Konya’dan Genelkurmay’a koşan gazi ve müfredat çalışmaları

24 Ağustos 2017 Perşembe

15 Temmuz’da destan yazan kahramanlarla görüşüyorum. Birbirinden ilginç hikâyeleri var. Önceki gün Konyalı Gazi Halit Şener’i dinledim. 15 Temmuz gecesi darbe olduğunu öğrenir öğrenmez sokağa çıkmış, arabasıyla Konya’yı dolaşmış, hiçbir hareketlilik göremeyince Ankara yolunu tutmuş.

Halit’i Konya’dan Ankara’ya koşturan manevi gücün ne olduğunu merak ettim ve sordum.

-Neden Ankara’ya kadar gittin?

-Hocam ben 28 Şubat 1997 sürecinde imam hatipte okudum. O dönemde darbe tehdidi ile hükümeti düşürdüler, dindarlara çok zulüm yapıldı. O dönemde iyi bir sınav vermedik, asker tehdidi, polis copu ile sindirildik. Başörtüsü zulmünü protesto için Hacı Veyiszade Camii’nde namaz kılardık. Namazdan sonra protesto başlar, polis bizi coplamaya girişince 15-20 kişi kalırdık. Recai Kutan’ın anılarını okudum, her darbe döneminde kaybeden biz olduk. Ak Parti döneminde inançlı insanlar zulümden kurtuldu, önemli kazanımlar elde etti, ülke kalkındı. Türkiye, Suriye ve Irak gibi bir iç savaş yaşamamalı, Recep Tayyip Erdoğan’a ve iktidara sahip çıkmalı. 

15 Temmuz’a kadar bir inşaat şirketinde yönetici olarak çalışan Gazi Halit Şener, darbe haberini öğrenir öğrenmez arabasına binip inanılmaz bir süratle Ankara yolunu tutmuş, doğruca darbenin merkezi Genelkurmay’a gitmiş, darbecileri protesto etmiş. 

Hainleri Genelkurmay bahçesine hapsettik, diyor. 

Darbeciler, saat 3.30 civarında Gazi Halit ve etrafındaki yiğitleri yaylım ateşine tutmuşlar. 

Gazi Halit o anı şöyle anlattı:

“O an gözüm sol ayağıma kaydı. Sola doğru düşmeye başladım. Sol ayağımın önünden giren mermi arka tarafından çıkmış, kemiği parçalamış, atar damarı koparmış, yan taraftaki etler ayağı tutmuş. Nizamiyeden ateş ettiler, orta refüjde yere yığıldım. İnsanlar kaçışmaya başladı. Beni asılarak kenara çektiler. 

“Ayağım kopacak, tutun!” dedim.

Beraber gittiğimiz Hasan Koçer kollarımdan tuttu. Ayaklarımdan yakaladılar, karga tulumba taşıdılar. Kan kaybı yaşıyordum, ruhum çekiliyordu. Rabbim ile baş başa idim ve dua ediyordum. Su istedim, verdiler. 

Beni Başkent Hastanesi’ne götürdüler. Çok yakın. Orada sedyeye yatırdılar. Pantolonun kestiler, ayağımdan kan fışkırmaya başladı, durum ağır. 

Altı ünite kan vermişler. Kanımın yarısı akmış. Polislerin aldığı hastane raporunda hayati tehlikesi devam ediyor, yazıyor. Bayılmadım. Bayılmak bir nimet. Şuurum açıktı, çok fena acı çekiyordum, çıldıracak gibiyim. Ameliyata aldılar. O sırada kan dolaşımı riske girmiş. Anjiyo yaptılar. O sırada bomba atıldı, bina sarsıldı. 

Ameliyata ortapedi doktoru, kalp-damar ve plastik cerrahı girmiş, çok uzun sürmüş. Sabah uyandım. Bana adımı, babamın adını soruyorlardı.

-Sonuç ne oldu, dedim.

-Sen onu boş ver.

-Siz bana sonucu söyleyin.

-Tutuklanıyorlar.

Nasıl sevindiğimi anlatamam. Dünyalar benim oldu. Aileme haber vermek istemedim. Ertesi gün eşim aramış, telefona bakan güvenlikçi, eşiniz Başkent Hastanesi’nde yoğun bakımda, demiş. Konya’da zannetmişler, kayınbiraderim hastaneye gitmiş. Buraya yaralı gelmedi, demişler. Annem babam duyunca fena olmuşlar. Ankara’da beni buldular, babam refakatçi kaldı. 12. gün beyinde kan pıhtılaşmış, fenalaşmış ve bir anda yere düşmüş, 72 yaşında, ihtiyar adam. Onu da benim odaya aldılar, tedavi gördü. İkimiz aynı odada tedavi gördük. Ayağıma protez takıldı, iki hafta yoğun bakımda, bir ay hastanede kaldım. Tahliye olduktan sonra ambulansla eve geldim. On gün sonra tekrar fenalaştım, ayak taş gibi, acılar tavan yaptı, kan dolaşımı zorlaşmış. Konya’da hastaneye kaldırıldım, burada ameliyat oldum. Belimden kemik aldılar, ayağıma nakil yaptılar, çürüyen parçaları attılar. 17 gün de burada yattım. İki-üç ameliyat daha yapılacak. 

Neticede Ankara’ya gitmeseydim ticari hayatta başarılı olabilir, çok kazanabilirdim ama ahiretim ne olacaktı? Gazi olarak ahirete yatırım yaptığımı düşünüyorum. 

Bir daha darbe olmaması ve Türkiye’nin iç savaş yaşamaması için Gazi Halit’in tavsiyesi şu:

“Manevi değerlere sahip çıkmalı, yeni nesli Kur’an ve sünnet değerlerine bağlı yetiştirmeli. Asıl görev eğitimcilere düşüyor. Darbenin psikolojik ve sosyolojik boyutu ele alınmalı. Darbeye yol açan sebepler ortadan kaldırmalı. Subaylarımızın ABD tarafından devşirilmesinin önüne geçilmeli.”  

Milli Eğitim Bakanlığı, ders müfredatlarını yeniledi. Müfredatlara uygun olarak kitaplar yazdırılacak. 

Ülken için savaşır mısın sorusuna evet diyenlerin oranı % 73. İnsanımızın yüzde 27’si vatanı için savaşmayı göze almıyor. Tankların arasından sıvışıp gidecek Kemal Kılıçdaroğlu sayısı hiç de az değil.

Değerli Bakanımız İsmet Yılmaz ve Müsteşar Yusuf Tekin, Gazi Halit Şener’in önerilerine kulak vermeliler. Darbeci yetiştiren eğitim sistemi sorgulanmalı. Milli ve manevi değerler okulda, devletin gözetimi altında verilmeli. Gazi Halit Şener gibi dini ve vatanı için gözünü kırpmadan canını verebilecek yiğitler yetiştirmeli. 

 

  • Ali kocAli koc2 ay önce
    Ah vatan hainleri ah sizin son duraginiz cehennem olur insallah dunyaniz ve ahiretiniz ve genleriniz cehennemle dolar insallah.SİZİ VE YAPTİKLARİNİZİ UNUTTURACAK OLANLARDA AYNİ DUAYA NAİL OLSUNLARİNSALLAH