THY- Euroleague

ABD ve Rusya,PKK/PYD ile hemfikir

06 Şubat 2018 Salı

Zeytin Dalı operasyonunda ikinci haftayı geride bırakırken dışarıda Fransa, Almanya ve Amerika’dan gelen çatlak seslere karşın içeride halkın, partilerin ve bütün kamuoyunun operasyona destek ve moral verdiği görülüyor.

ABD ordusu, otuz bin kişilik sınır koruma birliği kurarak PKK/PYD’ye Suriye topraklarında askeri, siyasi güç kazandırmaya devam ediyor.

ABD’li yetkililer, “DEAŞ militanlarının hareketlerini engellemek için buradayız” bahaneleriyle Suriye topraklarını her geçen gün Irak benzeri bir sona doğru götürüyor.

ABD’nin, Ortadoğu’daki stratejisinin iki amacı var. Petrol ve enerji kaynaklarının kontrolü ile İsrail’in güvenliğini sağlamak.

Irak da bir nebze amacına ulaşmış oldu. Suriye’de bu kez ABD’nin İran ile çıkarları çatışırken Rusya ile örtüşmektedir.

Suriye’de bugün müttefikler ve karşıt pozisyonda bulunan ülkeler arasında çok karmaşık ilişkiler söz konusu.

ABD, 1991 yılında Irak’ı bölme operasyonunu başlattı ve 2003 yılına gelindiğinde Irak’ın güneyinde Şiiler, kuzeyinde Kürt bölgesel yönetimi, ortasında ise Sünniler olmak üzere Irak’ı 3 bölgeye ayırdı. ABD, benzer planını bu kez Suriye’de uygulamaya başladı.

2012’den bu yana ÖSO’yu kurmamak için yürüttüğü oyalama politikası aslında PKK/PYD’yi Suriye’de tahkim etmek, terör örgütüne Irak Bölgesel Kürt Yönetimi benzeri bir alan açmaktı.

Suriye, 2013 yılında Kobani ilanı ile aslında fiilen bölünmenin işaretini vermişti.

ABD’nin bugün Suriye’de PKK/PYD’yi 60 bin kişilik bir ordu haline getirdiği ve yaklaşık 2 bin askerini ve danışmanını burada tuttuğu bilinen bir gerçektir.

Türkiye, sınırlarının güvenliği için dün Fırat Kalkanı operasyonuna nasıl mecbur kaldıysa bugün Afrin için Zeytin Dalı operasyonuna yarın ise harekatın en önemli yeri Fırat’ın doğusundaki PKK/PYD’nin yerleştirildiği bölgeyi de güvenli hale getirmeyi düşünmektedir.

Menbiç’e ve Fırat’ın doğusuna yapılacak bir operasyonda, ABD ile karşı karşıya kalacağımızı biliyoruz fakat buna mecburuz.

ABD, Fırat’ın doğusu ile özellikle ilgilenirken 2012’den bugüne Suriye coğrafyasının yüzde 30’unu, enerji kaynaklarının yüzde 50’sini PKK/PYD’ye teslim etmiş bulunuyor.

Fırat’ın doğusundaki 550, 600 kilometrelik hatta PKK/PYD kaldığı sürece Türkiye’ye tehdit devam edecektir. 

“Suriye’de, Rusya ve ABD’nin PKK/PYD konusunda ciddi bir fikir ayrılığı yok.”

Rusya, Suriye’de merkezi bir yönetim isterken ABD ise daha çok federatif bir yapıdan yanadır. Esed’in seçimlere kadar yönetimde kalması konusunda iki ülke hem fikir.

ABD gibi Rusya da, PKK/PYD’yi terör örgütü olarak görmüyor. Moskova’da ofisleri faal. Aslında Rusya, PKK/PYD kartını ABD’ye kaptırmak istemiyor.

Astana ve Soçi süreçleri, Türkiye için yararlı yönleri olmakla beraber Rusya’nın inisiyatifinde ve Esad lehine gelişiyor.

Ortadoğu uzmanı Galip Dalay’ın, “Şu anki haliyle Soçi, rejimin ve rejime yardımcı grupların ‘siyasal çözüm’ platformuna dönüşmüş durumda. Rejim taraftarı milis komutanı Mihraç Ural ile rejim ‘muhalifi’ Kadri Cemil’in Soçi’deki el sıkışma fotoğrafı Soçi’nin ve ‘siyasal sürecin’ mahiyetini iyi bir şekilde ortaya koyuyordu” şeklindeki tespiti önemlidir.

Rusya, gelinen noktada Türkiye ile müttefik ilişkiler içerisindeyken diğer yandan Soçi’de terörist Mihraç Ural’ın masaya bir aktör gibi oturtulmasına mani olamadı.

Suriye’de; Rusya, İran, ABD ve Türkiye kendi ulusal çıkarları için sürekli değişken stratejik hamleler yapıyor.

ABD ve Rusya, Suriye’de merkezi Bağdat yönetimi modeline benzer, merkezi Şam, Sünni, Kürt bölgesel yönetimler planı üzerinde çalışıyor.

Suriye’nin Rus kontrolündeki bölgelerde özellikle Afrin’de çatışmaların yeniden alevlenmesi hayra alamet değil. Çatışmalar, İdlib’in güneyinde yoğunlaşmış durumda… Bu çatışmasızlık bölgesinde yaşanan olaylar Soçi, Astana ve Cenevre süreçlerini sekteye uğratacaktır.

Putin, İdlib’de muhalifleri ortadan kaldırmayı kafasına koymuş görünüyor.

Bir türlü muhalifleri uzlaşma masasına getirmeyi başaramayan Rusya hem muhaliflere hem de Türkiye’ye sanki mesaj veriyor.

Putin’in aklı İdlib’de muhalifleri dağıtmak ve Fırat’ın batısında ABD’nin etkisinde olan ve güçlenen PKK/PYD’yi rejime ve kendisine yaklaştırmak.

İran’ın, Suriye’de Rusya’nın bir adım gerisinde kendine özgü yürüttüğü politikası önümüzdeki süreç de daha sertleşecek gibi görünüyor.

Dini Lider Hamaney’in dış politika danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin, “Amerika Suriye’yi bölmeyi başaramayacak. Ya Fırat’ın doğusundan çıkmak zorunda kalacak ya da onları biz zorla çıkaracağız” sözlerinin sahadaki yansımalarını göreceğiz.

İran’ın, Suriye’de savaşın başında Lübnan Hizbullah’ı ile birlikte iddialı hedefleri maalesef başarılı olamadı. Rusya’nın bölgeye askeri güç ile gelmesine rağmen ABD’nin Suriye topraklarında üs kurması engellenemedi.

Bundan sonra ABD, Suriye’deki varlık sebebini DEAŞ üzerinden değil, İran tehlikesi üzerinden sürdürecek. ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’un, Suriye’de inşa ettikleri ve edecekleri siyasi, askeri hedeflerini doğrudan İran ile ilişkilendiren beyanatlarını iyi okumak gerekiyor.

ABD, Trump dönemiyle İran’ın, Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan’daki gücünü kırmayı hedefliyor.

ABD, bu çerçevede PKK/PYD’yi yeni savunma gücü olarak tahkim etmede kararlı gözüküyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünün İran, Rusya ve ABD’nin mevcut politikaları ile sağlanması, kısa vadede mümkün görünmüyor. Ana damar Sünni muhalefetin olmadığı bir Suriye’nin, Irak ve Afganistan’ın kaderinden kurtulması mümkün görülmüyor.

 

YORUM YAZ