borçluyuz diyor. Goethe de aynı şeyi söyler; insanlar klasiklere başvurmadan yazamazlar. Bizim dilimiz, edebiyatımız, kültürümüz bir yerden geliyor. Tanpınar’ın bir görüşü var, diyor ki; “kendimizden beslenemiyoruz.

Dil değiştirme handikap

Dünyada bizim kadar coğrafya değiştiren, bizim kadar dil değiştiren, alfabe değiştiren millet yok. Şu an dünyanın büyük milletleri Çinliler, İngilizler, Fransızlar, Almanlar doğdukları topraklarda binlerce yıldır yaşıyorlar. Aynı dille, aynı alfabeyle, aynı dinle, aynı kültürle yaşıyorlar. Arkasına baktıkları zaman muazzam birikim görüyorlar. Biz arkamıza baktığımızda arka yok bizde. Tarih metinlerini beş ayrı alfabeden okumak zorunda kalan bizden başka millet yok. Bu büyük bir acıdır. Medeniyetler yataydır, kültürler dikeydir. Dikey bilinçaltıdır. Mesela biz kendi masallarımızdan beslenemiyoruz. Ben sınıflara soruyorum masalları sayın diye. Bana sayıyorlar; Kırmızı Başlıklı Kız, Hansel ile Gretel, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler vesaire. Ama bir tanesi bile Türk masalı değil. Siz kendi tarihinizden, kültürünüzden, birikiminizden beslenmezseniz ortaya koyduğunuz eser sizin olmaz.

Devlet sevdirmiyor

-Divan edebiyatını yeni nesle sevdirmek için neler yapılmalı?

Milli Eğitim Bakanlığı ders kitaplarında müfredatlar yeni değişti. Ben o komisyonda yer aldım. Edebiyat kitapları lise 1-2-3-4, Türkçe ders kitapları ilkokul 1 den 8 e kadar değişti. Şunu gördüm; devletimiz hâlâ ısrarla bu edebiyatın sevilmesini istemiyor. Bu edebiyatla barışmamızı istemiyor. Öğrenci buraya geliyor, divan edebiyatı, Osmanlı edebiyatı, eski edebiyat diyoruz, divan edebiyatının adı bile yok. Divan şairi kendisine divan şairi demiyor. Şair de demiyor kendisine. Mesela bir İngiliz Shakespeare’i anarken “greates poet” diye anıyor. Biz “eski Türk şairi” diyoruz. Zaten eski dedi mi gitti. Eski dedi mi çaptan düşüyor, değersizleştiriyorsun. Derste konuşuyoruz, televizyona anlatıyoruz, makale yazıyoruz. Tam aksini söylüyorum; hayattan kopuk değildir. ‘Divan Şairi Diyor ki’ diye bir kitap yazdım. Divan edebiyatının hayatla ilişkisi olan metinleri çıkardık. Hayat şiirden kopuk olabilir ama şiir hayattan kopuk olamaz. Orada hayat ve divan edebiyatına ilişkin makaleleri topladık, yazdık.

Edebiyat hep horlandı

Devletimiz, Divan Edebiyatıyla barışık değil. Halkının da edebiyatla arasının iyi olmasını istemiyor. İstese yolu çok basit. Bir defa bu edebiyatı nefret söyleminden çıkaracaksınız. Hâlâ nefret söylemi hâkim. Filmlere bakın. Filmlerde eski edebiyat denildiğinde eski vezinler geliyor. Ders kitaplarındaki metinlere bakın, divan edebiyatı özetleri yazın internete, ÖSYM hala edebiyatta kriter koymuş, sınavda nasıl cevaplayacağınız belli. Hayattan kopuk, sarayda edebiyat, zincirleme tamlama. Mesela diyorlar ki bana edebiyat yapma, hikâye okuma, edebiyat parçalama, masal anlatma, ben hayatımı yazsam roman olur, bana felsefe yap… Bir şey bu kadar değersizleştirilirse değer üretemezsiniz ki...

-Kültürümüzü aktardığımız için bilinçli olarak mı yapılıyor?

Nurullah Ataç diyor ki; ben divanları okumayı çok severim ama sakın gençlere okutmayın, sonra severler neme lazım diyor. O zaman özenirler eskiyi anlarlar. İnsanın geçmişi ile bağını kurmadan geleceğini kurması bırak devleti, birey anlamında bile mümkün değil.

Harf inkılaplarını kim yaparsa yapsın faciadır!

-Harf inkılâbının tahribatları hakkında ne söylemek istersiniz?

Bizde bu harf inkılâbı ilk defa olmadı. Türklerin kullandığı alfabe sayısı yaklaşık 15-16 tane. Orhun alfabemiz vardı, 42 harflikti çok muazzam. Fakat din değişip  Niheist olunca yeni bir alfabe aldılar, 14 harfli. Nasıl yazacaksınız, gizemli alfabeler bunlar. Uygurlar bir edebiyat yaptılar, resme ve hikâyeye dayalı. Karahanlılar Müslüman olunca bir daha harf inkılâbı yaptık. Geriye bakıyorsun yok bir şey. Derken Müslüman olduk ve muazzam bir edebiyat ortaya çıktı. Fakat Selçuklular Türkçe’yi kullanmadıkları için ne edebiyat oluyor ne de bir şey oluyor. Osmanlı devletini kurduk, geriye baktık ama edebiyat gene yok. Osmanlılar sıfırdan bir edebiyat kuruyorlar. Tanzimat’ta kesiliyor. Kese kese bu kadar olur. Cumhuriyet ile birlikte Latin alfabesine geçtik her şey yine sıfırlandı... Dolayısıyla harf inkılâplarını kim yapıyorsa yapsın ortaya çıkan şey bir facia. Bundan sonra olmayacağının garantisi yok. Türklerin özelliği şu; çok canı sıkılıyor ve sürekli değiştirmek istiyor. Coğrafya değiştiriyor, din değiştiriyor, alfabe değiştiriyor, medeniyet değiştiriyor. Bu bizi çok canlı tutuyor ama Türk’ün hafızası yok. Bizden muhafazakâr olmaz. İngiliz, Alman, Çin muhafazakâr olur çünkü doğduğu topraklar. Öyle Finlandiya, Amerikan eğitim modeli çok dandik, bize olmaz. Karmaşık bir hamuruz, öyle kolay kolay şekillendirilemez. Çok ince çalışmanız gerekir.

Yeni Akit Gazetesi

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

ENGİN CAN

DİVAN EDEBİYATINI HALK ANLAMIYORDU BİLE. SARAYLI VE ELİT İNSANLARIN UYDURDUGU Bİ EDEBİYATTI.
  • Yanıtla

abdrhman

PİYASA YAHUDİLERİN ELİNDE. SANAT KÜLTÜR NE ARARSAN ONLARIN TEKELİNDE. KENDİLERİNDEN TARAFA OLMAYANA ŞANS TANIMIYORLAR HATTA DÖRT 4 LÜK BİLE OLSA ENGELLİYORLAR. DEVLET BU İŞE EL ATMAZSA GELECEK KUŞAĞINDA İŞİ ÇOK ZOR YANİ İMKANSIZ GİBİ
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23