Ayasofya cami mi olacak? Ayasofya ibadete açılacak mı?
Dünyanın başına bela olan ABD Başkanı Trump’ın Suriye’nin toprağı olan Golan Tepeleri’nin İsrail’e peşkeş çekmesine tepki gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ayasofya’nın müze olmaktan çıkartılacağını söyleyerek, “Yani Ayasofya'yı müze olmaktan çıkarıp Ayasofya'yı cami ismiyle müsemma hale getiririz." Açıklaması kamuoyunda büyük bir heyecan oluşturdu. Peki Ayasofya cami mi olacak? Ayasofya’yı kim müzeye çevirdi. Ayasofya Müslümanlar için neden önemli? Ayasofya’nın camiye çevrilmesine batı neden tepki gösteriyor? Ayasofya cami nerede? Ayasofya camiye nasıl gidilir? Ayasofya hangi günler saat kaça kadar açık?
Ayasofya neden ibadete açılmıyor? Dünyanın başına bela olan ABD Başkanı Trump’ın Suriye’nin toprağı olan Golan Tepeleri’nin İsrail’e peşkeş çekmesine tepki gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ayasofya’nın müze olmaktan çıkartılacağını söyleyerek, “Yani Ayasofya'yı müze olmaktan çıkarıp Ayasofya'yı cami ismiyle müsemma hale getiririz." Açıklaması kamuoyunda büyük bir heyecan oluşturdu. Peki Ayasofya cami mi olacak? Ayasofya’yı kim müzeye çevirdi. Ayasofya Müslümanlar için neden önemli? Ayasofya’nın camiye çevrilmesine batı neden tepki gösteriyor?
Ayasofya tarihi nedir, ne zaman müze oldu?, Ayasofya tarihi nedir, ne zaman müze oldu? , Ayasofya son dakika cami olacak mı, ayasofya ibadete açılacak mı? İşte detaylar... Fatih Sultan Mehmet Han’ın bize mirası olan Ayasofya'nın zincirlerinden kurtulup yeniden ibadete açılması kamuoyunda büyük bir beklenti oluşturdu. CHP iktidarı döneminde Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye çevrilen Ayasofya o günden bu güne kadar boynu bükük bir şekilde durmakta. Vatandaşlar tarafından Ayasofya ibadete açılacak mı sorusu oldukça merak ediliyor. Ayasofya ile ilgili son dakika açıklaması Başkan Erdoğan'dan geldi. Başkan Erdoğan, Ayasofya'nın cami yapılması istekleriyle ilgili olarak, "Ayasofya müze statüsünden çıkarılabilir. Seçimden sonra Ayasofya'nın girişi ücretsiz olabilir. Adını Ayasaofya Müzesi değil, Ayasofya Camisi yaparız, ücretsiz ziyarete açılır" şeklindeki müjdesi sadece Türkiye’de değil tüm İslam coğrafyasında büyük bir sevinçle karşılandı. Peki Ayasofya tarihi nedir, ne zaman müze oldu? İşte detaylar. İlk yapıldığında Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak adlandırılmış, 5. yüzyıldan itibaren ise Ayasofya (Kutsal Bilgelik) olarak tanımlanmıştır. Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.
Ayasofya'yı cami ismiyle müsemma hale getiririz
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'da Sinan Erdem Spor Salonu'nda düzenlenen "Büyük Trabzonlular Buluşması"na katıldı. Başkan Erdoğan, "Sizi Cudi'de inlerinizde vurduk, Gabar'da, Tendürek'te, Kandil'de vuruyoruz, vurmaya devam edeceğiz. Milletimizin huzurunu bozamayacaksınız." dedi. Seçimlerden sonra Ayasofya'yı tekrar aslına rücu ettirebileceklerini söyleyen Erdoğan, şöyle devam etti: "Bu ne demektir? Yani Ayasofya'yı müze olmaktan çıkarıp Ayasofya'yı cami ismiyle müsemma hale getiririz."
Ayasofya neden bu kadar önemli?
Dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtları arasında yer alan Ayasofya; mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği yönünden sanat dünyası açısından önemli bir yer teşkil etmektedir.
Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’da yapmış olduğu en büyük kilise olup aynı yerde üç kez inşa edilmiştir. İlk yapıldığında Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak adlandırılmış, 5. yüzyıldan itibaren ise Ayasofya (Kutsal Bilgelik) olarak tanımlanmıştır. Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.
Birinci kilise, İmparator Konstantios (337-361) tarafından 360 yılında yapılmıştır. Üstü ahşap çatı ile örtülü, uzunluğuna gelişen (bazilikal) planlı birinci yapı, İmparator Arkadios’un (395–408) karısı İmparatoriçe Eudoksia ile İstanbul Patriği İoannes Chrysostomos arasında çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, patriğin sürgüne gönderilmesi üzerine 404 yılında çıkan halk ayaklanması sonucunda yakılıp yıkılmıştır. (Bugün patriğin mozaik tasviri, Ayasofya’nın kuzey tymphanon duvarında görülebilmektedir.)
Günümüzde ilk kiliseye ait herhangi bir kalıntı bulunmamakla birlikte, müze deposunda bulunan Megale Ekklesia damgalı tuğlaların bu yapıya ait olduğu düşünülmektedir.
İkinci Kilise, İmparator II. Theodosios (408-450) tarafından 415 yılında yeniden inşa ettirilmiştir. Bu yapının, beş nefli, ahşap çatı ile örtülü ve anıtsal bir girişe sahip bazilikal planda olduğu bilinmektedir.
Kilise, İmparator Justinianos’un (527–565) 5. saltanat yılında, aristokrat kesimi temsil eden maviler ile esnaf ve tüccar kesimi temsil eden yeşillerin İmparatorluğa karşı birleşmesi sonucunda çıkan ve tarihte “Nika İsyanı” olarak geçen, büyük halk ayaklanması sırasında 13 Ocak 532 yılında yıkılmıştır.
1935 yılında İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün A. M. Scheinder başkanlığında yapılan kazılarda, bugünkü zeminin yaklaşık 2.00 m altında görülebilen II. yapının Propylon’una (anıtsal giriş kapısı) ait basamaklar, sütun kaideleri ve On İki Havari’yi temsil eden kuzu kabartmaları ile süslü friz parçaları bulunmuştur. Ayrıca anıtsal girişe ait diğer mimari parçalar ise batı kısımdaki bahçede görülebilmektedir.
Günümüz Ayasofya’sı İmparator Justinianos (527-565) tarafından dönemin iki önemli mimarı olan Miletos’lu (Milet) İsidoros ile Tralles’li (Aydın) Anthemios’a yaptırılmıştır. Tarihçi Prokopios’un aktardığına göre, 23 Şubat 532 yılında başlayan inşa, 5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlanmış ve kilise 27 Aralık 537 yılında törenle ibadete açılmıştır. Kaynaklarda, Ayasofya’nın açılış günü İmparator Justinianos’un, mabedin içine girip, “Tanrım bana böyle bir ibadet yeri yapabilme fırsatı sağladığın için şükürler olsun” dedikten sonra, Kudüs’teki Hz. Süleyman Mabedi’ni kastederek “Ey Süleyman seni geçtim” diye bağırdığı geçer.
Üçüncü Ayasofya’nın mimarisindeki yenilik geleneksel bazilikal plan ile merkezi kubbeli planın bir araya getirilmesidir. Yapının üç nefi, bir apsisi, iç ve dış olmak üzere iki narteksi vardır. Apsisten dış nartekse kadar uzunluk 100 m. genişlik 69.50 m.dir. Kubbenin zeminden yüksekliği 55.60 m, çapı ise kuzey güney doğrultusunda 31,87 m, doğu batı doğrultusunda ise 30.86 m.dir.
İmparator Justinianos Ayasofya’nın daha görkemli ve gösterişli olması için, maiyetindeki tüm eyaletlere haber göndererek, en güzel mimari parçaların Ayasofya’da kullanılması için toplatılmasını emretmiştir. Bu yapıda kullanılan sütun ve mermerler; Aspendos, Ephesos, Baalbek, Tarsus gibi Anadolu ve Suriye’deki antik şehir kalıntılarından getirilmiştir. Yapıdaki beyaz mermerler Marmara Adası’ndan, yeşil somakiler Eğriboz Adası’ndan, pembe mermerler Afyon’dan ve sarı mermerler Kuzey Afrika’dan getirilerek Ayasofya’da kullanılmıştır. Yapının iç kısmında yer alan duvar kaplamalarında; tek blok halinde mermerlerin ikiye bölünerek yan yana getirilmesi ile simetrik şekiller ortaya çıkarılmış ve damarlı renkli mermerlerin iç mekânda kullanılmasıyla dekoratif bir zenginlik oluşturulmuştur. Ayrıca, yapıda Efes Artemis Tapınağı’ndan getirilen sütunların neflerde, Mısır’dan getirilen 8 adet porfir sütununun ise yarım kubbeler altında kullanıldığı bilinmektedir. Yapıda 40 tanesi alt galeride, 64 tanesi ise üst galeride olmak üzere toplam 104 adet sütun bulunmaktadır.
Ayasofya’nın mermer kaplı duvarları dışındaki tüm yüzeyler birbirinden güzel mozaiklerle süslenmiştir. Mozaiklerin yapımında altın, gümüş, cam, pişmiş toprak ve renkli taşlardan oluşan malzemeler kullanılmıştır. Yapıdaki bitkisel ve geometrik mozaikler 6. yüzyıla, tasvirli mozaikler ise ikonaklazma (Tasvir Kırıcılık Dönemi 730- 842) sonrasına tarihlenir.
Ayasofya Doğu Roma Döneminde İmparatorluk Kilisesi olması nedeniyle İmparatorların taç giyme merasimlerinin yapıldığı mekândı. Bu sebeple Ayasofya’da ana mekanın (naos) sağında bulunan, renkli taşlardan yuvarlak ve geçmeli desenli yer döşemesi (omphalion), Doğu Roma İmparatorlarının taç giydiği bölümdür.
IV. Haçlı Seferi sırasında İstanbul Latinler tarafından 1204- 1261 yılları arasında işgal edilmiş, bu dönemde gerek kent, gerekse Ayasofya yağmalanmıştır. 1261 yılında Doğu Roma kenti tekrar ele geçirdiğinde, Ayasofya’nın oldukça harap durumda olduğu bilinmektedir.
Ayasofya, Fatih Sultan Mehmed’in (1451-1481) 1453’te İstanbul’u fethetmesiyle camiye çevrilmiştir. Fetihten hemen sonra yapı güçlendirilerek en iyi şekilde korunmuş ve Osmanlı Dönemi ilaveleri ile birlikte cami olarak varlığını sürdürmüştür. Yapıldığı tarihten itibaren çeşitli depremlerden zarar gören yapıya, hem Doğu Roma, hem de Osmanlı Döneminde destek amacıyla payandalar yapılmıştır. Mimar Sinan tarafından yapılan minareler ise aynı zamanda yapıda destekleyici payanda işlevi görmektedir.
Ayasofya’nın kuzeyine, Fatih Sultan Mehmed Dönemi’nde bir medrese yaptırılmış, her dönemde bakım ve onarım çalışmalarından geçmiş, en kapsamlı tamir çalışması Sultan Abdülmecid Dönemi'nde (1839-1861) Fossati tarafından yapılmıştır. Sultan Abdülaziz Döneminde Ayasofya çevresinin yeniden düzenlenme çalışmaları sırasında medrese 1869- 1870 yılları arasında yıktırılmış ve1873- 1874 yılları arasında ise yeniden yaptırılmıştır. 1936 yılında yıkılmış olan Medresenin kalıntıları 1982 yılında yapılan kazılar sonucu ortaya çıkarılmıştır.
Osmanlı Dönemi’nde, 16. ve 17. yüzyıllarda, Ayasofya’nın içine mihraplar, minber, müezzin mahfilleri, vaaz kürsüsü ve maksureler eklenmiştir.
Mihrabın iki yanında bulunan bronz kandiller, Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) tarafından Budin Seferi (1526) dönüşünde camiye hediye edilmiştir.
Ana mekâna girişin sağ ve sol köşelerinde bulunan Helenistik Döneme (MÖ. 4.-3. yy) ait iki mermer küp ise, Bergama’dan getirilerek, Sultan III. Murad (1574-1595) tarafından Ayasofya’ya hediye edilmiştir.
Ayasofya’da, Sultan Abdülmecid Dönemi’nde 1847-1849 yılları arasında, İsviçreli Fossati Kardeşlere kapsamlı bir onarım yaptırılmıştır. Bu onarım çalışmaları sırasında, daha önce mihrabın kuzeyindeki niş içinde bulunan Hünkâr Mahfili kaldırılmış, yerine mihrabın solunda, sütunlar üzerinde yükselen, etrafı ahşap yaldızlı korkuluklarla çevrili Hünkâr Mahfili yapılmıştır.
Aynı dönemde Hattat Kadıasker Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılan 7.5 m. çapındaki 8 adet hat levhası ana mekânın duvarlarına yerleştirilmiştir. “Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin” yazılı bu levhalar İslam âleminin en büyük hat levhaları olarak bilinmektedir. Aynı hattat kubbenin ortasına ise Nur Suresi’nin 35. ayetini yazmıştır.
Ayasofya Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ve Bakanlar Kurulu kararı ile müzeye çevrilmiş ve 1 Şubat 1935’de müze olarak, yerli ve yabancı ziyaretçilere açılmıştır. 1936 tarihli tapu senedine göre, Ayasofya “57 pafta, 57 ada, 7. parselde Fatih Sultan Mehmed Vakfı adına Türbe, Akaret, Muvakkithane ve Medreseden oluşan Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi” adına tapuludur.
Ayasofya niçin açılmıyor? Niçin niçin niçin?
Mehmed Şevket Eygi soruyor: Ayasofya niçin açılmıyor? Bunu kim açtırmıyor? Kim açmıyor? Niçin niçin niçin?
Gazeteci Yazar Mehmet Şevket Eygi, Ayasofya'nın neden açılmadığını, önünde hiçbir engelin olmamasına rağmen neden hala kapalı olduğunu sorguladı. Konuyla ilgili kaleme aldoığı yazısında, Meclisin duvarında Başkanlık kürsüsünün üstünde “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” yazılı büyük bir levha bulunduğunu hatırlatan Eygi, "Türkiye’de sözde demokrasi var. Sözde din, vicdan, inanç hürriyeti var. Temel insan hakları var. Hukukun üstünlüğü prensibi var. Bunların hepsi sözde var. Yıllardan beri yeni kiliseler ve sinagoglar yapılıyor veya eskileri restore ediliyor. Gayr-i Müslimlerin eskiden ellerinden alınmış birtakım vakıfları onlara iade ediliyor. Lakin lakin lakin! Ayasofya hâlâ müze olarak tutuluyor? Niçin niçin niçin?" diye sordu.
Eygi, yazısını şöyle sürdürdü:
Ayasofya’nın müze olması hukuka uygun mudur? Kesinlikle uygun değildir. Çünkü vakıf hukukuna göre Ayasofya cami yapılmıştır ve İstanbul Müslümanların elinde kaldığı müddetçe cami olarak kalması gerekir. İstanbul elimizden giderse o zaman müze veya kilise yapılabilir. Yoksa İstanbul elimizden gitmiş mi?
İznik’teki Ayasofya binası cami olarak ibadete açılıyor ama İstanbul’daki büyük Ayasofya açılamıyor?
Ayasofya’nın, İstanbul’u ve Ayasofya’yı alan Fatih Sultan Mehmet Han’ın vasiyetine ve vakfiyesine göre tekrar cami yapılmasını hangi irade engelliyor?
Fatih vasiyetnamesine yazmış: Benim bu camimi camilikten çıkartacakların üzerine Allah’ın laneti olsun demiş. Bu lanet, o ulu mabet kapatıldığından beri Türkiye’nin üzerinde kara bir bulut gibi duruyor.
Millet istiyor, devlet bu arada kilise ve sinagog bile yaptırıyor ama Ayasofya bir türlü açılamıyor.
Tarihin beynine saplanmış çengelli sorular var: Niçin açılamıyor?
Hangi irade açılmasını önlüyor?
On milyonlarca Müslümanın, açılmasını istemesine rağmen bu konu niçin gündemde yok?
Ateistler, Farmasonlar, Marksistler, dinsizler için lanetin önemi yok ama Müslümanlar bu konu üzerinde niçin gereği gibi durmuyor düşünmüyor?
On milyonlarca Müslümanın Ayasofya meselesinde niçin yeterli ağırlığı ve etkisi yoktur?
Ayasofya’yı açamayan Müslüman politikacılar kimden korkuyorlar?
M. Kemal Paşa’dan mı? O 1939’de öldü, dünyasını değiştirdi, artık bir şey yapamaz ki…
Ayasofya müze yapıldığında itiraz eden, protesto eden çıksaydı, İstiklal Mahkemeleri kurulur ve protesto edenler idam edilirdi. Şimdi memlekette öyle bir hava ve rejim yok.
ABD’den mi, AB’den mi, Papa’dan mı, Masonlardan mı, egemen azınlıklardan mı korkuyorlar?
Müslümanların önce ve sonra Allah’tan korkmaları gerekmez mi?
Ayasofya’yı müze olarak büyük sayıda turist geziyormuş. Cami yapılsa yine gezebilirler. Şu anda Sultanahmet camiini gezen turist sayısı Ayasofya’yı gezenden daha fazladır.
Doğrusu merak ediyorum:
Ayasofya niçin açılmıyor? Bunu kim açtırmıyor? Kim açmıyor?
Niçin niçin niçin?




