THY - Kastamonu

Dostun attığı gül, düşmanın attığı gülleden daha çok acıtır!

31 Ocak 2018 Çarşamba

Ülkemde kitap okunmuyor, ilmî araştırma yapılmıyor; doğru düzgün şiir, roman, hikâye yazılmıyor (ya da çok az yazılıyor)… 

Biz bu çoraklığa müstahak değiliz!

Zaten sayıları az olan yazarlarla yayıncılar üvey evlât gibi. Edebiyata-sanata adanmış ömürler bir bir göçerken, kimsenin kılı kıpırdamıyor, ama yerleri de doldurulamıyor. 

Yıllarını “yerli” ve “millî” düşünceye hizmetle geçiren yarım asırlık yayınevleri ve yazarlar damgalanıyor. Devlete bir şekilde eklemlenmiş, her kitabını devlet kurumlarına ve belediyelere topluca satabilen birkaç “torpilli” yayınevi dışında kalanlar kan ağlıyor! Hayatını “millî” ve “yerli” düşünceyi savunmaya adamış yazarlar bile mahkeme mahkeme dolaştırılıyor…

5816 sayılı “Atatürk’ü Koruma Kanunu” durup duruyor. Anayasaya, temel hak ve özgürlüklere aykırı bu maddeyi kaldırması gereken irade sahipleri böyle bir şey yokmuş gibi yan veriyorlar.

Kendimden bahsetmeyi sevmem, ama artık mecburum: Elli yıla yaklaşan yazarlık hayatımın (ki içinde radyo-Tv., konferanslar var) hiçbir aşamasında “hakaret” davasıyla karşılaşmadım. İlk kez altı ay kadar önce 5816’dan soruşturmaya maruz kaldım. İlk ifademde “takipsizlik” kararı aldım. Yani böyle bir “suç” işlemediğim hukuken tespit ve tescil edildi. Buna rağmen bazı müfritler tarafından “düşman” ilân ediliyorum…

“Atatürk’ün askeri değilim” dedikten başka devlete “seri katil” iftirası da atan kişiyi İstanbul İl Başkanı seçen CHP yöneticilerinin Atatürk hassasiyeti, sadece dik duruşlu yazarlar söz konusu olduğunda nüksediyor! Bu durumda iktidar kanadından savunma refleksi beklenirken, aynı telden çalmaya başladıkları ve eserlerini okuyarak büyüdüklerini söyledikleri yazarları suçlamaya katıldıkları görülüyor.

Bilirsiniz, “Dostun attığı gül, düşmanın attığı gülleden daha çok acıtır!”

“Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz, 

Haktan emrolmazsa irahmet yağmaz…

Şu ellerin taşı hiç bana değmez, 

Dostun bir tek gülü yareler beni!” 

Geldi geçti diyeceksiniz, ama öyle olmadı. Bendeniz ilk sorguda “takipsizlik” kararı almışken, şer güçler buna aldırmadan suçlamalarına devam ediyorlar. 

Mustafa Armağan’amahkûmiyet veriliyor. Kadir Mısıroğlu’nasoruşturma açılıyor. Kitaplarımız “üvey evlât” muamelesi görüyor. 28 Şubat dönemi mahkûmları hâlâ içeride yatıyor. 

Onlarca olaydan sadece en tazesini anlatacağım…

Geçenlerde Çorum Belediyesi ile Milli Eğitim Müdürlüğü çeşitli yazarlara ait kitaplar satın alıp okul kütüphanelerine koydular. Aralarında bendenizin ve Kadir Abi’nin (Mısıroğlu) bazı kitapları da vardı. Her hayra karşı çıkan kartel medyası, buna da karşı çıktı. Bunun üzerine kitaplarımız kütüphanelerden toplatıldı. 

Böyle bir ürkekliği anlamakta zorluk çekiyorum.

İçim acıyor, çünkü bunlar AK Parti iktidarı döneminde oluyor. Daha önce de CHP iktidarı döneminde olup bitenleri anlattığım tarih programım TRT’den kaldırılmıştı. Ama ne “bizim medya”dan ne de siyasetçilerden ses-sada çıkmıştı. Herkes parsellediği yerde çok mutlu sanırım!

Belli ki bu saldırılar bir intikam sendromuyla yapılıyor: Sayın Cumhurbaşkanımızın sofrasında görüntülenen yazarların üzerinden Sayın Cumhurbaşkanımızı ve partisini vurmaya çalışıyorlar. 

Bu bana garip gelmiyor. Garip olan, bizimle birlikte olduklarını düşündüğümüz iktidar kanadından bazı isimlerin ürkekliği, bazılarının ise saldırganların safında yer alması…

Son söz: “Millî ve yerli” yazarlar, “millî ve yerli” yayınevleri, “millî ve yerli” kitaplar; kısacası “millî ve yerli” düşünce hiç bu kadar yalnızlaşmamıştı. 

 

YORUM YAZ