• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Mustafa Kemal'in kız kardeşi Boğaz'da nasıl lüks yalı sahibi oldu?

Cumhuriyet’in ilk yıllarında gerçekleştirilen mülk tasfiyeleri, bazı uygulamalar üzerinden yeniden tartışmaya açılıyor. Mustafa Kemal’in kız kardeşi Makbule Atadan’ın, Selanik’teki aile mülkleri karşılığında İstanbul Boğazı’nda bir yalı ve Galata’da iki dükkân sahibi olması, dönemin mülkiyet politikalarına ilişkin soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

20 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

HİZİPSAVAR

Çankaya Köşkü yerleşkesinin 438 dönümlük (yaklaşık 440 bin metrekare) arazisinin tamamına yakını Mustafa Kemal Atatürk'ün şahsi mülküydü. Devlet Arşivleri'nde yer alan resmi teftiş raporları ve satış belgelerine göre Atatürk'ün payına dair detaylar şöyledir: • Arazinin Tamamı Olan Payı: Atatürk, vefatından önce hazırladığı vasiyetnamesiyle Çankaya Köşkü'nün üzerinde bulunduğu şahsi arazilerini Cumhuriyet Halk Partisi'ne (CHP) miras bırakmıştı. • Resmi Metrekare Kaydı: 1949 yılında bu mirasın hazineye (devlete) devredilmesi sürecinde tutulan resmi kayıtlarda, Atatürk'ün şahsi mülkü olan ve devlete satışı yapılan alan 8 parsel halinde toplam 440.733 metrekare (yaklaşık 440 dönüm) olarak tescil edilmiştir.
  • 1 Gün Önce

Zafer

Tarih değişir Yalı ticareti değişmez .....! Siz anladınız
  • 1 Gün Önce

Zafer

5816 Anlayın....!
  • 1 Gün Önce

Bence

Mustafa Kemal o muazzam servetini nasıl yapmış bu da araştırılmalı.
  • 1 Gün Önce

Makbule

paraları yalıya mı yatırmış? ne yapsaydı gemi filosu mu alsaydı. Pensilvanya'da şato mu alsaydı? Pardon ya, bizimkine laf ettik. yanlış oldu
  • 1 Gün Önce

Ortanca

Makbule hanım, Mustafa Kemal'in kardeşi olarak Mustafa Kemal'in mirasından da pay almalıdır. Bu neden göz ardı ediliyor. Mustafa Kemal'in mirasını kimler yiyor?
  • 1 Gün Önce

Serdar

Atatürkğn yaptıklarının %1 ini Tayyip Erdoğan yapsaydı ne sapıklığı kalırdı ne hırsızlığı ne gaddarlığı ne vatan hainliği kalırdı
  • 1 Gün Önce

Deli İbo

Bu gün içimizdeki Kemalistler nasıl mal mülk sahibi oldu ise öyle oldu. Sülün Eko Boğaz içinde milyarlık 3 tane villayı nasıl 45 milyona aldı ise oda öyle aldı.
  • 1 Gün Önce

vural

vahtettin kacmasaydı da kız kardeşi otursaydı )))
  • 1 Gün Önce

Doğru Tespit

Vahdettin kaçmadı zorla yurt dışına yollandı bunu bütün tarihçiler yazar kendi tarihini iyi öğren sonra fena kandırılırsın Haini Kahraman Kahramanı Hain sanırsın.

ahmet

akit in yine atatürk düşmanlığı basladı bosuna atmadılar azerbaycan dan bu hayinleri bi bizatamadık
  • 1 Gün Önce

kghy

Tarihi gerçeklerin ortaya çıkması niye düşmanlık olsun gerçekleri hiç bilmeyecek gerçeklere sağır mı yaşayacağız onu sadece CHP liler yapar bizler araştırır inceler yorumlar karar veririz.

mustafa

hz muhamedin kızının olcak deyil ya )))))
  • 1 Gün Önce

mıstık

Sıkışınca neden hemen Peygamberimizle Ata mızı kıyaslıyorsunuz ikisi denk mi sizce Müslümanlar için Peygamberimiz karşılıksız Yücedir haa sen inanmaya bilirsin ama bu karşılaştırma tam da İsrailin istediği düşmanlık tohumları ekici karşılaştırmalardan biridir. Umarım cahilliğinden ve ateistliğinden bunu yazmışsındır bölücülük yapmak gibi bir niyetin yoktur.

Memo

Her tarafta evler, Saraylar çiftlikler hayır mi
  • 1 Gün Önce

İlginç

Yahu şu yaşımda mustafa kemalin bir kız kardeşi oluğunu ilk defa duyuyorum...
  • 1 Gün Önce

Ateş

Fatma hanı. Gibi oda mal mülk sahibi olmuş olabilir
  • 1 Gün Önce

Ateş

Zenginse neden burs almış kul hakkı değilmi Kul hakkı haram değilmi Sadece domuz etimi haram Bide babadan zenginmiş Diyolar Yersen

haw

Fatma hanım Babadan zenginmiş ve fon almış artmış farkı da iade etmiş CHP li Belediyelerinde götürdüğü Trilyonları hazineye iade etmesini bekliyoruz.

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

ATA'NIN ADALET TERAZİSİ: ŞEHİDE DUA, GAZİYE SABIR, KARDEŞE YALI! Bir tarafta vatan uğruna kolunu, bacağını, gözünü kaybeden gaziler... Diğer tarafta Boğaz'ın serin rüzgârlarına karşı yalılarda sürdürüldüğü anlatılan imtiyazlı hayatlar... Cumhuriyetin ilk yıllarına dair tartışmalar bitmek bilmiyor. Çünkü tarih dediğimiz şey, yalnızca meydanlarda yapılan nutuklardan, törenlerde söylenen marşlardan ve duvarlara asılan fotoğraflardan ibaret değildir. Tarihin bir de maaş bordroları, tapu kayıtları ve devlet kasasından çıkan paralarla yazılan sayfaları vardır. İşte asıl mesele de bu sayfalar açıldığında başlıyor. Tarihçi Murat Bardakçı'nın Makbule isimli eseri üzerinden yeniden gündeme getirilen iddialar, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki maaş ve mülk dağılımının ne kadar adil olduğu sorusunu akıllara getiriyor. İddiaların merkezinde Mustafa Kemal'in kız kardeşi Makbule Hanım'a sağlanan imkânlar ile Millî Mücadele gazileri ve şehit ailelerinin ekonomik şartları arasındaki karşılaştırma bulunuyor. Şimdi insan sormadan edemiyor: Vatanı kurtarmak için cepheye koşanın hakkıyla, devletin kurucusuna akraba olanın hakkı aynı terazide mi tartıldı? Yoksa terazinin bir kefesine vatan sevgisi, diğer kefesine akrabalık ilişkileri mi konuldu? Düşünün... Bir asker cephede kurşun yemiş. Bir bacağını savaş meydanında bırakmış. Evine dönmüş ama artık eskisi gibi çalışamıyor. Devletin kapısını çalmış. "Ben bu vatan için savaştım, şimdi çocuklarıma ekmek götürmekte zorlanıyorum" demiş. Kendisine verilen cevap sanki şu olmuş: "Sen zaten vatanı karşılıksız sevmedin mi?" Öbür tarafta ise Boğaz manzaralı mülkler ve ayrıcalıklı hayat şartları tartışılıyor. Demek ki o yıllarda da manzara önemliymiş! Birileri vatanın geleceğini görmek için cephede dürbün kullanırken, birileri Boğaz'ı seyretmek için pencere açıyormuş! Elbette bunlar tarihî belgelerle aydınlatılması gereken iddialardır. Fakat sorulan soru son derece meşrudur: Cumhuriyet kurulurken fedakârlığın bedelini kim ödedi, nimetlerinden kimler yararlandı? Bize yıllarca Cumhuriyetin eşitlik üzerine kurulduğu anlatıldı. Peki, eşitlik yalnızca kürsülerde mi geçerliydi? Şehit annesinin gözyaşıyla, devletin ileri gelenlerinin yakınlarına sağlanan imkânlar aynı değerde miydi? Bir tarafta oğlunun mezar taşına sarılan anne... Diğer tarafta tapu kayıtlarında adı geçen ayrıcalıklı isimler... Bir tarafta "Vatan sağ olsun" diyen şehit babası... Diğer tarafta "Mülk kimin üzerine olsun?" sorusu... Ne güzel adalet değil mi! Millet cephede canını verecek, devletin imkânlarının nasıl dağıtıldığı ise yıllar sonra tartışılacak. Üstelik bütün bunları sorguladığınızda hemen birileri çıkıp tarihe saygıdan söz ediyor. İyi de kardeşim! Tarihe saygı göstermek, tarihin bütün hesaplarını kapatmak mıdır? Bir devlet adamının başarılarını teslim etmek başka, dönemindeki uygulamaları sorgulanamaz kabul etmek başkadır. Mustafa Kemal'in Millî Mücadele'deki liderliğini kabul etmek, onun dönemindeki her ekonomik ve siyasi kararın adil olduğunu peşinen kabul etmeyi gerektirmez. Nasıl ki bir insanın kahramanlığı onu hatasız yapmazsa, bir devletin kuruluşundaki büyük fedakârlıklar da sonradan ortaya çıkan eşitsizlik iddialarını inceleme dışı bırakmaz. Asıl kara mizah da burada başlıyor. Cumhuriyetin faziletlerinden bahsedilirken vatandaşın önüne eşitlik konuluyor. Fakat iş maaşa, mülke ve imtiyaza geldiğinde aynı eşitliğin uygulanıp uygulanmadığını sormak bile bazı çevreleri rahatsız ediyor. Anlaşılan eşitlik güzel bir kelime. Yeter ki tapu dairesinin kapısından içeri girmesin! Şimdi bazıları diyecek ki: "O günün şartlarını bugünün ölçüleriyle değerlendiremezsiniz." Doğrudur. Ama adaletin de bir ölçüsü vardır. Dünün şartları, dünün yoksulunu görmezden gelmenin gerekçesi olamaz. Şehit ailesinin geçim sıkıntısını anlamak için 2026 yılında yaşamaya gerek yoktur. Gazinin yoksulluğunun ne anlama geldiğini bilmek için ekonomi profesörü olmaya da gerek yoktur. Vicdan sahibi olmak yeterlidir. Burada asıl yapılması gereken, Makbule Hanım'a ilişkin mülk ve gelir iddialarını dönemin şehit ve gazi aylıklarıyla belgeler üzerinden karşılaştırmaktır. Kim ne kadar maaş aldı? Hangi mülk, hangi tarihte, hangi hukuki işlemle kime geçti? Bunların hangisi şahsi servetten, hangisi devlet kaynaklarından karşılandı? Gazilere ve şehit yakınlarına hangi haklar tanındı? İşte bunlar açıklığa kavuştuğunda tarihin adalet terazisi de daha doğru tartılacaktır. Çünkü devletin büyüklüğü, yalnızca kazandığı savaşlarla değil, o savaşların bedelini ödeyen insanlara gösterdiği vefayla da ölçülür. Ve unutmayalım: Bir milletin gerçek kahramanları yalnızca tarih kitaplarında değil, devletin vicdanında da hak ettikleri yeri bulmalıdır. Son sözümüz de şu olsun: Eğer bir ülkede vatan için can verenlerin yakınları geçim mücadelesi verirken, yöneticilere yakın olanlar ayrıcalıklı imkânlara kavuşmuşsa, orada tartışılması gereken yalnızca servet dağılımı değildir. Adalet anlayışının kendisidir. Çünkü vatan uğruna can veren şehidin geride bıraktığı ailesine yalnızca minnet sunmak yetmez. Gazinin omzuna madalya takıp cebini boş bırakmak da vefa değildir. Şehide rahmet, gaziye sabır, imtiyazlıya yalı... Eğer tarihî belgeler gerçekten böyle bir tabloyu ortaya koyuyorsa, bunun adı eşitlik değil, tarihin en acı kara mizahlarından biridir. Ve böyle bir tablonun karşısında insan ister istemez sorar: Acaba adalet terazisinin bir kefesi Boğaz'a mı bakıyordu?
  • 1 Gün Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23