• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Bu gece Veladet-i Nebi

Bu gece Son Peygamber Hazreti Muhammed Mustafa Sallallah-ü Aleyhi ve Sellem’in dünyayı şereflendirmelerinin sene-i devriyesidir. Dünyaya Rebîulevvel ayının 12’nci gecesi teşrif buyuran Abdullah oğlu Muhammed (s.a.v.), aynı ayın aynı gününde Medine’ye, yine aynı ayın aynı gününde dâr-ı bekaya hicret etti. Şeref verdin Ya Rasulallah!

Yeniakit Publisher
2015-12-22 17:00:00 - 2015-12-22 17:03:26
Bu gece Veladet-i Nebi

ŞEREFLİLERİN EN ŞEREFLİSİ

Allah-ü Teâlâ Zül Celal Hazretlerinin yarattığı ve kendinden ruh üfürdüğünü beyan buyurdukları en şerefli varlık olan insanın en şereflisi de Hz Muhammed Mustafa (s.a.v.)'dir. O'nun dünyaya teşrifleri bütün Müslümanlarca çeşitli merasimlerle kutlanıyor. Bu gece Türkiye'nin tüm şehirlerinde çeşitli camilerde Mevlid okunacak, pek çok mekânda etkinlikler yapılacak.

MEVLÎD GECESİ VE NÂT-I ŞERİF

Müslümanlar, insanlığın son peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.)'in doğum gecesinde onu edep dairesinde hatırlar, Kur'a-ı Kerim, Süleyman Çelebi tarafından kaleme alınan metinler başta olmak üzere Nât-i Şerifler okurlar. Nât-ı Şerifler, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in doğumu, hayatı ve mucizelerinden kesitler içeren metinler olup, İslam edebiyatında büyük bir yer tutar.

MUKADDES EMANETLER

İlk peygamber Hz Âdem (a.s.)'den Hz Muhammed (s.a.v.)'e kadar gelmiş olanları tüm İslam peygamberidir. Tek ve yegâne din de İslam'dır. Yahudilik ve Hıristiyan gibi dinler sonradan uydurulmuş isimlerdir. Yavuz Sultan Selim Han tarafından İstanbul'a getirilen ve Hz Muhammed (a.s.)'in eşyaları ile Sakal-ı Şerifleri Topkapı Sarayı'ndaki Kutsî Emanetler Dairesi'nde ziyaret ediliyor.

Nât-ı Şerifler

Ali Ulvi Kurucu

Çoğaldı cürm ü isyanım benim pek ya Rasulallah
Kat'i müşkil huzur-i Hakk'a gelmek ya Rasulallah
Erişmezse bana lutfun efendim rûz-i mahşerde
Mekânım nâr-ı duzeh ola bî-şek ya Rasulallah
Bırakma bendeni ol gün açılır çün Liva-ül-hamd
Beni de ol livânın tahtına çek ya Rasulallah
Ümidim var, yine mağfur ü mesrûr olurum ol gün
Girince destime pay-i mübarek ya Rasulallah
Bihakkı Hazret-i Zehra, bihakkı Hazret-i Sıbteyn
Sana geldi kulun Ulvi, dahilek ya Rasulallah!

2_9
Ya ResulAllah

Niyazî-i Mısrî

Zuhur-ı kainatın madenisin ya ResulAllah 
Rumuz-ı küntü kenz'in mahzenisin ya ResulAllah

Beşer denen bu alem ki senin suretle şahsındır 
Hakikatte hüviyette değilsin ya ResulAllah

Vücudun cümle mevcudatı nice cami' olduysa 
Dahi ilmin muhit oldu kamusun ya ResulAllah

Dehanın menba-ı esrar ilm-i min ledünnidir 
Hakayık ilminin sen mahremisin ya ResulAllah

Ne kim geldi cihana hem dahi her kim gelisedir 
İçinde cümlenin ser-askerisin ya ResulAllah

Cihan bağında insan bir şecerdir gayriler yaprak 
Nebiler meyvedir sen zübdesisin ya ResulAllah

Şefaat kılmasan varlık Niyazi'yi yoğ ederdi 
Vücudun zahmının sen merhemisin ya ResulAllah

  - 

Gönül hun oldu

Yaman Dede

Gönül hun oldu şevkinden boyandım ya resulallah, 
Nasıl bilmem bu nirana dayandım ya resulallah, 
Ezel bezminde bir dinmez figandım ya resulallah, 
Cemalinle ferahnak etki yandım ya resulallah....

Yanan kalbe devasın sen, bulunmaz bir şifasın sen, 3_8
Muazzam bir sehasın sen, dilersen rehnumasın sen, 
Habib-i kibriyasın sen, Muhammed Mustafa'sın sen, 
Cemalinle ferahnak etki yandım ya resulallah....

Gül açmaz çağlayan akmaz ilahi nurun olmazsa, 
Söner alem, nefes kalmaz felek manzurun olmazsa, 
Firak ağlar, visal ağlar ezel mesturun olmazsa, 
Cemalinle ferahnak etki yandım ya resulallah.....

Erir canlar o gül buy-i revan bahşın hevasında, 
Güneş titrer yanar didarının bak ihtirasında, 
Perişan bir niyaz inler hayatın müntehasında, 
Cemalinle ferahnak etki yandım ya resulallah..

Susuz kalsam yanan çöllerde can versem elem duymam, 
Yanar dağlar yanar bağrımda ummanlardan nem duymam, 
Alevler yağsa göklerden, ve ben messeylesem duymam, 
Cemalinle ferahnak etki yandım ya resulallah....

Ne devlettir yumup aşkınla göz rahında can vermek, 
Nasip olmazmı sultanım haremgahında can vermek, 
Sönerken gözlerim, asan olur ahında can vermek, 
Cemalinle ferahnak etki yandım ya resulallah....

Boyun büktüm perşanım bu derdin sende tedbiri, 
Lebim kavruldu ateşten döner payinde tezkiri, 
Ne dem gönlün murad eylerse, taltif eyle kıtmiri, 
Cemalinle ferahnak etki yandım ya resulallah...
Cemalinle ferahnak etki yandım ya resulallah...

 

MERHABA

Hacı Bayram-ı Velî (k.s.)

Merhaba, ey ayn-ı zât'ın mazhar ü mihmanesi
Zat-ı pâk'inden görünür, nûr-ı Hakk'ın şûlesi
Rehber-i dergâh-ı izzet olduğuyçün ey Habîb
Enbiyâ vü evliyanın oldu babın kıblesi.

Aşkına gönül veren bulsa aceb değil murad
Çün cemalin şem-i Hakk'tır ehl-i Hakk pervanesi
Dü cihan buldu nizamı feyz-i pakinden Şehâ
Unsur-ı hassın olubdur gevher-i yekdânesi.


Eyle boynuma hamâyıl aşkının zincirini,
Olmasın bendsiz Habîba aşkının divânesi.
Vâridat-ı veddinün kalbi imaret ideli
Kenz-i aşk olmuşdurur bu gönlümün viranesi.

Nakd-i cânı vasl-i canâne feda ettim Velî
Ger ola yüz bin feda olmak anın şükranesi
Fenn-i aşk içre terakki kıl taleb ağyar-ı Hakk
Aşık'ın yari olımaz vasl-ı Hakk bîgânesi

Ey gönül, yarinden alıbilmek isteyen haber
Terk-i kevneyn idüb oldu rah-ı Hakk merdanesi
Bula Bayramî visalin lezzetinde kurb-i üns
Ey olan bayramı kalbinde dolu cânânesi.

NAAT

Şeyyâd Hamza

Senin aşkın kamu derde devadır ya Resûlellah
Senin katında hâcetler revâdır ya Resûlellah

Senin nurun gören gözler ne ay gözler ne yıldızlar
Nurundan gece gündüzler, ziyâdır ya Resûlellah

Terinden açılır güller sözünden şehd ü şekerler
Seninle hasta gönüller şifadır ya Resûlellah

Habîbsin pâdişahlara tabîbsin derd ü âhlara
Şefaatın günahkâra safâdır ya Resûlellah

Ay u güneş yedi yıldız seni öğer kamu düpdüz
Senin sözünden ayruk söz hatâdır ya Resûlellah

Hased kılar sana iblis zihî ahmak olur telbîs
Seni sevdiğiçün İdrîs alâdır ya Resûlellah

Ururlar nevbetin dâim bu beş vakt sünnetin kâim
Gelirse hânına her kim salâdır ya Resûlellah

Mugaylanlar harîr giydi beiyyeler abîr oldu
Senin cefaların derdi vefâdır ya Resûlellah

Satıldı Yûsuf-ı Kenân inen az nesneye pinhân
Seni görmek bana bin cân bahâdır ya Resûlellah

Dâvûd eyninde hil'atin Halîl hânında ni'metin
Mûsâ elinde ibretin asâdır ya Resûlellah

Mübarek türbesi yerde dolu nûr ile perverde
Veli rûhun feleklerde ayândır ya Resûlellah

Makâmın Kâ'be-i Zemzem hemîşe kâim ü muhkem
Hızır ümmetine her dem sakâdır ya Resûlellah

Şeyyâd-ı Hamza ol şâhdan diler kim kurtula âhdan
Seni medhetmek Allah'dan atâdır ya Resûlellah
 

Naat

Arif Nihat Asya




Seccaden kumlardı…
Devirlerden, diyarlardan
Gelip göklerde buluşan
Ezanların vardı!

Mescit mü'min, minber mü'min…
Taşardı kubbelerden Tekbîr,
Dolardı kubbelere “âmin!”
Ve mübarek geceler, dualarımız,
Geri gelmeyen dualardı…
Geceler, ki pırıl pırıl,
Kandillerin yanardı.
Kapına gelenler, yâ Muhammed,
-Uzaktan, yakından-
Mü'min döndüler kapından!
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
İki dünyada aziz ümmet;
Muhammed ümmetiydi.
Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!
Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi…
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi…
Nerde kaldın ey Resûl,
Nerde kaldın ey Nebi?
Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Mü'minlerin vardı…
Ve bir gün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halîme'nin kucağında
Abdullah'ın yetimi
Âmine'nin emaneti ağlardı.
Hatice'nin goncası,
Aişe'nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği
Göklerin resûlüydün…
Elçi geldin, elçiler gönderdin…
Ruhunu Allah'a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke'de bunalırsan
Medine'ye göçerdin.
Biz bu dünyadan nereye
Göçelim, yâ Muhammed?
Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
Altın devrini yaşıyor…
Diller, sayfalar, satırlar
“Ebu Leheb öldü” diyorlar.
Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
Ebû Cehil kıt'alar dolaşıyor!
Neler duydu şu dünyada
Mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kâbe'ne siyahlar
Yakışmamıştır, yâ Muhammed
Bugünkü kadar!
Hased gururla savaşta;
Gurur, Kafdağı'nda derebeyi…
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği…
İyiliğin türbesine
Türbedâr oldu iyi.
Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına,
İyilikler getir, güzellikler getir
Âdem oğullarına!
Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Tâif'tir, kimi Hayber'dir…
Fethedemedik, yâ Muhammed,
Senelerdir.



Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi…
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi…
Günahın kursağında
Haramların peteği!
Bayram yaptı yapanlar;
Semâve'yi boşaltıp
Sâve'yi dolduranlar…
Atını hendeklerden -bir atlayışta-
Aşırdı aşıranlar…
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman'lar!
Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı…
Yere dökülmeyecekti, ey Nebî,
Yabanların gözünde kalacaktı!
Konsun -yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!
Ne oldu, ey bulut,
Gölgelediğin başlar?
Hatırında mı, ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar, taşlar,
Kafile kafile, kervan kervan
Şimale giden yoldaşlar!
Uçsuz bucaksız çöllerde,
Yine, izler gelenlerin,
Yollar gideceklerindir.
Şu tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir…
Örümcek ne havada,
Ne suda, ne yerdeydi;
Hakkı göremeyen
Gözlerdeydi!
Şu kuytu cinlerin mi;
Perilerin yurdu mu?
Şu yuva -ki, bilinmez-
Kuşları Hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?
Kuşlarını, bir sabah,
Medine'ye uçurdu mu?
Ey Abvâ'da yatan ölü,
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hâtıran, uyusun çöllerin
Ilık kumlarıyla örtülü!
Dinleyene, hâlâ,
Çöller ses verir;
“Yaleyl!” susar,
Uğultular gelir.
Mersiye okur Uhud,
Kaside söyler Bedir.
Sen de bir hac günü,
Başta Muhammed, yanında Ebû Bekir;
Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü
Destan yap, ey şehir!
Ebû Bekir'de nûr, Osman'da nûrlar…
Kureyş uluları, karşılarında
Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
Ali'nin önünde kapılar açılır,
Ali'nin önünde eğilir surlar,
Bedir'de, Uhud'da, Hayber'de
Hakk'ın yiğitleri, şehîd olurlar…
Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı,
Yerde kalmazdı ruh… kanatlıydı.
Konsun –yine- pervazlara güvercinler
“Hû hû”lara karışsın âminler.
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!
Vicdanlar, sakat çıkmadan,
Yâ Muhammed, yarına;
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Âdem oğullarına!
Yüreklerden taşsın
Yine, imanlar!
Itrî, bestelesin Tekbîr'ini;
Evliyâ, okusun Kur'ân'lar!
Ve Kur'ân-ı göz nûruyla çoğaltsın
Kayışzâde Osman'lar
Na'tını Galip yazsın,
Mevlid'ini Süleyman'lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan'lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!
Gel, ey Muhammed, bahardır…
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır…
Hacdan döner gibi gel;
Mi'râc'dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!
Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
Hızır kanad, Cibril kanad;
Nisan kanad, bahar kanad;
Âyetlerini ezber bilen
Yapraklar kanad…
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşî sustuysa
Ezânlarını Dâvûd okusun!
Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

 

MERHABA BAHRİ 

Süleyman Çelebi

Yaradılmış cümle oldu şadüman 
Gam gidip alem yeniden buldu can 

Cümle zerrat-i cihan edip seda 
Çağrışuben dediler kim merhaba 

Merhaba ey âl-i sultan merhaba 
Merhaba ey kan-i irfan merhaba 

Merhaba ey sırr-ı fürkan merhaba 
Merhaba ey derde dermân merhaba 

Merhaba ey bülbül-i bağ-ı Cemâl 
Merhaba ey derde derman merhaba 

Merhaba ey mah-ü hürşid-i Hüda 
Merhaba ey Hakk´dan olmayan cüdâ 

Merhaba ey asi ümmet melcei 
Merhaba ey çaresizler eşfai 

Merhaba ey can-ı bâki merhaba 
Merhaba uşşaka saki merhaba 

Merhaba ey kudreti ayn-ı Halil 
Merhaba ey has-ı mahbub-u Celil 

Merhaba ey rahmeten lil´alemin 
Merhaba sensiz şefia´l müznibin 

Merhaba ey Padişah-ı dû cihân 
Senin için oldu kavnile mekan 


Ey cemali gün yüzü bedr-i münir 
Ey kamû düşmüşlere sen dest-gir 

Dest-girisin kamu üftadenin 
Hem penahı bende-vü azadenin 

Ey gönüller derdinin dermanı sen 
Ey yaradılmışların sultanı sen 

Sensin ol sultan-ı cümle enbiya 
Nur-i çeşm-i evliya vü asfiya 

Ey risalet tahtının sen hatimi 
Ey nübüvvet mührünün sen hatemi 

Çünkü nurun ruşen etdi alemi 
Gül cemalin gülşen etdi alemi 
Oldu zail zulmet-i cehl-ü dalâl 
Buldu bâğ-ı marifet ayn-i kemal 
Ya Habiballah bize imdad kıl 
Son nefes didarın ile şad kıl 
Ger dilersiz, bulasız od-dan necât 
Aşk ile, derd ile edin es-salat 

Çünkü ol mahbub-i Rahman ü Rahim 
Kıldı dünyayı cemalinden naim 

Birbirine muştalayıp her melek 
Raksa girdi şevk ü şadından felek 

İşbu heybetten Amine hub rû 
Bir zaman aklı gidüp geldi gerû 

Gördü gitmiş huriler hiç kimse yok 
Görmedi oğlun tazarru kıldı çok 

Huriler aldı tasavvur kıldı ol 
Hayret içre çok tefekkür kıldı ol 

Çevre yanın isteyü kıldı nazar 
Gördü kimbir köşede hayrü´l-beşer 

Şöyle Beytullaha karşı ol Resul 
Yüz yere vurmuş ve secde kılmış ol 

Secdede başı dili tahmid eder 
Hem kaldırmış parmağın tehvid eder 

Debrenür dudakları söyler kelâm 
Anlayamazdım ne derdi ol hümam 

Kulağım ağzına verdim dinledim 
Söylediği sözü ol dem anladım 

Der ki ey Mevlâ yüzüm tuttum sanâ 
Ya İlahi ümmetim ver- gil banâ 

Ümmetim dedi sanâ çün Mustafa 
Ver salavat sen de anâ bul safa 

Miracı Hazreti Peygamber 
Sahibü´l hullet-i vettaç, verakib´ül büraki fi leyleti´l mir´ac Hazret-i Ahmed-i Mahmud-ü Muhammed Mustafa? ya salevat 

Gel beri ey aşk od´una yanıcı 
Kendüyi maşuka aşık sanıcı 

Dinle gel mir´acın ol şahın ayan 
Aşık isen aşk oduna durma yan 

Bir düşenbih gecesi tahkik haber 
Leyle-i kadr idi o gece meğer 

Ol hümayun bahtı ol kadri yüce 
Ümmühanın evine vardı gece 

Anda iken nagehan ol yüzü ak 
Cennete var dedi Cebrail Hak 

Bir murassa taç ve bir hulle kemer 
Hem dahi al bir burak-ı muteber 

Ol habibime ilet binsin anâ 
Arşımı seyreylesin görsün beni 

Cebrail çün cennette vardı revan 
Gördü kimin kırk burak otlar heman 

İçlerinden bir burak ağlar kati 
Yemez, içmez, kalmamış hiç takati 

Gözlerinden yaşı ceyhun eylemiş 
Ciğerini dert ile hun eylemiş 

Dedi Cebrail nedir ağladığın 
Hüznile can ü ciğer dağladığın 

Baki yoldaşın yeyip içip gezer 
Sen inilersin, canın ne sezer? 

Dedi bırk bin yıl durur kim ya emin 
Aşk durur banâ yemek, içmek hemin 

Nagehan bir ün işitti kulağım 
Ol zamandan bilmezem sağu solum 

Ya Muhammed deyuben çağırdılar 
Bir seda birden yürekler deldiler 

Ol zamandan bilmezem kim nolmuşam 
Ol adın ismine aşık olmuşam 

Yüreğim içinde eridi yağım 
Aşık oldu görmeden bu kulağım 

Cenneti başıma aşkı dar eder 
İşimi veleyl-ü nehar üş zar eder 

Gerçi zahir cennet içinde duraram 
Ma´nide narın azabın görürem 

Ger eremezsem visaline anın 
Uruserem terkini can ü tenin 

Cebrail eder buraka ey burak 
Verdi Hak maksudunu kılma firak 

Kimde kim aşkın nişanı vardurur 
Akibet maşuka anı er görür 

Gel beru maşukuna er göreyim 
Yüreğin zahmine merhem urayım 

Aldı cebrail burakı ol zaman 
Ta Cenab-ı Ahmede geldi heman 

Hak selam etti sanâ ey Mustafa 
Kim mübarek hatırın bulsun safa 

Dedi kim gelsin konuklarım anı 
Arşımı seyreylesin, görsün beni 

Bu gece zahir olur esrar-ı Hak 
Gösteriserdir sanâ didar-ı Hak 

Zemzem ile doldu kevn ile mekan 
Arşa varır dediler Fahr-i Cihan 

Hem sekiz cennet kapısı açtılar 
Alemin üstüne rahmet saçtılar 

Gel gidelim Hazrete ya Mustafa 
Muntazırdır anda ashab-ı safa 

Sanâ cennettten getirdim bir burak 
Deveti Rahmandurur eyle yirak 

Durdu yerinden hemanden Mustafa 
Kodu tacı başına ol pür safa 

Çekti ol demde burakı Cebrail 
Önüne düştü anâ oldu delil 

Tarfetül´ayn içre ol şahı harem 
Geldi Kudse erdi vü bastı kadem 

Enbiya ervahı karşı geldiler 
Mustafaya izzet ikram kıldılar 

Pes geçip Mihriba ol hayrü´l enam 
Enbiya ervahına oldu imam 

İki rekat kıldı Aksada namaz 
Öyle emretmiş idi ol bi niyaz 

Ol gece durmadı ceylan eyledi 
Şöyle kim eflaki seyran eyledi 

Her biirnden türlü hikmet gördü ol 
Ta ki vardı Sidreye erişti ol 

Cebrailin durağıdır ol makam 
Nüh felek ta kim tutalıdan nizam 

Kaldı Cebrail makamında hemin 
Dedi anâ Rahmeten lil alemin 

Bilmezem bu yollrı ben nideyim 
Kim garibem bunda kande gideyim 

Cebrail dedi Resule ey Habib 
Sanmagil bu yerde sen garib 

Senin için yaratıldı nüh felek 
İns ü cinnü, hur ü cennet hem melek 

Bundan hatmoldu benim seyrangahım 
Maverasından dahi yok ââhım 

Ban böyle emredübtür Zülcelal 
Açmayam ben bundan öte perrü bâl 

Eğer geçem bir zerre denlu ileru 
Yanârım baştan aşağı ey ulu 

Dedi Cebraile ol şah-ı cihan; 
Pes makamında dur imdi sen heman 

Rah-ı aşkta kim sakınır canını 
Ol kaçan görse gerek canânını 

Çün ezelden banâ aşk oldu delil 
Yanâr isem yanâyım ben ey Halil 

Rah-ı aşk sanma gafil serseri 
Belki katmer nesnedir vermek seri 

'Ger dilersiz, bulasız oddan necât 
Aşk ile, derd ile edin essalat' 

Söyleşirken Cebrail ile kelam 
Geldi Refret önüne verdi selam 

Aldı ol şah-ı cihanı ol zaman 
Sidreye gitti vü getirdi heman 

Gördü gök ehli ibadettre kamu 
Her biri bir türlü taatte kamu 

Kim tehlil ü kimi temcid okur 
Kimi tesbih ü kimi tahmid okur 

Kimi kıyamda kimi kılmış rükû 
Kimi Hakka secde kılmış ba huşû 

Kimisini aşk-ı Hak almış durur 
Valehü hayran´ü mest kalmış durur 

Hep gök ehli cümle karşı geldiler 
Mustafaya izzet ikram kıldılar 

Merhaba ya muhammed dediler 
Ey şefaat kân-ı Ahmed dediler 

Her biri kutladı mi´racını 
Dediler giydin saadet tacını 

Yürü kim meydan senindir bu gece 
Sohbeti sultan senindir bu gece 

Ermedi evvel gelen bu devlete 
Kimse layık olmadı bu ri´fate 

Çünkü kamusun görüp geçti öte 
Vardı erişti ol ulu hazrete 

Bi hurufu lafs-ı sazt ol padişah 
Mustafaya söledi bî iştibah 

Dedi kim mahbubu matlubun benem 
Sevdiğin can ile mabudun benem 

Gece gündüz durmayıp istediğin 
Nola kim görsem cemalin dediğin 

Gel Habibim sanâ aşık olmuşam 
Cümle halkı sanâ bemde kılmışam 

Ne muradın var ise kılam reva 
Eyleyem bir derde bin türlü deva 

Mustafa dedi ya rabbenalalemin 
Ey hatabuşu atası çok kerim 

Ol zaif ümmetlerin hali ne ola 
Hazretine nice anlar yol bula 

Gece gündüz işleri isyan kamu 
Korkarım ki yerleri ola tamu 

Ya İlahi hazretinden hacetim 
Bu durur kim olan makbul ümmetim 

Hak Tealadan erişti bir nida 
Ya Muhammed ben sanâ kıldım ata 

Ümmetini sanâ verdim ey Habib 
Cennetimi anlara kıldım nasib 

Ey habibim nedir ol kim diledin 
Bir avuç toprağa minnet eyledin 

Ben sanâ aşıkı olucak ey latif 
Senin olmaz mı dü alem eş şerif 

Zatıma mir´at edindiğim zatını 
Bile yazdım adım ile adınıı 

Hem dedi kim ya Muhammed ben seni 
Bilürem göremeğe doymazsın beni 

Liyk varıp davet et kullarımı 
Ta gelüben göreler didarımı 

Tarfet-ül ayn içere ol Fahri cihan 
Ümmühanı evine geldi heman 

Her ne vaki oldu ise serseter 
Cümlesin ashabına verdi haber 

Dediler ey kıble-i İslam-ı din 
Kutlu olsun sanâ mir´ac-ı güzin 

Biz kamumuz kullarız sen şahsın 
Gönlümüz içinde ruşen mahsın 

Ümmetin olduğumuz devlet yeter 
Hizmet kıldığımız izzet yeter 

Evvel Andık 

Evvel andık anı kim evveldir ol 
Evveline bulmadı hiç akl yol 

Evvelin ol evvelidir bigûman 
Ahirin hem ahiridir cavidan 

Çünkü Hak evvelliğin bildik ayan 
Dinle imdi kılayım sûn´un beyan 

Hak Tela ne yarattı evvela 
Cümle mahlukattan kim evvel ola 

Mustafa nurunu evvel kıldı var 
Sevdi anı ol kerimü girgidar 

Her ne türlü kim saadet vardürür 
Yahşi hu, gerekli adet vardürür 

Hak sanâ verdi mükemmel eyledi 
Yaradılmıştan mufaddal eyledi 

Andan oldu her nihan-ü aşikar 
Arş-ü ferş-ü yerde gökte ne ki var 

Ger Muhammed olmaya idi ayan 
Olmayıserdi zemin ü asuman 

Hem vesile olduğu içün ol Resul 
Ademin Hak tevbesini kıldı kabul 

Ger Muhammed gelmeseydi aleme 
Tac-i izzet ermez idi Ademe 

Nuh anıçün buldu hem garktan necat 
Daği doğmadan göründü mûcizat 

Cümle anın dostluğuna adına 
Bunca izzet kıldı Hak ecdadına 

Ceddi olduğiçün anın hem Halil 
Narı cennet kıldı anâ ol Celil 

Hem dahi Musa elindeki asa 
Oldu anın hürmetine ejderha 

Ölmeyip İsa gök´e buldu yol 
Ümmetinden olmak için idi ol 

Gerçi kim bunlar dahi mürseldürür 
Lîk Ahmed ekmelü efdaldürür 

Çün temenni kıldılar Haktan bular 
Kim Muhammet ümmetinden olalar 

Sünnetin tut ümmeti ol ümmeti 
Ta nasip ola sanâ Hak rahmeti

Derleyen: Yeni Söz Gazetesi

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı