• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Batı Trakya’ya 60 yıl sonra sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan geldi

Yeniakit Publisher
2022-01-10 10:09:00 -

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Batı Trakya’ya 60 yıl sonra sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan geldi

Dr. Sadık Ahmet’in eşi Işık Ahmet Akit’e yaptığı açıklamada, “Celal Bayar’dan 60 yıl sonra, Batı Trakya’ya sadece Cumhurbaşkanı olarak Recep Tayyip Erdoğan geldi. Bu ikisinin arasında hiçbir Başbakan gelmedi. Tayyip Bey ile Sadık Ahmet birbirlerine çok benziyorlardı. İkisinin de geri vitesleri yoktu. Sadık Ahmet, Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmuyordu. Vücudunda hiçbir korku siniri yoktu. Aynı şekilde Tayyip Bey’in de” ifadelerini kullandı.

Osmanlının çekilişinden sonra Balkanlarda Müslümanlar öksüz kaldı. Özellikle Batı Trakya’da Yunanistan’ın hâkimiyetinde hayat mücadelesi veren Türkler büyük zulümler gördü. Demokratik hakları ellerinden alındı, eğitimde büyük haksızlıklara uğradılar. Dini ve milli kimliklerine saldırılar sürekli devam etti. Batı Trakya’da Müslüman Türk azınlığın hakları için hukuk mücadelesi veren Dr Ahmet Sadık ömrünü milletine adadı. Tutuklamalara, gözaltılara aldırmadan mücadelesini sürdürdü. Tehditlerden korkmadan milletinin var olma kavgasını sürdüren Sadık Ahmet şaibeli bir trafik kazasıyla suikasta kurban gitti.

Dr Sadık Ahmet doğumunun 75. Yılında Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı tarafından çeşitli programlarla anıldı. Biz de bu vesilesiyle Dr Sadık Ahmet’i kıymetli eşi Işık Ahmet ile konuştuk.

Tanışma ve evlilik hikayenizi dinleyebilir miyiz?

- Ben lise son sınıfa gidiyordum. Eşimde mecburi askerliğini bitirmiş bir tıp doktoruydu. Bir yakınımızın kız kardeşi, ağabeyime göre bir kız arıyoruz, demiş. O da beni söylemiş. Ben de üzerimdeki okul formamla geldim. Misafir gelmişlerdi, beni görmüşler. Görümcem beni çok beğenmiş hatta büfeden benim bir fotoğrafımı çalıp abisine göndermiş. Sonraki hafta Sadık Ahmet geldi. Ben de aile dostumuzun evine gitmiştim. Onlarda aniden oraya gelince tanıştık. Ama ben daha evliliği düşünmüyordum üniversite okuyacaktım. Babam para yatırmış bütün hazırlıklar yapılmıştı ama nasip olmadı. Tanıştık, ikimizde birbirimizi sevdik liseden sonra düğünümüz oldu.

Batı Trakya Türklerine karşı Yunanistan nasıl bir politika uyguluyordu? Ne tür baskılar uygulanıyordu? Bu baskılara karşı Sadık Ahmet ne yapıyordu?

- Sadık Ahmet, öncelikle bir tıp doktoruydu, genel cerrah uzmanıydı. Bir doktor orada her eve girebiliyor Türkiye de olduğu gibi. Çocukları sünnet ederdi. Fenni sünnette yapıyordu. Böylelikle halkın gidip geldiği ailelerde, etrafındaki insanların şikâyetleri bedensel değil de daha çok bu baskılardandı. Ve dedi ki, bu Yunan devleti bize iyi gözle bakmıyor Lozan Barış Anlaşmasıyla himayesine aldığı Türklerden rahatsız olmuş durumda. Zaten ortaokulda “Batı Trakya Türk’ü uyan” diye görüşleri varmış.

Sadık Ahmet, imza kampanyası başlattı. 15 bin topladığı an devam ediyordu. Çünkü herkes ona açık boş kâğıda imza veriyordu. Bir gün Yunan polisi çevirme yaparken, bu imza kağıtlarını gördü biz de bunları arıyorduk diye karakola götürdü.

Sorunları daha güçlü bir şekilde dile getirmeye başladı. Kendisi rahat etse de halkın rahat etmediğini görünce böyle bir yola girdi. Sorunları dile getirmeye başladı. Mahkemeler, hapishaneler onu hiçbir şeyden caydırmadı, insan haklarına kadar gitti. Bir demokrasi toplantısında, devletimiz bize baskı yapıyor, diye Selanik’te bir duyuru dağıttı.

Yunanistan bu baskılarla Türk varlığını bitirmek mi istiyordu?

- Sindirmek istiyordu. Ya asimile etmek ya da göçe zorlamak istiyordu. Ve böyle de olmuştu. Asimile olmadık ama büyük bir göç olmuştu. Susturmak, sindirmek istiyordu. Onlara göre, kimliksiz bir azınlıktık biz. Lozan’a göre burada Türk yoktur sadece Yunan Müslüman azınlığı vardır söylemleriyle bizim kimliğimizi yok etmek istiyordu.

Eşiniz Müslüman çocukların sünneti için de mücadele veriyordu. Bu hususta ne dersiniz?

- Batı Trakya da cerrah ya da doktor sünnetçi yoktu. Hiç yetişmemişti. Hastalanan çocuklar oluyordu. Müslüman olduğumuzdan hepimiz buna önem veriyorduk ama bazı ölümler oluyordu bazı yaralar olduğundan, bu işi yapıyordu.

Sadık Ahmet, 2 dönem milletvekilliği yaptı ama 3. Dönem milletvekilliği engellendi. Ondan sonra, Sadık Ahmet ne yaptı?

1. dönem bağımsız milletvekili adayı olduğunda yüksek oy alarak milletvekili seçildi. 3 liste halinde seçimlere katılmışlardı. Birine bir şey olduğunu diğeri devam edecek, sözünü vermişlerdi. Sadık Ahmet, en yüksek oyu alarak gitti. Yunan parlamentosunda, ancak Kur’an’a el basarak yemin edeceğini söyledi ve öyle de oldu. Yunan hükümetine, azınlık sorunlarını çözmeye söz verirseniz güven oyu vereceğini söyledi. Getirmezseniz çekerim, dedi. Nitekim öyle de oldu. Başka bir arkadaşı Yunan doktoru ile güven oylarını çekince hükümet düştü.

Milletvekilliğini kendi kariyeri için değil milleti için yapmış. O günleri anlatır mısınız?

- Sadık Ahmet’in amacı milletvekili olup maaş almak değildi. Sadık Ahmet bir liderdi. Ve bir liderin ne yapacağı bazen hiç belli olmuyordu. O hiçbir zaman kendisini düşünmüyordu. Tekrar seçimler ilan edildi. Yine dilekçelerini verdiler lakin Hükümet yanlış yaptınız diyerek Sadık Ahmet’in ve bir diğer kişinin dilekçesini reddetti. Bir kişi kaldı, listede. Sadık Ahmet’te benim bütün oylarım bu arkadaşımındır, biz yine bağımsız milletvekilimizi seçeceğiz, dedi. O sırada Yunanistan’da dalgalanmalar oluyordu. Yine kısa dönemli bir Yunan hükümeti kuruldu. O ve diğer arkadaşı seçildi. Sadık Ahmet, yazmış olduğu bir duyurudan dolayı hapse gönderildi. Kendisine ve toplumuna Türk dediği için hapse gönderildi.

3 ay hapis yattı. Oradan ben ve ağabeyim, avukatı vasıtasıyla tekrar aday oldu. Cezasının bir kısmı paraya çevrildi. Bir hafta sonra Batı Trakya Türk toplumu onu parlamentoya gönderdi. “Hapisten Parlamentoya” sloganıyla başka bir yere uğramadan parlamentoya geçti.

Son dönemde ise Yunan hükümeti bağımsız milletvekillerine %3’lük baraj getirmişti. Yunanistan’daki arkadaşları, parlamentodakiler, sırf onun seçilmemesi için bunun yapıldığını beyan ettiler. Halkta bir karar alarak milletvekili seçemezsek bile bizim bir liderimiz var diyerek oylarını Sadık Ahmet’e yeniden verdiler. %3’lük barajı aşamadı ama yüksek bir oy ile yine halkın temsilcisi oldu.

Doktor Sadık Ahmet nasıl vefat etti? Kendisine suikast yapıldığını düşünüyor musunuz?

- Evet, düşünüyorum çünkü Sadık Ahmet 10 yıl tehdit aldı. Gümülcine’de ilk seçildiği günü hatırlıyorum. Biz onunla evimizden meydana yürürken yanımızdan iki Yunanlı bize tükürdü. Bana, boşver, ben seçildiğim için büyük bir acı çekiyorlar, dedi.

10 yıl boyunca tehdit aldı. Vefatından sonra gizlediği tehdit mektuplarını bulduk. Onun hapishane anıları, onları da kitaplaştıracağız.

Ve biz evimizden çıktık. Sünnete gidiyorduk. Çocuklarım ve Ben 4 kişi. Ben ve rahmetli, arabanın önünde, arka koltukta da oğlum ve kızım oturuyordu. Karşıdan gelen o duran traktörü gördüm. Traktör bizi bekliyordu. Almış olduğu tehditlerden artık çok rahatsızdım. Eve gelmediğinde çok kötü oluyordum. Ya karakola tutukluydu ya da iki gün sonra geliyordu. Eve gelen küfürlü telefonlar hiçbir şeydi.

Suikast olduğuna inanıyorum çünkü adamı milli kahraman ilan ettiler.

O sırada Sadık Ahmet çok ağır bir darbe almıştı. Tarlada yatıyordu her yeri kırılmıştı. Kızım da nefes alamıyordu, akciğerine hava kaçmıştı, dalağı patlamıştı, bağırıyordu. Hiçbir araba geçmiyordu, trafik kapatılmıştı. Ben ise mücadele veriyordum bağırıp çağırıyordum. Sonra bir soydaş gördüm, geldi aldı. Oğlumu kucağıma aldım. Kızım, kurtarın beni, diyordu. Ve sonra hastaneye gönderdim. Ben orada kaldım. Acı çekiyordum ama dayanabiliyordum. Kızım yoğun bakımda kaldı. Yeteri kadar bakılmıyordu. Sadık Ahmet’e Türkiye tarafından devlet töreni yapıldı. Biz artık karışamıyorduk. O gün Yunanların sokağa çıkması yasaklandı. Bütün Gümülcine inliyordu. Sadık Ahmet, Rabbine kavuşmuştu. Bayrağı ben devam ettirmeye çalıştım.

Sadık Ahmet nasıl bir eşti? Nasıl bir babaydı? Evdeki Sadık Ahmet’i anlatır mısınız?

- Sadık Ahmet, tam Müslüman bir Türk’e yakışan bir babaydı. Birbirimiz hiç kırmadık. Zaten aramızda kıracak öyle bir zamanımız olmadı. Ağzından çıkacak en son kelime onun için çok önemliydi. Duymak istemediğini başkasına karşı konuşmuyordu. Mükemmel bir eşti. Çünkü bir dava adamıydı. O’nu üzmektense rahatlatmak istiyordum.

Çocuklarına karşı çok yumuşak ve düşkündü. Bazen davadan dolayı biz ihmal ediyordu ama telafi ediyordu. Hiç çocuklarıyla kavga etmedi. Evde hiç çirkin sözler olmazdı. Anasına babasına, akrabalara, herkese karşı terbiyeli, edepli davranıyordu.

Yakın köylere gittiği zaman günde 5 kez de olsa anasını babasını görürdü.

Çok istekleri olan bir insan değildi. Lükse ve yemeye çok düşkün değildi. Bizim orada beş altı çeşit yemek yapılmıyordu. Önüne ne konulursa yiyordu. Çok temizdi. Dinine çok bağlıydı. Ama hiçbir zaman dini kullanarak ön plana çıkmıyordu.

Uluslararası arenada Türkleri en çok temsil eden lider olmuştu. Hangi devlet adamını kendisine örnek alıyordu?

Özal’ı çok örnek alıyordu. Türkiye’ye yapmış olduğu yatırımdan Türk iş adamının gözünün açmasından dolayı. Ama o, kendi davası ile meşguldü. Devletine bağlı insanlarla görüşüyordu. En son Adnan Kahveci’nin cenazesine gitmişti zaten geri döndüğünde o da vefat etti. Hatta Tayyip Bey bir gün Sadık Ahmet’e, Başkan olacaksın demiş. Ama kendisi hiçbir şey göremedi.

TRT, Batı Trakya Türklerinin lideri Sadık Ahmet’in hayatını çekiyor, bu konuda görüşlerinizi alabilir miyiz?

- Sadık Ahmet’in hayatı film olacak. Geçen sene bunun biraz gösterimi yapıldı ve durdu. O zaman İbrahim Eren kardeşimizdi, şu an ki TRT Genel Müdürü ile de görüştük. 2022’de tamamlanacak dendi. Ve herkes O’nu bekliyor. Çünkü Batı Trakyalar TRT’yi çok izler. Biz son derece mutluyuz. Bir an evvel bu çekimin yapılıp gösterime girmesini istiyoruz. En son Sadık Ahmet kitabının tanıtımında da, Cumhurbaşkanımızın ne kadar önem verdiğini Millet kütüphanesinde yapmasıyla gördük. TRT devlet kanalıdır her zaman saygı duyuyoruz.

Tayyip Bey geldiğinde, millet yollara dökülmüştü

Sadık Ahmet’in Türkiye’den beklentileri neydi?

-Ben çok küçük bir yaşta evlendim. Ben, O’nu yönetmek veya yanında olmak değil de yanı başında olmak isterdim. Ve nitekim de oldum. İki çocuk büyüttüm. Her zaman onun yanındaydım. Oradaki siyasetçiler Türkiye ile bağı çok sıcak tutmuyordu. Bizim sorunlarımız vardı ama Türkiye’nin de sorunları vardı. O sırada herkes çözüm arıyordu. Sadık Ahmet ağlamayan çocuğa mama vermezler diyerek Türkiye’ye geldi. Devlet yöneticileriyle görüştü. Yöneticiler Sadık Ahmet’ın ne kadar doğru söylediğine inandılar. Yüksek tirajlı gazetelerle görüşüyordu sonra takip ettiğinde yazıların yayınlamadığını görünce çok üzülüyordu.

Bizim tek beklentimiz, garantör devletimizin yanımızda olduğunu hissetmekti. Yunanistan, Türkiye’nin kışkırttığını söylüyordu. Türkiye imza attığı Lozan Barış Anlaşmasının her zaman arkasında durdu. O zamanda öyle ama şimdi daha fazla devam ediyor Türkiye’nin desteği. O zamanlar seçimlerde partilerden milletvekilleri geliyordu. Dinimizi ve kimliğimizi yanımızda taşıyorduk. Sadık Ahmet, hiçbir zaman şov yapmıyordu. Güvenilir ve inandırıcı bir liderdi.

Şimdiki iktidar, o zamanlar olsaydı Sadık Ahmet yaşadığı sıkıntıları yine yaşar mıydı?

- Ahh, keşke olsa diyordum. 60 yıl sonra, Celal Bayar’dan sonra Batı Trakya’ya sadece Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan geldi. Bu ikisinin arasında hiçbir Başbakan gelmedi.

Ama Erdoğan geldiğinde Sadık Ahmet Hakk’ın rahmetine kavuşmuştu. Ben de Dostluk Eşitlik Barış Partisinin Başkanıydım. Tayyip Bey geldiğinde, millet yollara dökülmüştü.

Türkiye’den kim gelse halk sevinçler karşılardı. Bir keresinde hatırlıyorum Bülent Arınç Meclis Başkanı olarak geldiğine herkes evinden bir yolluğunu alıp yere sermişti. Türkiye’den gelen devlet büyüğümüz toprağa basmasın, diye camiye kadar kilim sermişti.

Tayyip Bey, belediye başkanı iken Sadık Ahmet Gümülcine’de milletvekiliydi. Hüseyin Kansu milletvekilimizle beraber onun ziyaretine gitmişti. Sadık Ahmet, Erdoğan ile görüşmek istemiş. Hüseyin Bey’in anlattığına göre, Erdoğan telefon bağlamayın diyerek üç kişi, neler yapabileceklerine dair güzel bir görüşme yapmışlar. Zaten ondan sonra dönünce 1995 yılında vefat etti. Erdoğan, o zaman sadık Ahmet için bir taziye mesajı yayınlamıştı. O taziye mesajı hâlâ saklıdır. Cenaze günü Kur’an Kerim göndermişti. Keşke o olsaydı. Her şey daha farklı olurdu. Birbirlerine çok benziyorlardı. İkisinin de geri vitesleri yoktu. Sadık Ahmet, Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmuyordu. Son derece inançlı bir liderdi. Vücudunda hiçbir korku siniri yoktu. Aynı şekilde Tayyip Bey’in de.

 

Son olarak neler eklemek isterseniz?

- Her şeyden önce ben size ve Akit Gazetesine çok teşekkür ediyorum. Araştırdınız, sordunuz, sabrettiniz. Çünkü çok yoğun bir gündem yaşadık. Sadık Ahmet programını izlerken gerçekten çok büyük bir gurur duydum. Onu kaybetmenin acısını yaşadık ama o, bizi orada izliyordu. Ve bütün paşaların orada olması bir ayrıcalıktı bizim için. Türkiye’nin birlik ve beraberlik içinde olmasını arzu ediyoruz.

İlginiz için teşekkür ediyorum ve Akit okuyucularına da saygılarımı iletiyorum.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

fasist kukla kifayetsiz yunan ve emperyalist sahipleri NATO/AB nin ESKI TURKIYESI VE BAGUMSIZ INURLU GUCLENEN TURKIYE FARKIDIR BU...

.......

ali

bati trakya dedeagaca abd geldi set cekti ya,ya,ya.bunu kimse beklemiyordu.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23