Bosna Şehidlerimizden Selami Yurdan…

21 Ağustos 2017 Pazartesi

Bosna…

Avrupa ve Batı medeniyetinin, gerçek yüzünün ortaya çıktığı yer…

Müslüman katliamı söz konusu olunca, insanlığın bittiği Avrupa medeniyeti…

Sovyetler Birliği’nin...

Daha doğrusu Komünist Bloğun, dağılmaya başladığı yıllar…

Sosyalist veya Komünist ideolojilerle yönetilen rejimlerin, bir bir yıkıldığı yıllar…

Yugoslavya’da bundan nasibini alıyor ve…

6 Federal Cumhuriyetten oluşan Yugoslavya’da, iç savaş başlıyor…

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti, 6 Federal cumhuriyetten oluşuyordu:

1-Bosna-Hersek Sosyalist Cumhuriyeti

2-Hırvatistan Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti     

3-Karadağ Sosyalist Cumhuriyeti

4-Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti

5-Sırbistan Sosyalist Cumhuriyeti

(Kosova Özerk Sosyalist Bölgesi- Voyvodina Sosyalist Cumhuriyeti)

6-Slovenya Sosyalist Cumhuriyeti

Yugoslavya’nın ebedi şefi Tito, 1980 yılında ölmüştü.

Tito’nun ölümünden sonra kabul edilen anayasa gereği…

Yugoslavya Federasyonunda Başkanlık, 6 Cumhuriyet arasında, 2 yılığına dönüşümlü olmaya başlamıştı.

1991 Mayıs ayında, devlet başkanlığı sırası Hırvat Stjepan Mesiç'e geldiğinde; Sırbistan Federal Cumhuriyet’in Başkanı olan Slobodan Miloseviç, başkanlığı devretmedi…

İleride kendisini Savaş Suçları Mahkemisi’ne götürecek ve…

Hücresinde ölü bulunacak olan Miloseviç…

Böylece Yugoslavya’nın iç savaş fitilini ateşliyordu…

Sırplar, ilk olarak Slovenya’ya ardından Hırvatistan’a saldıracaktı…

Slovenya, Almanya’nın kendisine verdiği desteği iyi kullanarak…

Ve daha önceden yaptığı hazırlıkların da yardımıyla…

Sırpları püskürtecek ve bağımsızlığını ilan edecekti…

Hırvatistan ise gafil avlanmanın ötesinde, toprakları içerisinde yüzlerce yıldır, birlikte yaşadıkları, Krajina Sırpları’nın ihanetine uğrayacaktı…

Gözü dönmüş Sırplar, Hırvatistan’ın Vukovar şehrinde onbinlerce Hırvat’ı acımasızca, işkenceyle katledecekti…

Aliya, savaşın Bosna Hersek topraklarına sıçramaması için çok gayret sarfetti…

Fakat 1992 Mart ayında Sırplar, Bosnalı Müslümanlara saldırıya geçtiler…

Zambaklar ülkesinde Müslüman katliamı da, işte o zaman başladı…

Sırplar akıl almaz işkenceler yapıyordu…

Komşuları tarafından işkencelerle öldürülüyorlardı…

Savaşın en yoğun yaşandığı 1992 Kasım’ındaTevhid Dergisi adına, Bosna’ya gitmiştim. Orta Bosna’da bulunan Zenica (Zenisa) şehrinde, Müslimanski Snage’den (Müslüman Kuvvetler) Edin adındaki genç; kendisiyle tanıştığımızda, 2 ay önce, esir değişimiyle kurtulabilmişti. Esaret döneminde yaşadığı bir olayı anlatırken bayıldı.

Kendine geldiğinde, tekrar anlatmaya başladı ve olayı her hatırladığında, bayıldığını söylüyordu.

Altı arkadaşının, gözleri önünde testereyle kestiklerini anlatırken, sanki o anın dehşetini, tekrar yaşıyor gibiydi…

Dört yıla yakın süren savaşın ilk aylarında, kadınlara kitlesel tecavüz ve katliamlar yapıldı...

Gazeteci Roy Gutman’ın, Bosna’da Soykırım Günlüğü kitabından:

 “Ziba Hasanoviç, 18 yaşında Sırp istilasının ikinci gecesi, geçici olarak oluşturulan geneleve götürülmüş. ‘İlk gece birisi tecavüz ederek, bekâretimi bozdu. Ardından, üç kişinin daha tecavüzüne uğradım. Üçüncü geceden sonra, bize cariyeler gibi davranmaya başladılar.’ Ziba’ya her gün genelevin mutfağında yemek pişirtmişler. İki gece hariç, her gece tecavüz etmişler. Tecavüz edenler kir, pas içindeymişler ve devamlı olarak ilaç kullanıyorlarmış. Tecavüz edenlerin hepsini tanıyorlarmış. Çünkü komşularıymış.”

Bosna’da yaşanan bu zulümler, Türkiye kamuoyunda duyulmaya başlandığında, Selami Yurdan adında bir genç; birkaç i arkadaşıyla birlikte, Boşnak Kardeşlerine yardım etmek için yola koyulur…

Çok maceralı 16 günlük bir yolculuktan sonra, ancak Bosna’ya ulaşabilirler. Müslümanski Snage kuvvetlerine katılırlar.

Arkadaşlarından Ufuk, o günleri şöyle anlatıyordu:

“Konuşmalarımız, Bosna’ya girince kesildi. Artık hiç konuşmuyordu. Daha sonra eğitime gittik. Orada bir Türk arkadaş vardı, vurulmuştu. Arapların yanında, bir operasyonda yaralanmıştı. O’nu gördüm. Ben daha evvelden O’nu tanıyordum, dedim ki; bizi Arapların yanına götür. O da dedi ki “ Visoko’da büyük bir harekât yapılacak.” Özellikle Selami “Biz oraya gidelim.” dedi. Biz üç gün orada kaldık. Ondan sonra, O tutturdu “illa oraya gidelim. Orda cihad var, biz oraya gidelim.” Biz ise “Türbe cephesine gidelim.” diyorduk.  O cephede, o kadar büyük çatışma olmuyordu. Ben, cephede bulunan Araplara, haber yolladım. Araplar bizi çağırdılar. Biz oraya gittik. Bir gün silah atışı yaptık. O akşam yattık, sabahleyin yola çıktık. Selami’nin, hâleti ruhiyesinde, büyük bir değişme vardı. Yolculuk boyunca, doğru dürüst konuşmamıştı. Sabah, üçte yola çıktık. Saat on birde, cepheye yakın bir yere vardık. Orada bir gün dinlendik. Selami, oradaki çocuklara, ilahi söyletiyordu. Boşnaklar, ilahiyi çok severler. Bayram Doçe diye bir ilahi var. Yunus Emre’nin, Bayram Geldi ilahisini, Boşnakça’ya çevirmişler. Selami, onlara bu ilahiyi söyletiyordu. Bir saat falan, onlara bu ilahiyi söyletti. Hatta şehid olduktan sonra, O’nu tanıyan çocuklar “Bu Bayram Doçe, Bayram Doçe” diyorlardı. İkinci günün gecesinde, saat üçte kaldırıldık ve cepheye gittik. Önümüzdeki sırada, Boşnaklar vardı. Bizler 50-55 kişi civarındaydık.  Biz oradan operasyona gittik. Saat 7.00 civarında operasyon başladı.”

SELAMİ ŞEHİD OLUYOR

Selami’nin 22 Ağustos 1992’de şehadet anını, Ufuk şöyle anlatıyor:

“Selami, bana “Hadi Ufuk yürü !” dedi. Söylediği son dünya kelamı da, bu oldu. Ben, onların arkasına geçtim. Benim önümde bir arkadaş, onun önünde de Selami vardı. Aramızda, en fazla on metre vardı. Biz mevzi aldık. Üzerimize, sağ tarafımızdan, doğu tarafından, ateş ediliyordu. Bulunduğumuz yer ormanlıktı ve yerde, tam dört parmak kalınlığında, kuru yapraklar bulunuyordu. Bastığımızda kayıyorduk. Doğu tarafımızdan, sürekli ateşe devam ediliyordu. Önümüzde, mayınlı bir bölge olduğunu, önceden biliyorduk. Buradan geriye doğru çekiliyorduk, tam o sırada mayınlı bölgenin Sırp tarafından, bizim bulunduğumuz bölge, ağır silahlarla taranmaya başladı. Tam o esnada ben, Selami’nin tekbirlerini duydum. Selami vurulduktan sonra, arka arkaya 5 kere tekbir getirdi. Daha sonra gördüğümüzde, bir kurşunla vurulduğunu anladık. Kurşunu yedikten sonra, kalan son gücüyle, beş defa tekbir getirdiği anlaşılıyordu. Yanımdaki arkadaş bana bağırdı “Ufuk! Selami vuruldu. Git O’nu al!” Ben, hemen yerimden fırladım. Vurulduktan sonra, geriye doğru yamaçtan yuvarlanmıştı. Yanına ulaştığımda, yüzüstü yatıyordu. Karın boşluğundan, tek kurşun yemişti. Kurşun, girdiği yerin tam arkasından çıkmıştı.  Ruhunu Allah’a teslim etmişti. Biz üzülmedik, bilakis sevinmiştik. Ben Selami’yi aldım, geri hatlarımıza doğru götürüyordum. Arkamızdan, yaylım ateşine devam ediyorlardı. Aramızdan, yüzlerce kurşun geçiyordu. Etrafımıza, havan mermileri düşüyordu. Yaprakların üzerinden kaya kaya gidiyorduk. Üzerimize, sürekli olarak, ateş ediliyordu. İki kişi, kol ve bacaklarından yaralanmışlardı. Ama şehid olmak, sadece Selami’ye nasip olmuştu.”

Selami vasiyeti üzerine, Travnik’te Osmanlı’dan kalma, Hacı Ali Baba Camii mezarlığına defnedildi.

Yine vasiyeti üzerine, İstanbul’da Beyazıt Camii’nde 28 Ağustos 1992 Cuma günü, Cuma namazından sonra, “Şehidler Ömez ! Şehid Selami - Yolun Devam Edecek !” sloganları eşliğinde, gıyabi cenaze namazı kılındı.

Tüm şehidlerimizin ruhu için El Fatiha

  • Şehitler ÖlmezŞehitler Ölmez2 ay önce
    Bir hadis-i şerifte, "Şehit, ölüm acısı duymaz, kabirde üzülmez, kıyametin dehşeti, hesap, mizan, sırat onu rahatsız etmez, doğruca Cennete gider" buyurulmaktadır.Şehitlik, büyük bir derece, yüksek bir makamdır. Şehitlik ahirette peygamberlikten sonra en yüce makamdır.Şehitlik mertebesine ulaşan şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet dilerim. Ruhları şad olsun. El Fatiha.