12 Eylül darbesinden sonra hazırlanan, vesayetin izleri ve parlamenter anlayışın etkilerini üzerinde taşıyan 1982 Anayasası, muğlak maddeleri sebebiyle yetki karmaşasına yol açıyor. akit’e konuşan uzmanlar, parlamenter düzenin hantal yapısının bütün ruhunu yansıtan ve sürekli krizlere sebep olan darbe anayasasının çöpe atılıp, sivil bir anayasa hazırlanması çağrısı yaptılar.
12 Eylül darbesinden sonra hazırlanan ve yıllar içerisinde yamalı bohçaya dönen 1982 Anayasası, Türkiye’nin başını ağrıtmaya devam ediyor. Vesayetin izlerini ve parlamenter anlayışın varyantını üzerinde taşıyan, içerisindeki yoruma açık ifadeler sebebiyle yetki karmaşasına yol açan mevcut anayasanın yerine özgürlükçü ve demokratik bir anayasa hazırlanması acil önem arz ediyor.
Yamalı bohçaya döndü
Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile daha demokratik ve insan haklarına saygılı bir yönetim anlayışına kavuşurken, 12 Eylül darbesinin ürünü olan ve adeta yamalı bohçaya dönen 1982 anayasasını adeta ayağında pranga gibi taşıyor. Başkan Erdoğan liderliğindeki AK Parti ile MHP’nin başını çektiği Cumhur İttifakı her fırsatta yeni bir anayasasın önemine vurgu yaparken, vesayet özlemi çeken CHP ve arka bahçesi konumundaki oluşumlar darbe sonrası hazırlanan mevcut Anayasa’da ısrar ediyor. Gerçekte ise ülkenin, barındırdığı muğlak ifadelerle sürekli yetki karmaşasına ve yönetim krizine yol açan, son olarak Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin karşı karşıya getiren vesayet anayasasından bir an önce kurtulması gerekiyor.
Darbe anayasası değişmeli
Gazetemize konuşan TÜRKAD Başkan Yardımcısı Av. Hadi Dündar, şu değerlendirmelerde bulundu: “Mevcut anayasamız 1982 darbe anayasası. Yani bütün toplumları aynı çatı altında toplayamayan, aynı şekilde ele almayan ve bazı eksiklikleri olan bir anayasa. Zaten eksiklikleri olduğu için de bugüne kadar yaklaşık 20 kez değişikliğe uğradı. Bu dahi başlı başına bu anayasanın düzgün bir anayasa olmadığını gösteriyor. Yani darbe anayasası olmasa ve maddeleri düzgün olsa bile değişikliğe uğramış bir anayasanın düzgün işleyemeyeceği ve ileride daha büyük sorunları çıkartabileceği muhakkaktır. Onun için herkese hitap edecek ve her kesimden temsilcinin bulunduğu özgürlükçü ve demokratik bir anayasa hazırlanması gerekiyor. Çünkü mevcut anayasa günümüz şartları için de gelecek için de yeterli değildir. Tabii son olaylar bunun ne kadar daha önemli olduğunu bize gösterdi. Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi’nin birbiriyle çatışmasındaki sebep de anayasamızın 14. maddesinden kaynaklı. Bu madde düzenlenmiş ama düzenlenirken ucu açık bırakılmış. Ucu açık bırakılınca da bu sefer de yorum ve yetkisi tartışması yaşanıyor. Anayasa Mahkemesi diyor ki ben yorumlayabilirim. Yargıtay diyor ki bunun yoruma ihtiyacı yoktur. Dolayısıyla anayasadaki muğlak ifadeler yüzünden iki tane üst mahkeme anayasa karşı karşıya geldi. Bu bile mevcut anayasanın ne kadar sıkıntılı olduğunu ve bir an önce değişmesi gerektiğini bize gösteriyor.”
Evrensel ve kapsayıcı olmalı
Yeni anayasanın düzgün ve bir o kadar da evrensel olması gerektiğini vurgulayan Dündar, şöyle devam etti: “Yeni anayasanın o kadar kapsayıcı ve düzgün olması gerekir ki üzerinden yüz yıl, bin yıl geçse dahi bu metin ihtiyaçları karşılasın. Bu onun için de bu metnin hem siyasi düşüncelerden hem de Avrupa ya da Amerika sistemine benzetme çabasından uzak olması gerekiyor. Bu metin bize özgü olması lazım. Çünkü biz mükemmel bir dine mensubuz. Dolayısıyla insana verilebilecek en üst değerin yeni anayasada olması lazım. Tabii bunu verirken de kesinlikle toplumun kültürüyle, inancıyla çelişmemesi gerekiyor yani. Çünkü bu anayasa bütün Türkiye’deki her vatandaş için geçerli olmalıdır.”
Yetki karmaşası çözer
TİMAG Başkanı Avukat Ertuğrul Akar ise şunları söyledi: “Anayasa Mahkemesi Türkiye’de vesayetin bir ürünüdür. Özellikle Türkiye gibi ülkelerde yasama organının tamamen milli iradeye teslim olması riskine karşılık, Batı’nın, NATO’nun vesair vesayet odaklarının Türkiye’yi kontrol mekanizması olarak kurulmuştur ve öyle devam etmiştir. Biz Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararını kendisinin değiştirdiğini, hatalı bulduğunu veya kendi kararlarının birçoğunun anayasaya aykırı olduğuna karar verdiğini biliyoruz. Bunun ötesinde kurucu, yetkili olan Meclis’in yani yasama organının yerine geçerek kanunda ve anayasada olmayan hükümler getirdiğini veya olmayan hükümler çerçevesinde yorum yaptığını biliyoruz. Doğal olarak CHP’nin ve avanesinin de Anayasa Mahkemesi noktasındaki duruşu veya yeni anayasaya karşı çıkması esasında hiçbir zaman elde edemeyecekleri milli iktidarın yerine devşirme bir iktidarı yürütmek istemelerindendir. Vesayetin yeniden Türkiye’de hüküm sürmesinin devamının istenmesidir. Bu noktada çok dikkate alınacak bir şey yoktur. Milli iradenin tecelligahı meclistir. Yaşanan yetki karmaşasının zarar verdiği kuvvetler ayrılığı ilkesi ve buna bağlı hukuk devleti ilkesinin güçlenmesi için içinde AYM’nin de düzenlendiği bir anayasa değişikliği şarttır.”