• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Denizolgun'un ölümünde şüpheler derinleşti! 10 yıl sonra kritik rapor

Yeniakit Publisher
Yücel Kaya Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Denizolgun'un ölümünde şüpheler derinleşti! 10 yıl sonra kritik rapor

Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 7 Eylül 2016’daki ölümüne ilişkin soruşturmada 10 yıl sonra hazırlanan bilirkişi raporu, dosyadaki soru işaretlerini artırdı. Otopsi görüntülerinde göğüste ölümden önce oluştuğu değerlendirilen 4 ayrı ekimoz tespit edilirken, bilirkişi göğse dizle basılarak ağız ve burnun kapatılması şeklindeki bir ölüm mekanizmasının mümkün olduğunu bildirdi. Raporda kasten öldürülme ihtimalinin bilimsel olarak dışlanamayacağı, “beyin kanamasına bağlı doğal ölüm” değerlendirmesini destekleyecek yeterli objektif bulgunun ortaya konulmadığı ve dokularda ağır metallere rastlandığı kaydedildi.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2026/8086 sayılı soruşturma kapsamında, eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un ölümünün adli tıbbi yönden yeniden değerlendirilmesi amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırıldı.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Alkan tarafından hazırlanan 25 Ağustos 2026 tarihli bilirkişi raporunda, 2016 yılındaki otopsiye ait 145 fotoğraf ve video görüntüsü başta olmak üzere dosyadaki kapsamlı adli tıbbi materyaller yeniden incelendi.


İşte bilirkişi raporundaki kritik tespitler:

OTOPSİ GÖRÜNTÜLERİNDE 4 AYRI EKİMOZ TESPİT EDİLDİ

Bilirkişi, Denizolgun’un otopsi fotoğrafları ve video kayıtlarını inceleyerek sağ meme altından göğsün orta kısmına doğru sıralanan 4 ayrı ekimotik alan tespit etti.

Rapora göre söz konusu izler yaklaşık olarak 4x6 santimetre, 3x5 santimetre, 2x4 santimetre ve 1x2 santimetre boyutlarında.


EKİMOZLARIN ÖLÜMDEN ÖNCE OLUŞTUĞU DEĞERLENDİRİLDİ

Bilirkişi yalnızca göğüsteki izlere değil, ekimozların altında bulunan dokulara da dikkat çekti.

Söz konusu bölgelerin altındaki dokularda da kanama görülmesinin, bilirkişiye göre bu lezyonların Denizolgun hayattayken meydana geldiğini gösterdiği belirtildi.

“GÖĞSE DİZLE BASILIP AĞIZ VE BURUN YASTIKLA KAPATILMIŞ OLABİLİR”

Raporun en dikkat çekici maddelerinden biri, göğüsteki lezyonların oluşum mekanizmasına ilişkin değerlendirme oldu.

Bilirkişi, lezyonların büyüklüğü ve göğüsteki yerleşimleri dikkate alındığında, bir kişinin Denizolgun’un göğsüne diziyle basarken ağız ve burnunu bir yastıkla kapatarak nefessiz bırakması şeklindeki bir ölüm mekanizmasının mümkün olduğunu kaydetti.

Bu değerlendirmenin kesin ölüm mekanizmasının bu olduğu anlamına gelmediği, bilirkişi raporunda bunun bir olasılık olarak ele alındığı görülüyor.


“KASTEN ÖLDÜRÜLME İHTİMALİ BİLİMSEL OLARAK DIŞLANAMAZ”

Bilirkişi raporundaki bir diğer kritik tespit ise kasten öldürülme ihtimaline ilişkin oldu.

Mevcut bulgular ve otopsi sırasındaki ileri derecedeki çürüme durumu dikkate alınarak, Denizolgun’un ağız ve burnunun kapatılması suretiyle kasten öldürülmüş olma ihtimalinin bilimsel ve objektif olarak dışlanmasının mümkün olmadığı değerlendirmesinde bulunuldu.

“BEYİN KANAMASINA BAĞLI DOĞAL ÖLÜM” RAPORUNA KRİTİK ŞERH

Denizolgun’un 2016 yılında gerçekleştirilen otopsisinin ardından ölümünün “beyin kanaması nedeniyle doğal ölüm” olduğu değerlendirilmişti.

Yeni bilirkişi raporunda ise bu sonucun dayanaklarına ilişkin önemli bir tespit yapıldı.

Raporda, mevcut belgeler üzerinden travmatik olmayan beyin kanaması sonucuna ulaşılmasını sağlayacak yeterli objektif bulgunun ortaya konulmadığı belirtildi.

Bilirkişi bu durumu “adli tıbbi eksiklik” olarak değerlendirdi.

DOKULARDA BARYUM, ARSENİK, KADMİYUM, CIVA VE NİKEL

Raporda 2016 yılındaki toksikolojik incelemelere ilişkin de dikkat çekici bilgilere yer verildi.

Denizolgun’un dokuları ve çürüme sıvılarında baryum, arsenik, kadmiyum, cıva ve nikel gibi ağır metallerin tespit edildiği belirtildi.

Ancak bu maddelerin hangi düzeylerde bulunduğunun belirtilmediğine dikkat çekildi.

Bu nedenle ağır metallerin Denizolgun’un ölümündeki muhtemel etkisinin mevcut verilerle objektif olarak değerlendirilemediği kaydedildi.


2016'DAN KALAN NUMUNELER YENİDEN ANALİZ EDİLECEK

Bilirkişi, Denizolgun’un kesin ölüm nedeninin ortaya çıkarılabilmesi için yapılması gereken incelemeleri de sıraladı.

Buna göre Denizolgun’un tüm tıbbi öz geçmişinin değerlendirilmesi, 2016 yılındaki otopsiden kalan şahit numunelerin yeniden incelenmesi ve fethi kabir işlemi sonrasında alınan numuneler üzerinde yeni analizler yapılması gerekiyor.

Bu analizlerin, ölüm nedeninin belirlenmesi açısından kritik önem taşıdığı belirtildi.

İKİ ADLİ TIP İHTİSAS KURULU DOSYAYI BİRLİKTE DEĞERLENDİRECEK

Raporda, yapılacak yeni incelemelerin ardından dosyanın Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu ile 5. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından müştereken değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.

Bu değerlendirmeyle Denizolgun’un ölüm nedeni ve ölüm şeklinin net ve objektif biçimde ortaya konulması gerektiği belirtildi.

145 FOTOĞRAF VE OTOPSİ VİDEOSU TEK TEK İNCELENDİ

25 Ağustos tarihli rapor hazırlanırken yalnızca otopsi görüntülerinden yararlanılmadı.

Bilirkişi tarafından 145 otopsi fotoğrafı ve video görüntüleri, dönemin Adli Tıp Kurumu raporları, kriminal incelemeler, olay yeri kayıtları, tanık ifadeleri, 19 Ağustos 2026 tarihli fethi kabir tutanağı ve dosyadaki diğer adli tıbbi belgeler birlikte değerlendirildi.

FETHİ KABİRDEN ELDE EDİLEN BULGULAR DA MERCEK ALTINDA

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, bilirkişi raporunun ardından soruşturmanın sürdüğünü bildirdi.

Başsavcılık, fethi kabir işlemi sonucunda elde edilen bulguların da yapılacak yeni incelemelerde değerlendirileceğini açıkladı.

Denizolgun’un ölüm nedeninin ve şeklinin bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulması amacıyla adli tıbbi incelemelerin ve delil toplama işlemlerinin devam ettiği belirtildi.

HTS KAYITLARI İNCELENECEK

Soruşturmanın yalnızca adli tıp incelemeleriyle sınırlı kalmayacağı da açıklandı.

Başsavcılık, HTS kayıtlarının soruşturma kapsamında değerlendirileceğini bildirdi.

Böylece Denizolgun’un ölümünün gerçekleştiği dönemdeki iletişim trafiği de dosyadaki diğer delillerle birlikte ele alınacak.

OLAY TARİHİNDEKİ KOLLUK KAYITLARI ARAŞTIRILIYOR

Denizolgun’un hayatını kaybettiği döneme ilişkin kolluk kayıtları da mercek altına alındı.

Savcılık, olay tarihindeki kayıtları toplayarak 2016 yılında gerçekleştirilen işlemleri yeni bulgular ışığında yeniden değerlendirecek.

TEREKE DOSYASINDAKİ BELGELER DE SORUŞTURMAYA GİRECEK

Başsavcılığın açıklamasında tereke dosyasından temin edilecek bilgi ve belgelerin de soruşturma kapsamına alınacağı belirtildi.

Söz konusu belgeler diğer adli ve teknik delillerle birlikte değerlendirilecek.


İFADE İŞLEMLERİ DEVAM EDİYOR

Soruşturma kapsamında ifade alma işlemlerinin de sürdüğü açıklandı.

Başsavcılık; bilirkişi raporu, fethi kabir bulguları, HTS ve kolluk kayıtları, tereke dosyasından alınacak belgeler, devam eden ifade işlemleri ve toplanacak diğer deliller ışığında soruşturmanın hassasiyetle ve genişletilerek sürdürüldüğünü bildirdi.

Böylece 10 yıl önce “beyin kanaması nedeniyle doğal ölüm” olarak değerlendirilen Arif Ahmet Denizolgun’un ölümü, yeni bilirkişi raporundaki bulguların ardından çok yönlü olarak yeniden araştırılıyor.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Murat

O zamanın savcısını,olay yeri inceleme ekibini,cinayet masası ekibini, adli tıpçıları vs.devletin şimdi silkmesi lazım.

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

ESCOBAR ÇETESİ BİLE BU KADARINA CESARET EDEMEZDİ! İnanç Maskeli Karteller: Arif Ahmet Denizolgun’un Ölümü ve Maskelerin Düşüşü Türkiye, inanç dünyasını ve cemaat yapılarını uzun yıllardır toplumsal birer gerçeklik olarak tartışıyor. Ancak Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un ölümüne ilişkin hazırlattığı son bilirkişi raporu, tartışmanın zeminini tamamen değiştirdi. Ortaya çıkan bulgular, karşımızda manevi bir müessese değil; yöntemleri, soğukkanlılığı ve acımasızlığıyla adeta bir "Escobar çetesini" andıran organize bir suç şebekesi olduğunu iddia eden en somut, en tüyler ürpertici belgedir. Zamanında "beyin kanamasına bağlı doğal ölüm" denilerek üzeri alelacele kapatılmak istenen bir dosya, tam 10 yıl sonra bilimin ve adli tıbbın ışığıyla yeniden aralandı. Rapordaki detaylar, sıradan bir vefatın çok ötesinde, profesyonelce kurgulanmış bir infaz mekanizmasına işaret ediyor. Otopsi görüntülerindeki ölüm öncesi darp izleri, göğse dizle basılarak nefessiz bırakılma ihtimali ve dokularda tespit edilen ağır metaller... Bu veriler, manevi bir iklimin değil, ancak yer altı dünyasının karanlık labirentlerinde görebileceğimiz infaz yöntemleridir. Buradaki en büyük trajedi ve ihanet, kutsal değerlerin bu karanlık çarklara yakıt yapılmasıdır. İnsanların saf dini duygularını, sadakatlerini ve manevi bağlarını sömürerek devasa bir güç ve finans imparatorluğu kuranlar, iş kendi iç hesaplaşmalarına veya güç paylaşımına geldiğinde dinin adını bile anmıyorlar. Bir insanın hayatına bu denli vahşice son verebilme cüreti, bu yapıların inançla hiçbir bağının kalmadığının, tamamen birer "çıkar ve infaz karteline" dönüştüklerinin tescilidir. Kendini manevi bir sığınak gibi gösteren yapıların perdesi kalktığında altından vahşi bir suç örgütünün çıkması, toplum vicdanında tamiri imkansız yaralar açmaktadır. Daha da vahimi, bu korkunç şüphelerin ve bilimsel gerçeklerin gün yüzüne çıkması için neden 10 yıl beklenildiğidir. Adaletin bu denli gecikmesi, bu tür mafyatik yapılanmaların yargı ve devlet mekanizmalarına ne denli sinsice sızabildiğinin, gerçeğin üzerini örtmek için ne kadar büyük bir nüfuz kullanabildiklerinin açık bir göstergesidir. Bugün gelinen noktada mesele sadece eski bir bakanın şüpheli ölümü değildir. Mesele, din kisvesi altında palazlanan, hukuku hiçe sayan ve kendi infaz mahkemelerini kuracak kadar gözü dönen bu "Escobar tipi" yapıların tamamen tasfiye edilmesidir. Bilimin ortaya koyduğu bu dehşet verici rapor, yargı için bir milat olmalıdır. İnanç maskesi takmış hiçbir suç örgütünün, bu ülkenin hukukundan ve adaletinden daha güçlü olmadığı her ne pahasına olursa olsun kanıtlanmalıdır. Yoksa bu karanlık, herkesi yutmaya devam edecektir.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23