Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler “yek, du, se, cihar, penç, şeş” diye. Yedi Farsça’da 'heft' dir veya “hefte”.
Bizim “hafta da farsçadan alınmıştır. Pekalâ halen kullandığımız gün isimlerinin asıllarının nereden geldiklerini ve ne manaya geldiklerini biliyor musunuz? Buyrun:
Cuma, Arapça’dır ve “toplanmak”dan gelmektedir. Cami, cem, cemaat kelimeleri gibi
Cumartesi, izaha gerek yok galiba, aslı Arapça “ertesi” eki Türkçe bir kelimedir.
Pazar da Farsça’dır. “Ba” yemek, “zar” yer kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. “Bazar” yemek yenilen yer anlamınadır amma, biz onu hem “Pazar” diye telaffuz etmiş, hemde hafta sonundaki günün adı yapmışız. İlginçtir, birçok Malezya’dan ta Fas’a kadar birçok ülkede pazar kurulan yerlerde hem alış veriş yapılır hem de seyyar satıcılardan yemek yenir.
Pazartesi’nin durumunun da “cumartesi” gibi olduğunu fehmeylediz elbette!
Salı ise garip ama nasıl olmuşsa İbrânice’den dilimize geçmiş. Yahudi dilinde “üçüncü” anlamına gelmektedir.
Çarşamba yine Farsça.. “Dördüncü gün” anlamına “cehar şenbe”den geliyor.
Perşembe de Farsça “beşinci gün” anlamına “penç şenbe”den gelmekte.. Hani “Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir” derler. Yani insanın iyi ki, “..ertesi” diye bir ekimiz varmış, onunla haftanın iki gününe olsun Türkçemizle ortak çıkmışız, diyesi geliyor!
Gelelim aylarımıza
Günümüzde kullandığımız ay isimlerinin geldikleri yerler de karışık. Hicrî takvimdeki Arapça ay isimlerinin bugün hiçbirini kullanmamamıza rağmen yine de “Şubat, Nisan, Haziran, Temmuz ve Eylül” aylarının isimlerinin kökenleri Arapça ve Süryanice, “Kasım” ise Arapça.
İşin daha ilginç yanı bunlardan “Şubat, Nisan, Temmuz ve Eylül” hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alıyorlar.
Gelin şimdi kullandığımız ayların isimleri ve kökenlerine bir göz atalım.
Ocak, Türkçe. Malum evlerde ateş yakılan yere deriz. Evimiz barkımız anlamını da taşır. Yani “ocakların yakıldığı veya günlerin dışarıda çalışarak – avlanarak değil, ocaklarda (evlerde) geçirildiği soğuk ay” anlamına geldiği tahmin edilmektedir.
Şubat, Süryanice’de, yeni takvimin ikinci ayına verilen isimdir. “Şabat / Şobat”tan gelir.
Mart, Latince’dir. “Mars” (savaş tanrısı) isminden gelir. (Özellikle batı toplumları, çok tanrılı din döneminde ay ve günlere tanrıların veya kimi imparatorların vb. ismini vermişlerdir.
Nisan, Süryanice’dir. Süryani, Sümer, Akad ve İbrani dillerinde bu kelime ortaktır: “Nisannus, Nasanus, Nasanna, Nusanus, Nusanna” gibi şekilleri vardır.
Mayıs, Latince “maius”, “en büyük” anlamınadır.
Haziran, Süryanice’dir, “sıcak” anlamına geliyor.
Temmuz, İbranice “bey, efendi” anlamınadır.
Ağustos, Latince “kutsal” anlamına Roma imparatorunun adı Augustus’tan gelmektedir.
Eylül de Süryanice’deki “aylul”, yani “üzüm ayı” demektir.
Ekim, Türkçe’dir “tarlaların sürülüp ekildiği ay” anlamınadır.
Kasım, Arapça’dır. “Bölen” anlamındadır.
Aralık, Türkçe’deki “aralık” sözünden gelmektedir.
Hicrî aylarımız
Muharrem
Saferülmuzaffer
Rebiülevvel
Rebiülahir
Cemaziyelevvel
Cemaziyelahir
Recep
Şaban
Ramazan
Şevval
Zilkade
Zilhicce
Halkımızın dilindeki aylarımız
Zemheri: Ocak
Gücük: Şubat
Mart: Mart
Abrul: Nisan
Mayıs: Mayıs
Kiraz: Haziran
Orak: Temmuz
Ağustos: Ağustos
İlkgüz: Eylül
Ortagüz: Ekim
Songüz: Kasım
Karakış: Aralık
Rumî aylarımız
Tanzimat Dönemi'ne kadar Osmanlı Devleti'nde hicrî takvim kullanılıyordu. 1840 miladî tarihi 1 Mart 1256 Cuma günü olarak Rumî mali takvimin yılbaşı kabul edildi. Bu tarihten sonra çift takvim uygulaması başladı. Rumî takvimdeki ayların adları ise şöyleydi:
Kanun-ı Sani
Şubat
Mart
Nisan
Mayıs
Haziran
Temmuz
Ağustos
Eylül
Teşrin-i Evvel
Teşrin-i Sani
Kanun-ı Evvel