Darbecilerinruhsal analizi

08 Temmuz 2017 Cumartesi

15 Temmuz’da ülkemiz korkunç bir ihanetle karşı karşıya kaldı. Evet, o akşam TSK’mızın jetleri kulakları sağır edecek gürültülerle yakın mesafeden uçuşlar yapıyor, mermi sesleri buna karışıyordu. Televizyonu açtığımızda Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprülerinin askerlerce tutulduğu görülüyordu. Olağanüstü bir durum vardı ama ne idi?

Olayı haber alan herkes birbirine soruyordu: Darbe girişimi söylentileri ortalığa yayılmıştı.  Darbe olduğu doğru muydu? Bütün insanlar şaşkınlık içerisindeydi. Yolunda gitmeyen ne vardı ki darbeye teşebbüs edilmişti? İnanılacak gibi değildi. 21. Yüzyılda darbe mi olurdu?

Bu milletin üzerine bombalar atan, doğudaki PKK operasyonundan henüz dönen özel harekâtçı polislerimizi havaya uçuran ve 55 fidanımızı sadece orada olmak üzere 248 vatandaşımızı şehit eden, 2 binden fazlasını yaralayan veya sakat bırakan; silahsız ve savunmasız insanlarımızı suçsuz yere kurşuna dizen kendi uçaklarımız, kendi tanklarımız ve kendi ordumuz muydu?

Akşam günlük koşuşturmadan sonra kendini yorgun argın evine atmış ve rahat giysilerini üzerine geçirip çayını yudumlarken, ailesi ile sohbet ederken bir yandan da televizyona göz atan insanlarımız birden şok oldular. Evet, köprüler tutulmuştu ve darbe teşebbüsü vardı. Acaba milletimizin göz bebeği Sayın Cumhurbaşkanımız nerede idi? Bunlar kimlerdi? Darbeyi neden yapıyorlardı? Ülkemizin durumu ne olacaktı? Belirsizlik, karmaşa, kafa karışıklığı, tehlikeye düşen can ve mal güvenliği, kardeş kanı dökülmesi…

Hiçbir şey bilinmiyordu. Herkeste bir panik, endişe, sıkıntı, moral bozukluğu, yarınlarından kaygı, geleceğe güvensizlik belirdi ve giderek had safhaya ulaştı.

Çok şükür gece yarısına doğru Cumhurbaşkanımız görüntülü telefonla önce CNN Türk sonra diğer televizyon ekranlarına bağlandı. O zaman derin bir oh çekebildik. Ancak silâh sesleri, alçaktan uçan savaş jetlerinin kulakları sağır eden gürültüleri, TRT’den okutulan darbe bildirisi unutulacak gibi değildi.

Ancak bu acımasız cinayetleri, milletin üzerine gözlerini kırpmadan bombalar yağdırmayı, kahraman polislerimizi şehit etmeyi hangi psikolojiyle yaptılar? 

Bu iğrenç motivasyonda baş faktörün F. Gülen’in ‘beklenen kurtarıcı’ olduğuna tartışmasız inanmaları gelmektedir. Daha küçük yaştan beri beyinleri yıkanmış, şartlandırılmışlardır. Onlara göre; bu hain, haşa Peygamber Efendimizle düzenli görüşmekte ve istişare etmektedir. Hatta kendini Efendimizden bile önde görmekte, “Bana Peygamberimiz bu işleri bırak derse, kusura bakma ben devam edeceğim” gibi hezeyanlarını vaaz ve sohbetlerinde tekrarlamaktadır.

Yine Allah’ın yeryüzündeki seçilmiş, hata yapmaz gölgesi olduğuna yandaşlarını inandırmış durumdadır. Adeta zombileşmiş haldedirler. Böyle olunca Fetullah’ın emirlerini uygulamak sanki Allah’ın emirlerini uygulamak anlamına gelmektedir. Tabii FETO’ya karşı gelmek de ahiretini yakmak, cehennemi boylamakla eşdeğer görülmektedir.

Ayrıca bu şekilde komün hayat yaşayan,  FETÖ’cülükten nemalanan; sınav sorularını elde edip mevki ve makam kazanan; yalan, iftira ve kumpasla yerinden ettikleri görevlilerin yerine oturan bu insanların emirleri yerine getirmedikçe örgütçe dışlanacakları endişesi onları acımasızlıktan ve merhametsizlikten yoksun cani ve katil güruhuna dönüştürmektedir. 

Kısacası bu FETÖ’cü caniler sadece düzenimizi, işlerimizi, ekonomimizi bozmakla kalmadılar. Milletimizin psikolojisini de bozdular. Onlara ne ceza verilse, ne yaptırım uygulansa az bile. İşten atılıyoruz, toplum bizi dışladı, eskisi gibi değiliz demesinler. Yaptıklarının ceremesini ödesinler.

Hele katil olanlar, masum insanlarımızın üzerine bombalar yağdıranlar en ağır cezaya çarptırılsın. Milletimiz ve adalet bunu beklemektedir.