Ömrümüzü alıp götüren, yaşantımızın en büyük tanığı olan zamanı oluşturan saniye ve dakikalar hakkında biraz konuşalım istedik...
Kısa bir zaman süresini belirtmek için göz kırpma süresini esas alır ve "göz açıp kapayıncaya kadar" deriz. Halbuki göz açıp kapama yani göz kırpma neredeyse yarım saniyeden ibaret! Fakat bu sırada sivrisinek 400 kere kanat çırpmıştır bile.
Aslında kan emmemişken, yani boş depo ile bir sivrisinek kanatlarını saniyede 1000 kere çırptığı ölçülebildi. Yani saniyenin binde birinde kanatlarını indirir ve kaldırır..
Bilim adamları bunlarla uğraşır durur!
Bir süreyi ölçmek veya bir şeyi ayarlamak için saatimizin saniye göstergesine pek sık baktığımız söylenemez. Halbuki hemen hemen tüm kol saatlerinde saniye göstergesi vardır.
Tık tık ilerleyen saniye göstergesi belki de kımıldadıklarını gözle fark edemediğimiz o yavaş akrep ve yelkovanın yanında zamanın ne kadar hızlı aktığının bağırır sanki..
Günümüzde özellikle erkek kol saatlerinde bırakın saniyeyi, onda birini bile ölçebilen göstergeler var.
Aslında saniyenin onda birinin hayatımızda ne derecede etkili bir zaman süresi olduğunun farkına varamayız.
Sporcu koşucularının, otomobil yarışçılarının yaptıkları derecelerin değerlendirilmesi dışında pek karşımıza çıkmaz.
Saniyeden küçük zaman dilimleri biz insanlar için sıfır gibi bir şeydir. Zaten bu süreleri insanlar son yüzyılın başından itibaren ölçmeye başladılar.
Asırlar önce zaman Güneş'in hareketi demekti. Hayat o kadar yavaştı ki saatin bile hiçbir önemi yoktu.
Bırakın tarihteki güneş ve kum saatlerini, 18. yüzyıla gelene kadar kullanılan saatlerde dakikayı gösteren yelkovan yoktu. Saniye ibresi 19. yüzyıl ortalarının işi.
Günümüzde fizikçiler saniyenin milyarda birini bile ölçebilmektedirler.
Peki dahası?
O zaman saniyenin parçacıkları devre dışı kalıp işin içine "ışık hızı" giriyor.
Elektron atom çekirdeğinin etrafında yaklaşık saniyede 2.000 kilometre ile dönmektedir bu ışık hızının % 1'i civarında..
Bir çekirdek bozunmasında açığa çıkan beta (elektron) parçacığının hızı ışık hızına çok yakındır, yani 300.000 kilometre..
Elektriğin akış hızı da ışık hızının %90'ına ulaşmış oluyor. Bu da saniyede 270.000 kilometre civarına karşılık geliyor.
Işık, bir saniye içerisinde Dünya’nın çevresini 7 kez dolaşabilir. Bu ondan daha ölçülebilir hızın olduğunun da itirafı gibi. Çünki dünya çevresini o, saniyede 7 kere dönebiliyorsa, 10, 15 hatta milyon, milyar kere dönebilen de olmalı değil mi?
Bu noktada bilim işi "teori"ye vurmaktan öte birşey yapamıyor.
Dehr'i ancak ve ancak Yaratan bilir!
Dehr'i yani zamanı ölçtüğümüzü sandığımız saatlerimiz, onların dakikaları, saniyeleri, saliseleri bizim oyuncaklarımız.. Oynayıp, fanî dünyada avunuyoruz. Nokta!
Çalar saati görünce içinde şeytan var sandılar
Dünyanın en eski çalışan saatinin “Salisbury Katedrali” saati olduğu düşünülmektedir. Ancak kabul etmeyenler de var. Salisbury Katedrali saati 1386 yılı civarında inşa edilmiştir. Saate benzeyen tarafı yok. Ama çanların çalınmasını ayarladığı için "saat" denmekte.. Yukarıda sağdaki fotoğraf, o kadetralin avlusunda korumaya alınmış saat görülüyor. Halbuki Halife Harun Reşid, 786 yılında Abbasi Devleti'nin başına geçen beşinci Halifedir. Halife Harun Reşid’in elçilerinden Abdullah, Miladi 807 yılında Aachen’de Kayzer Büyük Karl’a Halifenin bir hediyesini sunar. Bu, o güne kadar Avrupalıların görmediği bir saattir. Saatin pirinçten yapıldığını ve hayrete şayan bir şekilde monte edildiğini yazan Kayser’in tarihçisi Einhard, bu olağanüstü cihazı şöyle tanıtıyor: “Bu su saati, on iki saatin geçişini hesaplıyor ve saat başlarında olmak üzere on iki kürecik düşürüyordu. Her bir kürecik alttaki zile çarpınca, etrafa ses aksediyordu. Açılan kapılardan aşağı düşen kürecikler, bir saatlik zamanın tamamlanması ile dışarı fırlıyordu. Bu sıçrayışların sonunda on iki kapı da teker teker kapanıyordu. Bu saatin, şimdi anlatılması uzun sürecek, görülmeye değer dikkate şayan tarafları vardı.”
(Sigrid Hunke, Avrupa’nın Üzerine Doğan İslam Güneşi, (Çev: Servet Zengin), İstanbul 1975, s.114.)
Ya Cizreli büyük alimin fil üzerine kurduğu bu saate ne dersiniz?
12. yüzyılda bugünkü Şırnak’ın Cizre ilçesinde doğan ve bu yüzden de El-Cezerî diye yâd edilen bilgin, su saatleri yapmıştı. El-Cezerî nin bu su saatleri arasında belki de en ilginci filli saat... Birbirinden farklı figürlerin doğru kompoziyon içine yerleştirilmesiyle oluşan renkli görsel ve birçok düzeneğin tek bir sistemde sergilediği uyumlu çalışmayla filli saat, türünün en muhteşem örneklerinden biri.
2 buçuk metrelik saat, günü 24 eşit parçaya ayırıyor ve işaretini her yarım saatte bir veriyor.
Bu saat şamandıra sistemiyle işliyor.
Filin sırtında bulunan katip her yarım saati elindeki kalemi çizelge üzerinde kaydırarak belirtiyor. Yarım ve tam saatleri birbirinden ayırmak için ise filin üzerindeki bir figür tam saatlerde sağ, yarım saatlerde sol elini kaldırıyor. Bu yarım saatlik ara tamamlanınca bir ip yardımıyla kuleden bir küre bırakılıyor.
Küre, saate yerleştirilen figürlerin hepsini hareket ettirmeye başlıyor.
Bir kuş dönüp, kulenin üstündeki adam ellerini kaldırıyor, iki yılan aşağı doğru harekete geçiyor.
Son olarak filin boynundaki katibin sağ eliyle file sol eliyle köse vurmasıyla da düzenek diğer yarım saatlik bölüm için ilk haline çevrilmiş oluyor.


