THY - Kabin Kıyafetleri Lansman

6284 sayılı yasanın gerçek mağduru kadınlardır

18 Kasım 2017 Cumartesi

Gazetemiz Yeni Akit son günlerde aileyi tahrip eden 6284 sayılı yasa ile ilgili yetkilileri uyaran yayınlar yapıyor. ‘Bir dokun bin ah işit’ misali bu yayınlar çok sayıda mağdurun derdini ortaya çıkarmış oldu. Meğer ne kadar bu yasadan dertli olan varmış.

Tabii bu haklı yayınlardan rahatsızlık duyan, anlaşılmaz bir şekilde bu acımasız ve aileyi dinamitleyen kanunun devam etmesini savunanlar da var maalesef. Kim mi bunlar? Marjinal Marksist ve erkek düşmanı feministler. Yani aileyi önemsemeyen, yok sayan tipler bunlar. Dedikleri, ‘Kadınlar şiddet mi görsün? Siz kadınların itilip kakılmalarını mı istiyorsunuz?’

 Bu soru bile abes. Çünkü bu yasa kadınları korumak bir yana aileleri parçalıyor, aksine kadınları korumasız hale getiriyor. Bizzat dinlediğim olaylardan ikisini aktarmak istiyorum.

İlki 32 yaşlarında bir hanımefendi. 9 yıllık evliymiş ve sevimli mi sevimli biri erkek, diğeri kız iki çocukları varmış. Ufak tefek problemler olsa da evlilikleri sürüyormuş. “Her ailede olur böyle tartışmalar. Derler ya evliliğin tadı tuzu diye” açıklıyor bu gerginlikleri. Yoksa kocası evine bağlı, oğluna ve kızına düşkün biriymiş. 

Derken 3 ay kadar önce bir konuda aralarında tartışma çıkmış. Şimdi düşündüğümde “Lüzumsuz bir atışmaydı. Hiç değmezdi” diyor ve ekliyor: 

Ancak herhalde gergin bir günündeydim. Susarak eşimi sakinleştireceğim yerde bağırmaya başlamışım. Eşim de komşular duymasın diye beni susturmak için tutmaya çalışırken direndim. O sıra kaba kuvvet gördüğümü düşündüm. Medyadan erkek şiddeti için şikâyet edilebileceğini görmüştüm. O kızgınlıkla karakola gidip ifade verdim. Eşimle daha sonra önceden olduğu gibi barışırdık ama meğer karakoldaki ifadem mahkemeye bildirilmiş. Mahkemeden de kocama 6 ay uzaklaştırma kararı çıkmış. Şimdi kocam evine giremiyor, ben razı olursam çocuklarını görebiliyor. Büyük olan kızım hep babasını soruyor, niçin eve gelmediğini merak ediyor. Sürekli geçiştiriyorum. Eşim de çevresine bu olanlardan sonra kesinlikle tekrar evine dönmeyeceğini söylüyormuş. Gururlu ve inatçı bir yapısı vardır.

Ne yapacağım ben şimdi? İki çocukla ortada kaldım. Yuvam yıkıldı. Pişmanım, sonunun böyle olacağını hiç tahmin edemedim.”

İkinci olayda ise yaşlı bir karı-kocanın yakınları geldi ve yapabilecek bir şeyleri olup olmadığını sordu:

“Yaşlı bir Karadenizli çift benim yakınlarım. Çocuklarını evlendireli çok oldu, onlarca da torunları var. Amca sinirlidir, bağırır çağırır ama kin tutmaz. Teyze de hoşuna gitmese de alışkındır eşinin öfkeli durumlarına. Yine bir gün amcamız bir olaya kızmış, ağzına geleni söylerken üst dairelerde oturan komşu kadın oradan geçerken kulak misafiri olmuş. Amca gidince de teyzenin kapısını çalmış. Yasal hakları olduğunu, şikâyetçi olursa kocasının ona sert sözler söyleyemeyeceğini anlatmış. Teyze karakola gidip kocasını ihbar etmeye ikna olmuş. Olay mahkemeye yansımış ve yaşlı amca evden uzaklaştırma cezası almış. Tabii bu duruma çok bozulmuş ve artık kimsenin yüzüne bakamayacağını söyleyerek Rize’ye yerleşmiş. ‘Bir daha o eve gelmem’ diyormuş. Yaşlı teyzemiz şimdi yalnız kaldı ve ‘ben ne yaptım’ diye üzüntü içerisinde.”

Ünlü Av. Ali Cahit Polat gazetemize verdiği demeçte; “6284 sayılı yasanın esas mağduru erkekler değil kadınlar” demişti. Bu olaylar görüldüğü gibi ona hak veriyor. 

  Hukukun temel ilkelerine aykırılıklar taşıyan, sonuçları itibariyle amacına hizmet etmeyen 6284 sayılı yasanın aileye, taraflara ve çocuklara telafisi imkânsız zararlar verdiği apaçık ortaya çıkmıştır. Eşler arasında uzlaşma, barışma imkânını yok etmektedir. “Bu beden benim, kimse karışamaz “ ve kocaya “Evdeki tecavüzcü” gözüyle bakan ideolojik feminist bakışı ile aile hukuku düzenlenemez. 

   Aileye kamu otoritesinin, yargı mensuplarının ve kolluk güçlerinin bu denli müdahalesi doğru değildir. Uzaktan koruma alan bir kadının aile içine bir polisi sokarak güvenliği, esenliği sağlaması yaşanan olaylardan mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Bu kararlar erkeğin onurunu, haysiyetini kırarak itibarsızlaştırmaktadır. Yılkı atı gibi sürgün edilen erkek/koca uzaklaştırma süresi sonunda eve, aile ortamına dönmemektedir. Genellikle boşanma ile sonuçlanmakta, aileler yıkılmaktadır. 

  Kadına şiddetin önlenmesi 5237 sayılı ceza kanununda yapılan düzenlemeler ile mümkündür. Aile içinde nitelikli yaralama ve nitelikli tehdit suçlarında failin tutuklanması ve üst sınırdan cezalandırılması şiddeti önleyecek ve caydıracaktır. Keyfi ve kötü niyetli başvurular sonucu verilen tedbir ve uzaklaştırma kararları kimsenin yararına değildir. Boşanmaları tetiklemektedir. Evlenme sayılarında ciddi düşüşler ve boşanma sayılarının artması pozitif ayrımcılık adı altında çıkarılan yasaların uygulama sonuçları olarak karşımıza çıkmaktadır. Boşanmaların ilk sonucu olarak, maddi ve manevi destekten yoksun kalan kadınlar öncelikle mağdur taraf olmaktadırlar.

 Etkili ve yetkililere bir kere daha sesleniyoruz: Lütfen bu yasayı yürürlükten kaldırın veya  hukuka  uygun hale getirin..

 

YORUM YAZ

  • CesurCesur2 ay önce
    Tek maaşlı bir devlet memuruyum çocuklarımızın eğitim ve sağlık işlemlerini daha iyi yürütebilmek için ailemizin yanından kalktık gittik büyükşehir e, eşimle bir tartışmada sen git beni şikayet et, tartışmışız birbirimize bağır çağır derken kolunu tutmuşum morluk olmuş hakime hanımda 6 ay ev ve çocuklardan uzaklaştırma kararı vermiş; şimdi eşim beni tahrik etti vs diye yazmayacağım sonuç olarak ben kaba davrandım ve bu sebeplede ceza ver bana ne bilem deki esinden ozur dile önümüzde ya da kamuda 10 gün şu işi şu kıyafetle yap vs cezalar ver eyvallah sen eve girme çocuğa yaklaşma okuluna dahi gitme de sonra bir tartışma yüzünden bende bunları yediremeyeyim o zaman aramızdaki husumet büyüsün hooopboşanalım, alacağı vereceği nafaka velayet neyse geçiyorum sen bu kanunla simdi yuvamı kurtardın mı yıktın mı bilemedim yok böyle kanun... Arkadaş adam alkol alır döver çoluk çocuk perişan eder kumar oynar zina eder ihtiyaçları karşılamaz hayatı zindan eder ver abi cezasını, ama insanların medyatik gururlarını okşayacağım diye yuva yıkma sonra üç çocuk değil böyle giderse 3 aile bulamayacağız...