“Erdoğan Türkiye’yi İslâmlaştırıyor”
Putin, Türkiye’nin sınırını ihlal eden Rus savaş uçağını düşürmesinin ardından Müslüman bir ülkenin Cumhurbaşkanı’nı “Türkiye’yi İslâmlaştırmak”la suçladı. Aslında bu mesaj Batı’ya, NATO’nun bir üyesi olan Türkiye’yi desteklememesi gerektiğini söylemek için gönderildi. Zira İslâmofobinin Batı’da ne kadar etkili olduğunu biliyor Putin.
Paris olaylarından sonra Batılı siyasilerden, din adamlarından, düşünürlerden, gazetecilerden ve sokaktaki insandan; “medeniyetimiz, yaşam tarzımız, kültürümüz saldırı altında” diye çok sayıda açıklamalar duyduk. Papa efendileri Üçüncü Dünya Savaşı başladı bile diyebildi..
Bu tarz ifadelerin aynısını ABD’deki 11 Eylül saldırıları, Londra ve Madrid bombalamaları sonrasında da duymuştuk. Batı’da ne zaman büyük çaplı bir saldırı yapılsa, Müslüman nefretini körükleyecek, tarihî İslâm korkusunu harekete geçirecek ve ortak düşman karşısında birleştirecek o sihirli cümleyi hep duyarız..
Oysa eylemlerin fâili El Kaide yahut DAEŞ aynı türden saldırıları İstanbul’da, Ankara’da ve diğer Müslüman coğrafyalarda yaptığında, öznesi aynı olan saldırıların neye tekabül ettiğini görmezler. Bunu nasıl anlamamız gerekir?
Müslüman olduktan sonra Muhammed Esed ismini alan Yahudi kökenli Polonyalı Leopold Weiss Batı’nın zihin kodlarına derinden vâkıf bir mütefekkirdir. Onun bu meyanda şu tesbitleri önemlidir: Batı’nın ilk kez kültürel farkındalığına vardığı tarih, Kasım, 1095 yılında Papa II Urban’ın Clermont’ta “lanetli ırk”a (yani Müslümanlara) karşı yaptığı Haçlı Seferi çağrısıdır. (The Road To Makkah, s.6)
Haçlı Seferleri’nden önce Batı dediğimiz Avrupa, Roma İmparatorluğu’nun kalıntısı hükmündeki birbirine düşman feodal krallıklardan, çok farklı kültür, din ve ırklardan meydana geliyordu. Hıristiyanlık bile zayıftı aslında. Merkezlerde Hıristiyanlık temerküz etse de geniş coğrafyalarda paganizm hâkimdi.
Batı, Haçlı Seferleri’yle Avrupa imajının doğmasını sağlayacak dinî ve siyasi birliğini önemli ölçüde yakalayacak ve kendisini ötekiden farklı olarak konuşlandıracaktı. Esed’in deyimiyle; “Bütün Avrupalılar için yepyeni bir aksiyon birliğine, ortak bir davaya, dinsel-politik nite-likli bir “Hıristiyanlık” kavramına dönüştürüldü.”
“Haçlı Seferlerinin sarsıcı deneyimi, Avrupa’ya birliğini ve kül-türel bilincini kazandırdı; ama bu deneyim, Batılı gözlere bundan böyle içinde İslâm’ı görecekleri bulanık, sahte bir renk bulaştırma-ya yazgılı bir deneyimdi. (Oryantalist lenslerle bakmak meselesi. s.d)
Bunun nedeni sadece Haçlı Seferleri’nin savaşı, kan dökmeyi amaçlamış olmasından gelmiyor; çünkü ulus-lar arasında sürdürülen nice savaşlar, sonradan unutulmuş, başlan-gıçta giderilmez gibi görünen nice düşmanlıklar zamanla dostluğa dönüşmüştür. Haçlı Seferleri’nin yol açtığı yıkım, sadece silahlı bir çatışma olmakla sınırlı değildi. Bu yıkım, her şeyden önce ve her şeyden çok entelektüel bir yıkımdı; İslâm öğreti ve ideallerini bile-rek çarpıtmak, yanlış yorumlamak yoluyla İslâm dünyası hakkında Batılı zihinlerde yol açılan entelektüel bir zehirlenme...”
İslâm dünyasına yapılan hamlelerin etkili ve sürekli olabilmesi için de Batı, Hz. Peygamber’i (sas) “Anti-Christ / Deccal” olarak nitelendirmişti. Bu algıyı oluşturmak için de O’nun şahsi manevisini karikatürize etmiş, rahmet dini olan İslâm’ı terör dini olarak gösterme yoluna gitmişlerdir.
Bir kez daha merhum Esed’e kulak verelim: “Haçlı Seferleri’nin gölgesi bugün de Batı’nın üzerinde dolaşıyor; ve İslâm’a ve Müslüman dünyaya duyduğu bütün tepkilerinde bu dokuz canlı hayaletin derin izlerini taşıyor...”
Bu tesbitler Batı’nın İslâm sözkonusu olduğunda içinde bulunduğu akıl tutulmasını dün itibarıyla aydınlattığı gibi bugününü de aydınlatmaktadır. Putin de, seküler de olsa bu arka planla şekillenmiş batılı akla mesaj göndermeyi ve böylece Türkiye’yi yalnızlaştırmayı hedefliyor. Yani mesaj direkt NATO’yadır.