THY - Adıyaman

Burseya Dağı’nda bir Ulubatlı Hasan daha

30 Ocak 2018 Salı

“Kimsenin toprağında gözümüz yok” lâfı artık baydı…

Bilin ki, kural şudur: Gitmezseniz, gelirler! Girmezseniz, sizin topraklarınıza girerler!

Nitekim az daha öyle olacaktı: Sınırlarımızda bir “terör devleti” kuruldu kurulacaktı. Ondan sonra da, hiç kimse, “Türkiye gelmiyor, biz de gitmeyelim” demeyecekti.

ABD’nin böyle bir plânı vardı: Burnumuzun dibinde “terör ordusu” kuruyordu.

Bunun için kesenin ağzını açmış, PKK’ya, (PYD/ YPG/ DAEŞ, PKK’nın can yoldaşları, tümü birden ABD’nin yan kuruluşları olur) beş bin civarında TIR, iki bin civarında uçakla silâh ve mühimmat göndermişti.

“ABD stratejik ortağımızdır” söylemini devam ettirip seyretseydik, durumumuz ne olurdu dersiniz?

Fırat Kalkanı Harekâtı ve Afrin Operasyonu, müttefikimizin bu oyununu bozmak için atılmış zaruri ve hayati adımlardır.

Müttefikimizin Türkiye diye bir derdi yoktur. Tek derdi İsrail’in güvenliğini sağlamak ve gerektiğinde bölgede istediği oyunu rahatça kurmaktır.

Bunu defalarca ispatlamış, artık “dostumuz” ve “stratejik müttefikimiz” olmadığını göstermiştir.

Hâlâ bizim müttefikimiz olsaydı, bölgede başka müttefik aramaz, terör örgütü olarak tanıdığı PKK’nın yan kuruluşlarıyla iş birliğine girmezdi: Külliyetli silah, para ve mühimmatla beslemezdi. Yıllar boyu eğitim vermezdi.

Güvenilebilirliğini defalarca ispatlamış olan Türkiye’ye güvenir, kendine başka müttefikler aramaz, on iki bin kilometre uzaktan gelip bölgemize yerleşmeye kalkmazdı.

Ne diyorlar şimdi? NATO’su, ABD’si, AB’si ağız birliği içinde “Türkiye’nin güvenlik endişelerini anlıyoruz” diyorlar. “Sınırda bir güvenlik kuşağı oluşturabiliriz” teklifinde bulunuyorlar.

Biz bu teklifi beş sene önce yapmıştık: Tınmamışlardı… Umursamamışlardı… Aldırmamışlardı…

Şimdi ne değişti peki?

Çok şey: Evvela Türkiye harekete geçti. Batı’nın anladığı tek dilden konuşmaya başladı. Bu gücün dilidir ve Batı ancak bu dilden anlar.

Hepimiz biliyoruz ki, Türkiye Afrin Operasyonu’nu başlatmamış olsaydı, oyalamaya devam edeceklerdi…

Kimse “Sınırda bir güvenlik kuşağı oluşturabiliriz” filan demeyecekti.

Şimdi çoktan “geçti Bor’un pazarı!..”

 ***

“Kimsenin toprağında gözümüz yok” lâfına dönelim…

Bugün girdiğimiz bölge “kimsenin toprağı” değil zaten: İngilizlerin ve Fransızların daha dün denebilecek kadar yakın bir tarihte zorla elimizden aldıkları Anadolu topraklarımız... Her karışı “Misak-ı Millî” sınırları içinde… Bu yol Musul’a, Kerkük’e kadar gider!

Ne demişti tank üstündeki Mehmedcik:“Ailemiz beklemesin, biz Kızılelma’ya gidiyoruz!”

“Diriliş” başlamıştır!

***

Burseya Dağı’nı ABD’nin gurkalarından (paralı asker) aldıktan sonra, zirveye bayrağımızı diken Mehmedciği hatırladınız mı?..

Hep hatırlayın. Çünkü o Hasan’dır: Ulubatlı Hasan! Tarihin içinden geliyor…

Bu milletin Ulubatlı Hasan’ları, Kınalı Hasan’ları bitmez! Onlar bitmeyince de bu millete, bu devlete hiçbir şey olmaz!

Kalbinizi ferah tutun!

 

YORUM YAZ