19 Ağustos 1980… Riyad semalarında havacılık tarihine kazınan bir trajedi yaşandı. Suudi Arabistan Havayolları’na ait modern bir yolcu uçağı, güvenli şekilde inmesine rağmen 301 kişinin ölümüne sahne oldu. Peki, kokpitte gerçekten ne yaşandı? Korku ve hatalarla örülü bu uçuş nasıl bir kabusa dönüştü?
O gün takvimler 19 Ağustos 1980 Salı gününü gösteriyordu. Suudi Arabistan Havayolları’na ait Lockheed L-1011 TriStar tipi uçak, Pakistan’ın Karaçi kentinden havalanmış, kısa bir duraklamanın ardından Riyad’dan Cidde’ye gitmek üzere yeniden kalkış yapmıştı.
Her şey olağan görünüyordu. Ancak sadece yedi dakika sonra, kokpitteki duman alarmı ölümcül bir zincirleme hatanın başlangıcı olacaktı.
BBC'nin haberine göre, kokpit ses kayıtlarında 38 yaşındaki Kaptan Muhammed Ali Khuwayter, kontrolü kaybetmeye başladıkları anda Arapça dualar okumaya başladı. Yardımcı pilot Samih Hassanein ve uçuş mühendisi Bradley Curtis ise artık geri dönüşün olmadığını anlamıştı.
Kısa süre içinde duman kabine ulaştı. Panik artıyor, oksijen azalıyor, mürettebat ise birbirini anlamakta zorlanıyordu. Üç farklı milletten gelen uçuş ekibinin dil ve kültür farkı, iletişimi neredeyse imkânsız hale getirdi.
Kaçak gaz ocağı iddiası
Kazayı araştıran Amerikalı havacılık uzmanı Edward Dreyfus, hazırladığı raporda yangının kaynağının uçağa gizlice sokulan iki gaz ocağı olabileceğini belirtti. Umre yolcularının yemek pişirmek için kullandığı bu ocakların, yasak olmasına rağmen bagaj kontrollerinden geçtiği düşünülüyor.
Uçakta ayrıca 10 litre yemeklik yağ da bulunmuştu, bu da yangının hızla büyümesine neden olmuş olabilirdi.
Uyarı geldi ama geç kalındı
Uyarı sinyalleri çalmaya başladığında, kaptan önce alarmın “yanlış uyarı” olduğunu düşündü. Dumanın ciddiyeti fark edilene kadar beş değerli dakika kaybedildi. Bu sürede pilotlar arasında gereksiz konuşmalar geçti, kimse acil iniş prosedürünü hemen başlatmadı.
Sonunda Riyad’a dönme kararı verildi ama artık çok geçti.
Yere inen uçak, neden kurtulamadı?
Uçak 18:36’da başarıyla piste indi. Ancak pilot, acil durum frenini devreye sokmadı, motorları da kapatmadı. Bu hata yüzünden uçak iki dakika daha pistte ilerlemeye devam etti.
İtfaiye ve kurtarma ekipleri geldiğinde, kapılar kilitliydi. Kapı mekanizmalarını açabilecek eğitimli personel veya uygun alet yoktu. Kapılar nihayet 29 dakika sonra açıldığında içeriden kimse çıkamadı çünkü herkes çoktan dumandan boğulmuştu.
Yangın sonrası iç kısım tamamen erimiş, kabin sıcaklığı 600 dereceyi aşmıştı.
Mürettebatın karanlık sicili
Araştırma, uçuş ekibinin yetersiz eğitim ve düşük performans sicillerine sahip olduğunu ortaya koydu.
-
Kaptan Khuwayter, “yavaş öğrenen” olarak nitelendirilmişti.
-
Yardımcı pilot, kazadan sadece 11 gün önce lisans almıştı.
-
Mühendis Curtis ise disleksi nedeniyle göstergeleri okumakta zorlanıyordu.
Üçlü arasında sürekli çatışma yaşandığı, kaptanın mühendise “eşek” dediği bile rapora geçti.
Kraliyet uçağı iddiası
Yıllar sonra ortaya atılan bir teori, trajedinin ardında politik bir protokol krizi olabileceğini öne sürdü. Riyad yakınlarında bulunan bir tanığa göre, o sırada kalkışa hazır bekleyen Suudi Kralı’nın özel jeti, diğer tüm uçuşların durdurulmasını gerektiriyordu.
Bu yüzden mürettebatın acil tahliye emrini geciktirdiği, “kraliyet uçuşunu engellemekten korktuğu” iddia edildi. Ancak bu teori hiçbir zaman doğrulanmadı.
“Kaçınılabilir bir felaket”
Uzman Dreyfus’un raporu, kazayı “tamamen önlenebilir” olarak nitelendirdi.
Hızlı kararlar alınabilse, kapılar zamanında açılsa, ya da yangın söndürme sistemleri daha gelişmiş olsaydı, 301 kişinin tamamı hayatta olabilirdi.
Bu olaydan sonra uluslararası havacılık otoriteleri, yangın algılama sistemleri, mürettebat eğitimi ve acil tahliye protokollerini kökten yeniledi.
Havacılığın kara kutusunda hâlâ bir sır
Riyad faciası, bugün bile havacılık dünyasında “yere inip de kimsenin kurtulamadığı tek uçuş” olarak anılıyor.
Uçuş 163, sadece bir teknik arıza değil, insan hatası, korku, iletişimsizlik ve sistem zafiyetinin birleştiği trajik bir ders olarak havacılık tarihine kazındı.



