• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Üçlü ittifak Meclis'ten geçti! Dış saldırılara karşı kolektif savunma kalkanı resmen kuruldu!

TBMM Genel Kurulu'nda yapılan oylamada 279 evet oyuyla kabul edilen tarihi Mekke Anlaşması ile taraflardan birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı tüm taraflara yapılmış kabul edilecek.Tamamen savunma odaklı olan ve hiçbir ülkeyi doğrudan hedef almayan anlaşma; terörizm ve ortak tehditlere karşı askeri iş birliğini güçlendirmeyi, savunma sanayiinde derinleşmeyi ve bölgesel sorunlara bölge ülkelerince çözüm üretilmesini hedefliyor.

2 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Neco

İnşallah bütün müslümanlar için hayırlı olur.muslanlarin uyanmasına bilinçlenmesi ne birlik olmasına sebep olur.
  • 1 Saat Önce

Recep Aydın Sosyal Bilimci

İSLAM DÜNYASI KENDİ GÜCÜNÜ KEŞFEDİYOR: MEKKE ANLAŞMASI YENİ BİR DÖNEMİN KAPISINI ARALAR MI? Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında ortak savunma ve güvenlik iş birliğini öngören Mekke Anlaşması'nın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifinin TBMM Genel Kurulunda kabul edilmesi, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir gelişmedir. Öncelikle hayırlı olmasını diliyorum. Temennim, bu anlaşmanın kâğıt üzerinde kalan bir diplomatik metin olmaktan çıkarak gerçek anlamda işleyen, tarafların güvenliğine ve bölgesel istikrara katkı sağlayan bir iş birliğine dönüşmesidir. Aslında bugün İslam dünyasının en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, sahip olduğu potansiyelin farkına varması ve ortak meselelerde birlikte hareket edebilme iradesini gösterebilmesidir. Çünkü Müslüman ülkeler yalnızca nüfuslarıyla değil; coğrafi konumları, doğal kaynakları, ekonomik imkânları, genç nüfusları, askerî kapasiteleri ve stratejik önemleriyle de büyük bir potansiyele sahiptir. Ancak bütün bu imkânların ortak bir hedef doğrultusunda değerlendirilememesi, İslam dünyasının uluslararası alandaki etkisini sınırlayan önemli sorunlardan biridir. Bir düşünelim: Türkiye'nin savunma sanayisindeki tecrübesi, Pakistan'ın askerî birikimi ve Suudi Arabistan'ın ekonomik gücü, ortak bir anlayışla bir araya getirilebilirse neler başarılabilir? Elbette mesele yalnızca askerî güçleri yan yana getirmek değildir. Asıl mesele güven oluşturmak, teknoloji paylaşmak, ekonomik ilişkileri geliştirmek, ortak üretim yapmak ve gerektiğinde birbirinin yanında durabilecek bir dayanışma kültürü oluşturmaktır. Unutmamak gerekir ki güçlü olmak, başkalarına hükmetmek anlamına gelmez. Güçlü olmak; kendi topraklarını, bağımsızlığını, milletinin huzurunu ve geleceğini koruyabilecek imkânlara sahip olmak demektir. Hiçbir ülkenin başka bir devletin himayesine muhtaç kalmadan kendi güvenliğini sağlayabilmesi, milletler açısından son derece değerlidir. Bu nedenle savunma alanındaki iş birlikleri, saldırganlığın değil, caydırıcılığın ve barışın güvencesi olarak değerlendirilmelidir. Bugün Gazze'de yaşananlar, bölgemizdeki çatışmalar ve Müslüman toplumların karşı karşıya kaldığı güvenlik sorunları, ortak hareket etmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Elbette her ülkenin kendi siyasi öncelikleri, ekonomik şartları ve diplomatik ilişkileri vardır. Ancak ortak insani meselelerde, özellikle sivillerin korunması ve bölgesel barışın sağlanması konusunda daha güçlü bir dayanışma ortaya koyabilmek mümkündür. Benim asıl temennim, bu anlaşmanın üç ülkeyle sınırlı kalmamasıdır. Eğer taraflar samimi, kararlı ve karşılıklı güvene dayalı bir iş birliği geliştirebilirlerse, bunun diğer Müslüman ülkelere de örnek olmasını isterim. Endonezya'dan Malezya'ya, Katar'dan diğer bölge ülkelerine kadar farklı devletlerin kendi imkânları ve şartları çerçevesinde bu dayanışmaya katkı sunabileceği bir yapı neden oluşmasın? Ancak böyle bir birlikteliğin kalıcı olabilmesi için bazı temel ilkelerin de gözetilmesi gerekir. Ülkelerin egemenlik haklarına saygı duyulmalı, kararlar ortak akılla alınmalı, hiçbir ülke diğerinin üzerinde tahakküm kurmaya çalışmamalıdır. İş birliği yalnızca askerî alanda değil; eğitim, bilim, teknoloji, ticaret, enerji ve kültür alanlarında da geliştirilmelidir. Çünkü gerçek güç, yalnızca silahlarla değil, bilgiyle, üretimle, adaletle ve güvenle inşa edilir. Şunu da unutmamak gerekir: İslam dünyasının birlikteliği başka milletlere karşı bir tehdit veya düşmanlık projesi olarak görülmemelidir. Tam tersine, kendi güvenliğini sağlayabilen, ekonomik açıdan güçlü, bağımsız kararlar alabilen ve uluslararası ilişkilerde hakkaniyeti savunabilen ülkeler topluluğu oluşturmak hedeflenmelidir. Böyle bir dayanışma, yalnızca Müslüman ülkelerin değil, bütün bölgenin barış ve istikrarına katkı sağlayabilir. Elbette anlaşmaların imzalanması ve parlamentolardan geçmesi tek başına yeterli değildir. Önemli olan, alınan kararların hayata geçirilmesi, verilen sözlerin tutulması ve ortak hedeflerin somut projelerle desteklenmesidir. Geçmişte de İslam dünyasında birlik ve dayanışma adına pek çok güzel söz söylendi. Artık bu sözlerin uygulamaya dönüşmesini görmek istiyoruz. Ben bu gelişmeyi bir başlangıç olarak değerlendirmek istiyorum. Dilerim Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında kurulan bu iş birliği başarıyla ilerler, zamanla başka Müslüman ülkelerin de katılımıyla daha geniş bir dayanışma zemini oluşur. Çünkü mesele yalnızca üç ülkenin savunması değildir. Mesele, İslam dünyasının kendi geleceği hakkında söz sahibi olabilmesi, kendi sorunlarına çözüm üretebilmesi ve uluslararası ilişkilerde hak ettiği ağırlığı kazanabilmesidir. Birlikte hareket edebilen milletler güçlenir, birbirine güvenen devletler geleceğini daha sağlam temeller üzerine kurar. Temennim odur ki Mekke'nin adını taşıyan bu anlaşma, yalnızca bir savunma iş birliğinin değil, İslam dünyasında güvenin, dayanışmanın ve ortak aklın yeniden güçlenmesinin de başlangıcı olsun. Hayırlı olsun. Dilerim bu kez sözlerimizde kalan birliktelik, icraatlarımızda da hayat bulur.
  • 1 Saat Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23