• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

'Deizmin Cazibesinde Mürtet Olmak!'

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:
'Deizmin Cazibesinde Mürtet Olmak!'

Mehmet Sürmeli Mirat Haber'de yazdı: İslâm’ın ilk muhatapları Allah’ı (cc) kabul etmeyen, Risalet kurumu ve gaybla ilgili hiç malumatı olmayan ateist insanlar değildirler. Nitekim Kur’an-ı Kerim de onların Allah’ı (cc) bildiklerine şu ayet-i kerime ile açıklık getirilmiştir:

Mehmet Sürmeli Mirat Haber'de yazdı: İslâm’ın ilk muhatapları Allah’ı (cc) kabul etmeyen, Risalet kurumu ve gaybla ilgili hiç malumatı olmayan ateist insanlar değildirler. Nitekim Kur’an-ı Kerim de onların Allah’ı (cc) bildiklerine şu ayet-i kerime ile açıklık getirilmiştir:

“(Resulüm! Onlara) De ki: ‘Eğer biliyorsanız (söyleyin bana) o yeryüzü ve içinde (bulunan)lar kimindir?’ ‘Allah’ındır’ diyecekler. ‘O hâlde (ona itaati) düşünmüyor musunuz?’ (Yine sor:) ‘Yedi göğün Rabbi ve büyük arşın Rabbi kimdir?’ de. (Hepsi) ‘Allah’dır’ diyecekler. ‘O hâlde (O’na) karşı gelmekten korkup da emrine uymaz mısınız?’ de. ‘Biliyorsanız (söyleyin), her şeyin mülkü (ve idaresi) elinde olan ve O (daima) koruyan, kendisi korunmaya muhtaç olmayan kimdir?’ diye sor. (Yine) ‘Allah’tır’ diyecekler. O hâlde nasıl büyülenmiş (gibi) yüz çeviriyorsunuz.’ de.” [1] Ayetten de anlaşıldığı gibi Mekkeli müşrikler, Allah’ın (cc) kâinatın sahibi, semavat ve arza hükmeden, evrenin işleyişiyle ilgili kuralları (sünnetullah) koyan aşkın bir varlık olduğunu biliyorlardı. “Allah’ın (cc) rızık verdiğine, varlığımızı devam ettirmemizde çok önemli yeri olan organlarımızın yaratıcısı olduğunu ve ölü tohumdan canlı varlıklar yarattığına” da inanıyorlardı. [2] “Yağmuru yağdıranın” [3] Allah olduğunu ve “tapınmış oldukları putların herhangi bir fayda veya zarar vermekten yoksunluklarını” [4] anlıyorlardı. Fakat bu bilgileri ve inanmaları yeterli değildir. Müşriklerin inançlarındaki yetersizliğe şu ayetler vurgu yapmaktadır: “Ey insanlar! İşte size bir temsil getirildi, şimdi onu iyi dinleyin. Sizin Allah’ı bırakıp taptıklarınız; hepsi bir araya toplansalar dahi asla bir sineği bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, onu ondan kurtarmaya bile güçleri yetmez. İsteyen de aciz, (kendisinden) istenen de. Onlar Allah’ı gereği gibi (anlayıp) takdir edemediler. Doğrusu Allah çok kuvvetlidir, mutlak üstündür. Allah, meleklerden de insanlardan da elçiler seçer. (Bununla birlikte) kesinlikle Allah (her şeyi) işitendir, görendir.” [5] Yüce Allah, bu ayetlerde yaratma konusuna açıklık getiriyor ve yaratmanın kendisinden başka varlıklar için imkânsızlığını beyan ediyor. Ayette tehaddî (meydan okuma) vardır. Yani hiçbir örnek ve hammadde olmaksızın kâinattaki en küçük varlığı bile yaratmanın imkânsızlığı belirtiliyor. Yaratmayı mutlak anlamda elinde tutan Allah (cc), yaratmış olduğu varlıkların hidayeti için insanlardan peygamber göndermesine atıfta bulunup şu mesajı vermiştir: “Yaratmak nasıl ki benim elimde ise yarattıklarımı kendi hâline bırakmamanın tezahürü olarak peygamber ve kitap göndererek onların hayatını tümel ve tekil alanda sevk ve idare etmek de benim elimdedir.” Müşriklerin takdir edemedikleri husus; yaratıcı ilah olarak Allah’ı (cc) kabul etmelerine rağmen hayatın sevk ve idaresinde ona yer vermemeleridir. Yaratmayla hükmün alanının arasını açmalarıdır. Onları böyle kötü bir anlayışa iten farklı gerekçeler olabilir. Zihinlerindeki kutsal anlayışı; Allah’ı (cc) aşkın bir varlık olarak hayata müdahaleden münezzeh bir konuma itmiş olabileceği gibi; böyle bir inancı çevreden de almış olabilirler.


 

Müşriklerin komşuları ve ticaret yaptıkları yerler Bizans topraklarıdır. Buralarda egemen olan Aristo felsefesi ve onun ilah tasavvuru ve anlayışıdır. Bu anlayışa göre tanrı, ilk muharriktir. Evreni ilk defa yaratıp harekete geçirmiş sonra da kendi hâline bırakmıştır. Tanrı, evrendeki tikel ve tekil olayları bilemez. [6] İnsan da kendi eylemlerinin yaratıcısı olup tüm davranışlarını kendisi belirler. Hayatın ayrıntılarına tanrı müdahale etmez, edemez. Mekke müşrikleri “emir” alanında herhangi bir etkinliği olmayan Allah (cc) inancını benimsiyorlardı. İslâm dini, “Yaratmak da emretmek de Allah’a aittir.” [7] buyruğunu ilan edip hayatın merkezine Allah Teâlâ’yı almak suretiyle hayata anlam verince, müşrikler büyük tepki gösterdiler. Onlar hayatın gündelik sevk ve idaresinde putları aracı olarak görüyorlardı. Bu putlar, aslında onların hevalarına aykırı prensipler koymadığı gibi, reel anlamda hayatlarının merkezinde de değildi. Fakat yemelerine, içmelerine, ticaretlerine, evlenmelerine, boşanmalarına, siyasi yapılanmalarına, komşuluk ilişkilerine, eğitim ve öğretimlerine karışan bir İlah’ı da kesinlikle kabul etmiyorlardı. Esasında bu anlayış tarih içerisinde modern felsefi kalıplara ve hayat tarzlarına dönüştürmek suretiyle kendini devam ettirmektedir. Batılı hayat tarzı bunun günümüzdeki en büyük temsilcisi olup İslâm vahyinin karşısında cahiliyenin gerekçelerini yeni biçimlere dökerek direnmekte ve onu yok etmeye çalışmaktadır. İnsanlara dayatılan modernite de budur.


 

Mekkelilerin Allah (cc) inancına yabancı, tanrı tanımaz bir toplum olmadıklarını Kur’an-ı Kerim’den ayetlerle belirttik. Rivayet kitaplarında da konuyla ilgili birçok örnek vardır. Ümeyye b. Salt’ın o dönemin büyük şairi olarak “Ey Allah’ım! Bütün hamt ve şükürler sanadır. Nimetler ve şükürler sendendir. Senden daha yüce ve şerefli, övgüye layık başka varlık yoktur.” [8] dizelerini söyleyip “Allah’tan başka her şey boştur ve yok olacaktır.” demesi, Hz. Peygamber’e (sav) şu sözü söyletmiştir: “Neredeyse Ümeyye b. Salt Müslüman olacaktı.” [9] İnançta kâfir sanatta Müslüman (!) olan bu zatın Allah’ın varlığı ile ilgili bir sorunu yoktu. Kureyş müşrikleri, Bedir savaşına giderken Kâbe’nin örtüsüne sarılmışlar şu duayı yapmışlardır: “Ey Allah’ımız! Şu iki gruptan en yüce olanına, doğruya en iyi yönelenine, en şerefli olanına, dini en faziletli olanına yardım et.” [10] “Hangimiz sana karşı daha günahkâr, sılayırahimi de koparmışsa onu mahvet.” [11] Cahiliye dönemi müşriklerinin her sabah şu duayı yaptıkları fakat İslâm geldikten sonra vazgeçtikleri rivayet edilir: “Allah, sana göz nimetini bahşetti, sabahı lütfetti.” [12] Bu söylemin arkasında Allah’a şükür vardır. Mekke döneminde Hz. Peygamber’e (sav) en çok karşı çıkan Velid b. Muğire’nin Resulullah’la (sav) savaşa giderken Kâbe’de dua edip “Ey Allah’ım! Biz ancak (Muhammed’e karşı savaşmakla) hayır murat ediyoruz.” [13] demesi; benzeri bir duayı da içtenlikle Ebucehil’in yapması Mekke müşriklerinin inançlarıyla ilgili önemli ipuçları vermektedir. Ayrıca yeminlerini Allah (cc) adına yapmaları, [14] Hz. Ömer’in henüz Müslüman olmadan önce, Habeşistan’a hicret eden komşuları Leyla binti Hasme’ye hem üzüntüsünden hem saygısından, “Allah yardımcınız olsun.” [15] demesi; Ebu Talib’in, Kureyş’in Müslümanları boykot etmelerini içeren anlaşma iptal olduğunda söylediği şiirindeki “Allah’a şükür” ifadeleri o dönemin Allah inancıyla ilgili anlamlı bilgiler içermektedir. [16] Özellikle de korku anında Allah’ı (cc) hemen hatırlarlar ve ona dua ederlerdi. Mekke’nin fethinde yurdunu terk eden İkrime b. Ebi Cehil bir gemiye binip Kızıldeniz’e doğru açıldıklarında, fırtınaya tutulunca şöyle demiştir: “Allah’a yemin olsun ki bu denizden kurtulursam Muhammed’e gidip elimi eline koyup iman edeceğim. Çünkü onu affedici, kerim bir insan olarak görüyorum.” [17] İkrime sözünde durmuş ve hayatını şehadetle taçlandıran samimi bir Müslüman olmuştur. Mekkelilerin darda kaldıklarında nasıl Allah’a yöneldiklerini, tüm insanların psikolojik durumlarını göz önüne sererek şu ayet açıkça dile getirmiştir: “Onlar (gemide giderken) kendilerini, gölge yapan (dağ ve kara bulut)lar gibi dalga sardığı zaman; (gönüllerinde bağlılık gösterdikleri putları atarak) dini yalnızca Allah’a has kılarak (ihlasla O’na) yalvarırlar. Sonra (Allah) onları karaya çıkarıp kurtarınca, içlerinden bir kısmı, dengeli davranarak orta yolu tutar. Bizim ayetlerimizi son derece kaypak nankörlerden başkası inkâr etmez.” [18]


 

Dipnotlar
[1] Mü’minun 23 / 84-89; Ayrıca bak: Lokman 31 / 25; Zuhruf 43 / 9, 87.

[2] Bak: Yunus 10 / 31.

[3] Bak: Ankebut 29 / 63.

[4] Bak: Zümer 39 / 38.

[5] Bak: Hac 22 / 73-75.

[6] Aristo’nun batıl ve sapık tanrı tasavvuru maalesef İslâm dünyasında da taraftar bulabilmiştir. Mutezile içerisinden bir grup bunu savunduğu gibi günümüz ilahiyatçılarından da bu görüşü benimseyenler vardır. “Allah benim evleneceğim kadını bilemez.” diyen fıkıh akademisyenleri maalesef bu ülkeden de çıktı. Tefsirciler, felsefeciler türedi. Akademisyen olduğu için bağlı olduğu hiyerarşinin dokunulmazlığı adına bunlara irtidat ettin diyen çıkmadı. Devlet laikliği değiştirilemez ilke olarak dayatınca deizm kitleselleşti. İrtidat kitleselleşti de diyebiliriz. Aristo’nun mezatta alıcı bulamayan görüşleri bizim bit pazarında revaç buldu. Unutmamak gerekir ki böyle bir ilah tasavvuru sapkınlıktır, küfürdür. Allah’ı hakkıyla bilememenin sonucudur.

[7] A’raf 7 / 54.

[8] İbni Hamza, Esbab-ı Vürud-il Hadis, I / 44.

[9] Müslim, 41, Şiir, I, h. no: 2256, II / 1768; İbni Hanbel, Müsned, (tah: Muhammed Şakir, h. no: 9072), c. XVII, s. 133.

[10] Begavî, Meâlimu’t-Tenzîl, s. 346.

[11] İbni Hemmam, Musannef, h. no: 9725, V / 348; Es-Sâbûnî, Kibes min Nûri’l-Kur’ani’l-Kerim, III / 130.

[12] İbni Hemmam, Musannef, h. no: 19437, X / 385.

[13] İbni Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, I / 221-270.

[14] İbni Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, III / 56 ve IV / 36.

[15] İbni Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, I / 370.

[16] İbni Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, II / 30.

[17] Tahavi, Müşkil’ül Asar, II / 156.

[18] Lokman 31 / 32.

Mehmet Sürmeli

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

CHANG

Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır. (İSRA SURESİ-44.AYET)

CHANG

GERÇEKTE ATAİST VARLIK YOKTUR. DİNİ İNANCI REDDEDENLER VAR. 1- BUNLAR GİZLİ REDDEDENLER(MÜNAFIKLAR), 2- AÇIKTAN REDDEDENLER(ŞEYTANLAR), 3- Bİ KISMINI KABUL EDİP Bİ KISMININ YERİNEDE HURAFEYİ İKAME EDENLER(MÜŞRİKLER), 4- BÜYÜK BİR KISMINI KABUL ETMEKLE BİRLİKTE KİTAPTA AÇIKCA GÜNAH SAYILANI GÜNAH KABUL ETMEYENLER(FASIKLAR). KÜÇÜK NUMARAYLA BELİRTİLENLER BÜYÜK NUMARAYLA BELİRTİLENLERİN TÜM ÖZELLİKLERİNİ TAŞIRLAR VE TAMAMI KAFİRDİR. KAFİRLİK DERECELERİNE GÖRE İLAH ALGILAMALARI BOZUKTUR AMA ANMAYANI YOKTUR.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23