Saygılı, kapıyla Mevlevihane arasında zaman içerisinde isim bakımından karşılıklı bir etkileşim oluştuğunu belirterek, "Mevlevihanenin ismi de aslında bu Yeni Kapı'dan geliyor. Yenikapı Mevlevihanesi olarak ismi kalıyor fakat bir yerden sonra isim ve kapı kendi arasında bir dönüşüm gerçekleştiriyor. Mevlevihane ismini Yeni Kapı'dan alırken, bu sefer kapı ismini Mevlevihane'den alıyor ve kapının ismi Mevlevihane Kapısı oluyor bir yerden sonra. Uzun dönem sonrasında bu Mevlevihane Kapısı halkın elinde yumuşuyor yumuşuyor ve Mevlana Kapı haline dönüşüyor. O yüzden de günümüzde biz buraya Mevlana Kapı diyoruz." dedi. Kapıda Roma ve Doğu Roma dönemlerinden kalma devşirme yapı malzemeleriyle yazıtların bugün de görülebildiğini belirten Saygılı, bölgenin farklı dönemlerde mezarlık alanlarıyla da çevrelendiğini anlattı. Saygılı, Osmanlı döneminde Yenikapı Mevlevihanesi'nin "Hamuşan" olarak adlandırılan mezarlık bölümüne giden yolun da bu kapıdan geçtiğini ifade ederek, dergahın bahçe ve bostan gibi bölümlerine ulaşımın da kapı üzerinden sağlandığını söyledi. Mevlana Kapı'nın Osmanlı döneminde ticari açıdan da işlev üstlendiğini belirten Saygılı, İstanbul'a getirilen ürünlerin surlardaki her kapıdan gelişigüzel geçirilmediğini, bazı kapıların belirli ürünlerin şehre girişine tahsis edildiğini anlattı. Saygılı, Mevlana Kapı'nın özellikle Topkapı'yla birlikte tahıl ürünlerinin kente taşındığı noktalardan biri olduğunu kaydederek, "Bu kapılar, İstanbul'un un, buğday, darı, hayvan yemi gibi tahılla alakalı kısımların, ticari malzemelerin kabul edildiği kapılar. Osmanlı döneminde bu kapılar bir gümrük müşavirliği gibi belirli kapılar belirli ürünlere tahsis edilmiş durumda." diye konuştu. Mevlana Kapı'nın geçmişten kalan malzeme ve yazıtların görülebildiği kara surları kapılarından olduğunu vurgulayan Saygılı, yapının bugün de kullanılmaya devam ettiğine dikkati çekti.