2 bin, 3 bin derken; dinleme sayısı 866 bin çıktı!
Telefon dinlemeleri ile ilgili sayı bin idi.. 2 bin idi.. Üç bin idi..
Önceki akşam Adalet Bakanı Müsteşarı Kenan İpek, yepyeni bir sayı söyledi, 2010 ile 2014 arasında toplam 866 bin..
Bu sayı, yıllık da ortalama 216 bin dinleme yapıldığını ortaya koyuyor..
Bu rakamlar da nihai değil..
Daha tesbite çalışıyorlarmış, tüm dinlemeleri.
Bu rakamlardan sonra, Nazlı abladan mı görüş isteyelim, Ahmet Turan Alkan abiden mi?
Yoksa, “İftira atıyorsunuz” diyerek kendini parçalayan, Zaman’e imamlarından mı?
2-3 bin sayılarına bile itiraz ediyorlardı..
Çıkan rakam 216 bin!
•
Bu noktada, bir sorum var, yetkililere: “Bu sayıyı tesbit, bu kadar zor mu?”
Öyle ya..
Biz bir sayı verdik. Ardından Nazlı abla “Yok deve” dedi..
Biz cevap verdik.
Böyle böyle, 6 aydır tartışıyoruz, kaç kişinin telefonunun dinlendiğini..
Tüm Türkiye’deki Sulh Ceza hakimlerinin verdiği değişik iş kararlarının tamamını isteyip..
UYAP ortamında çıkışlarını alıp.
Üç tane sekretere tasnifini yaptırsanız..
Bir haftada ulaşırsınız gerçek rakamlara..
Nedir böyle, kamuoyunu aylarca meşgul edip, sonra konu gündemden düştükten sonra, “4 yılda 866 bin dinleme yapılmış” demek..
Bakın gazetelere.. Bakın televizyonlara..
Kaç tanesinde var, 866 bin dinleme?
Oysa, 3 bin dinlemeyi bile, konunun sıcak olduğu günlerde, dört-beş gazete birden manşet yapmıştı..
Her şey, zamanında..
Şimdi Ekmel abi gibi bir konu var iken.
Gaflar kralı Ekmel abi gaflarına her an yenisini eklerken.
Kim verir, “Dinleme sayısı 866 bin” haberini..
Medyada yer bulamayan haberden, kimin haberi olur?
Müsteşarımız, hakim-savcılara söyler..
Onlar da, “İyi çalışmışız yaa” der, kapanır gider konu..
•
Ben şahsen, daha önce de belirtmiştim.. Dinlemelerden hiç şikayetçi olmam..
Dinleyen, dinlesin..
Amaaa..
Dinleme sonrasında.. Dinlenen konuşmaların yerleri değiştirilip, sonrasında da ilgili kişiye şantaj yapılıyorsa..
İşte buna itirazım var..
Müsteşarımızın da, yoğunlaşması gereken konu, bence bu..
İşadamını dinlemişler.
Dinlemişse dinlemiş..
Gazeteciyi dinlemiş.. Sivil toplum kuruluşu yöneticilerini dinlemişler..
Dinlesinler, ne olur ki..
Ama, o dinlemeleri kanunda öngörülenden başka bir amaçla yapmışlarsa..
Ki, tartışmanın ana ekseni de zaten bu..
Adalet Bakanlığı, hızlı bir şekilde, bunu ortaya çıkarmalı..
Yoksa..
O illegal dinlemeleri, özel amaçları için meze yapanların elinde, oyuncak olmaya devam ederiz.
Ellerinde dinleme kayıtları olan şantajcılar, siyasetçileri, hakimleri, savcıları etki altına alıp, istediklerini yaptırırlar..
Hukukun asla kabul etmeyeceği, hiçbir hukukçunun anlam veremediği kararlar çıkar..
Biz de oturur, “266 bin dinleme sayısı az mı, çok mu” tartışması ile zaman doldururuz..
•
Buyrun anlaşılmaz kararlara, somut bir örnek vereyim..
Gezi isyanı döneminde, Divan Oteli’nde, göstericilerin barındığına dair iddialar, Başbakan’ın ağzından da yüksek sesle dillendirilmişti...
Akit de, buna paralel, birkaç haber yapmıştı..
Divan Oteli.. Rahmi Koç.. Koç Holding, o haberler sonrasında, onlarca tekzip yazısı gönderdi..
Neyi tekzip ediyorlar, belli değil..
Ama..
Anadolu Adliyesi’nde, bu işle görevli üst mahkeme yargıcı..
Gelene gidene, bastı kararı..
Hani bakıyorum, “tartışmalı bir konu” desem..
Değil.
Her şey net..
Gezi Parkı’nda bir isyan başlatılmış..
Parkın hemen bitimindeki Divan Oteli’ne gelinip, otel lobisinde kalınmış..
İnternetinden faydalanılmış..
Telefonundan, elektriğinden yararlanılmış..
Eeee?
Neyi yalanlıyorsunuz siz şimdi?
Neyi tekzip ediyorsunuz?
Altınızdaki İSPARK yetkilileri bile, otel yöneticilerini suçladı..
“Park alanımıza, görevlilerimiz bile giremediler.. Otel görevlileri de göstericilere destek verdi” dediler..
Hatta suç duyurusunda bulundular..
Böylesi bir net olayda, Anadolu 2. Asliye Ceza Hakimi, Koç’un talebini kabul ediyorsa..
Bunun sebebini araştırmak, bakanlığın, HSYK’nın görevi değil midir?
•
Şu olsa..
“Ben Divan Oteli’nin internet trafiğini istettim. Elektrik sarfiyatını istettim. Müşteri kayıtlarını istettim.. Tüm bilgileri toplattım. Hatta güvenlik kamera kayıtlarını getirttim.. Haberler yanlış” dese ve ondan sonra aleyhimize karar verilse..
Eyvallah derim..
Ama bu deliller toplanmadan, bir hakim, bir gazeteyi 400-500 bin TL ceza ödemek zorunda bırakacak kararlara imza atıyorsa..
Ben de sorarım: “Nerede devlet? Nerede hükümet? Nerede Adalet Bakanı? Nerede müsteşar? Nerede HSYK?”