Uluğ Bey, Ali Kuşçu gibi Türk bilim insanlarının dünyayla, gökyüzüyle ilgilenirken Avrupa'da ilkel kabilelerin yaşam sürdüğünü anlatan Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Türk dünyasının şehirlerinin her biri başlı başına belirli bir alanda uzmanlaşmıştır. Semerkant ilim ve ticaret medeniyetinin merkezi olmuş ve oradan dalga dalga Kafkaslar'a, Anadolu'ya hatta Balkanlar'a kadar daha sonraki tarihlerde bu medeniyetin izleri yayılmıştır. Buhara, din, eğitim, vakıf kültürünü başlatan, geliştiren önemli Türk şehridir. Bağdat, bir zamanlar bilim ve düşüncenin merkezi olmuştur. İstanbul, imparatorluğun ve çok kültürlülüğün başkenti olan önemli bir şehirdir. Avrupa'yla Asya'yı birleştiren kültür çatışmasını kültürlerin kaynaşmasına dönüştüren bir şehir olma özelliğine sahiptir. Yani kısaca şehir deyince aklımıza gelen medeniyetin kitap gibi okunan halidir. Şehirler sadece taş, toprak, betondan ibaret değildir. Eğer ruh varsa o şehir olur. Günümüzde ne yazık ki şehircilikte insan boyutu gerektiği kadar önemsenmiyor. Günümüzde şehirler büyüyüp gelişirken insanlar o şehirlerde yalnızlaşıyor. Şehir planlamasında insan unsurunu, insan ihtiyaçlarını merkeze almak gerekir. Yeşil alan dengesini dikkate almamız gerekiyor. Böyle şehirleri maalesef bazı ülkeler artık kaybettiler. Bizim o anlamda durumumuz o kadar vahim değil. Bizim şehircilik geçmişimiz çok köklü olduğu için elhamdülillah şehirlerimizi imar ederken insanımızı ihmal etmiyoruz."