• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Güler Irak ve Suriye’den çekilmeyeceğiz demişti! Irak’tan kafa karıştıran açıklama: Türkiye, askeri üssü pazar günü devredecek

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in dün sınır güvenliği tamamen sağlanana kadar Mehmeçiğin Irak ve Suriye’den çekilmeyeceğini açıklamasının ardından Irak Hükümeti Sözcüsü Haydar Abudi, bugün yaptığı açıklama ile Irak ve Türkiye arasında varılan anlaşma uyarınca Türkiye’nin pazar gününden itibaren Zilkan Askeri Üssü’ndeki askeri noktalarını Irak’a devretmeye başlayacağını açıkladı.

5 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

hasel

Türkiye bu konuda doğru olanı yapıyor.
  • 2 Saat Önce

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

DEVLET AKLI HER ZAMAN GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİLDİR! Devlet yönetmek, dışarıdan bakıldığı kadar kolay bir iş değildir. Hele ki Türkiye gibi dünyanın en çalkantılı coğrafyalarından birinde bulunuyorsanız, attığınız her adımın, aldığınız her kararın ve verdiğiniz her tavizin arkasında çok ince hesaplar yapmak zorundasınız. Çünkü devlet yönetiminde mesele yalnızca bugünü kurtarmak değil, yarının tehlikelerini de bugünden görebilmektir. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler'in, sınır güvenliğimiz tam anlamıyla sağlanıncaya kadar Türk askerinin Irak ve Suriye'den çekilmeyeceğini açıklamasının hemen ardından Irak tarafından gelen bir haber, ister istemez kafaları karıştırdı. Irak Hükümeti Sözcüsü Haydar Abudi'nin açıklamasına göre Türkiye, Irak ile varılan anlaşma çerçevesinde Zilkan Askerî Üssü'ndeki bazı askerî noktalarını pazar gününden itibaren Irak yönetimine devretmeye başlayacak. Şimdi bu iki açıklamayı yan yana koyan vatandaşın aklına doğal olarak şu soru geliyor: Daha dün çekilmeyeceğiz diyorduk, bugün ne oldu da askerî noktaları devretme kararı aldık? İşte tam da burada devlet aklı ile sıradan insanın olaylara bakışı arasındaki fark ortaya çıkıyor. Ben meseleye biraz farklı bakıyorum. Devletlerin aldığı kararları her zaman düz mantıkla değerlendiremeyiz. Çünkü devletler, özellikle uluslararası ilişkilerde, bizim gördüğümüzden çok daha geniş bir fotoğrafa bakmak zorundadır. Biz bazen yalnızca atılan adımı görürüz. Oysa devlet, o adımın karşılığında ne kazanacağını, hangi tehlikeyi bertaraf edeceğini ve gelecekte nasıl bir avantaj elde edeceğini hesaplar. Bunu basit bir örnekle anlatmak istiyorum. Bir adam düşünün. Evinden çıkarken hanımına, "Ben kasaba gidip et alacağım." diyor. Fakat çarşıya vardığında balıkçı tezgâhında hem daha taze hem daha uygun fiyatlı bir balık görüyor. Üstelik ailesinin sağlığı açısından da o gün balık tüketmenin daha faydalı olacağına karar veriyor. Ne yapıyor? Kasaba gitmekten vazgeçip balık alarak evine dönüyor. Şimdi bu adama, "Sen evden et almaya çıkmıştın, neden balık aldın?" diye kızmak ne kadar doğru olur? Adamın amacı kasaptan et almak değil, ailesinin sofrasına en uygun yiyeceği koymaktı. İşte devlet yönetiminde de bazen buna benzer durumlar yaşanır. Devletin amacı bir askerî noktada sonsuza kadar kalmak değil, o askerî varlığın hizmet ettiği millî güvenlik hedefini gerçekleştirmektir. Şayet Türkiye, Irak yönetimiyle yaptığı görüşmelerde kendi güvenliğini daha güçlü biçimde teminat altına alacak bir anlaşmaya varmışsa, bazı askerî noktaların devredilmesi neden başlı başına bir kayıp sayılsın? Belki de masada bizim henüz bilmediğimiz kazanımlar vardır. Belki Irak yönetimi terörle mücadelede daha somut sorumluluklar üstlenmiştir. Belki Türkiye, askerî varlığının yeniden düzenlenmesi karşılığında sınır güvenliğini güçlendirecek başka güvenceler elde etmiştir. Bunları henüz bilmiyoruz. Ama bilmediğimiz bir şey hakkında hemen felaket senaryoları yazmayı da doğru bulmuyorum. Elbette devletler de hata yapabilir. Hiçbir yönetim yanılmaz değildir. Ancak her askerî düzenlemeyi geri adım, her anlaşmayı taviz, her diplomatik değişikliği teslimiyet olarak değerlendirmek de doğru değildir. Çünkü diplomasi dediğimiz şey, yalnızca karşı tarafa kendi istediğinizi kabul ettirmekten ibaret değildir. Bazen küçük bir tavizle büyük bir kazanım elde edersiniz. Bazen bir noktadan çekilerek başka bir noktada daha güçlü hâle gelirsiniz. Önemli olan ne verdiğinizden ziyade, verdiğinizin karşılığında ne aldığınızdır. Benim devlet aklından anladığım da budur. Devlet, gerektiğinde pazarlık yapar. Gerektiğinde bekler. Gerektiğinde şartlar değiştiğinde kararını yeniden değerlendirir. Çünkü devlet yönetiminde inatla aynı yerde durmak her zaman kararlılık anlamına gelmez. Bazen gerçek kararlılık, hedefinizden vazgeçmeden o hedefe ulaşacağınız yolu değiştirebilmektir. Burada altını özellikle çizmek istediğim bir husus daha var. Devlete güvenmek, her kararı sorgusuz sualsiz doğru kabul etmek değildir. Devlete güvenmek, millî menfaatlerin korunduğuna inanırken gerektiğinde yapılan anlaşmaların gerekçesini de sorabilmektir. Dolayısıyla milletimizin bu konuda bilgilendirilmesi son derece önemlidir. Zilkan Askerî Üssü'ndeki askerî noktaların devri ne anlama geliyor? Türkiye'nin bölgedeki askerî varlığı bundan nasıl etkilenecek? Irak yönetimi hangi yükümlülükleri üstlenecek? Terörle mücadelede nasıl bir iş birliği yürütülecek? Bunlar cevaplandırılması gereken makul sorulardır. Ancak cevapları öğrenmeden, yalnızca iki açıklama arasında çelişki varmış gibi görünmesine dayanarak devletimizi başarısızlıkla suçlamak da hakkaniyetli olmaz. Ben şahsen Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kendi güvenliğini tehlikeye atacak bir anlaşmaya bilerek razı olacağına inanmak istemiyorum. Çünkü bu devletin sınır güvenliği, herhangi bir siyasi tartışmanın ötesinde, seksen milyonu aşkın insanımızın ortak meselesidir. Bizim Irak'ın toprağında gözümüz yok. Suriye'nin toprağında da gözümüz yok. Bizim istediğimiz, sınırlarımızın güvenli olması, terör tehdidinin ortadan kalkması ve milletimizin huzur içerisinde yaşamasıdır. Bu hedefler askerî varlıkla sağlanacaksa askerî varlık önemlidir. Diplomasiyle daha kalıcı biçimde güvence altına alınacaksa diplomasi de aynı derecede değerlidir. Yeter ki Türkiye'nin millî menfaatleri zarar görmesin. Yeter ki Mehmetçiğimizin bugüne kadar verdiği mücadele boşa gitmesin. Yeter ki bu milletin güvenliği hiçbir pazarlığın konusu hâline getirilmesin. Son söz olarak şunu söylemek istiyorum: Devlet yönetiminde bazen geri adım gibi görünen bir hareket, aslında ileriye doğru atılacak daha büyük bir adımın hazırlığı olabilir. Bazen bir kapıyı kapatırsınız ama karşılığında çok daha önemli bir kapıyı açarsınız. Bazen kasaba gitmek için evden çıkarsınız, balıkçıdan alışveriş yaparak dönersiniz. Önemli olan eve neyle döndüğünüz değil, ailenizin ihtiyacını ne kadar doğru karşıladığınızdır. Devletler için de esas olan budur. Biz devletimize güveniyoruz. Devletimizin millî menfaatlerimizi koruyacağına inanıyoruz. Ancak güvenimizin en büyük teminatı, alınan kararların milletimize açıkça anlatılması ve sonuçlarının ülkemizin yararına olmasıdır. Çünkü devlet aklı, yalnızca bugünü değil yarını da düşünmek zorundadır. Ve unutmayalım: Devlet aklı, her hamlesini herkese önceden açıklamak zorunda değildir; fakat attığı her adımda milletinin menfaatini gözetmek zorundadır.
  • 3 Saat Önce

ABdullah

Büyük devlet olmak lazım ki kimse çıkaramasın. İsrail'i çıkarabilecek bir güç var mı dünyada?
  • 3 Saat Önce

Tom Barack suriyeyi ve iraki dizayn etti..Orta Doğuda Tom Barack ne derse o olur.

Kürt cumhurbaşkanı, Sünni Arap başbakan, turkmenlere de bir valilik ve devlet bakanlığı..ırakta hiçbir yabanci asker kalmayacak Abd de çekildi..

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

Abdullah Bey, büyük devlet olmayı başka ülkelerin topraklarında zorla kalabilmekten ibaret sanıyorsanız, devlet yönetimini ve diplomasiyi yeniden düşünmenizi tavsiye ederim. İsrail'i örnek göstermeniz ise başlı başına düşündürücüdür. İsrail'in uluslararası hukuku hiçe sayan uygulamalarını büyük devlet olmanın ölçüsü mü kabul edeceğiz? Güçlü olmak başka, gücü hukukun üzerinde görmek başkadır! Türkiye Cumhuriyeti'nin büyüklüğü, başkalarının topraklarını işgal etmesinde değil, kendi millî menfaatlerini koruyabilmesinde, gerektiğinde askerî gücünü, gerektiğinde diplomatik zekâsını kullanabilmesindedir. Devlet yönetimi mahalle kabadayılığı değildir ki, "Kimse beni buradan çıkaramaz!" diyerek büyüklük taslayasınız. Asıl büyüklük, gerektiğinde tek kurşun atmadan masada istediğinizi alabilmektir. Unutmayın, devletin gücü yalnızca nerede kaldığıyla değil, nereden ne kazanarak ayrıldığıyla da ölçülür. Henüz anlaşmanın bütün ayrıntılarını bilmeden Türkiye'nin kaybettiğine hükmetmek, siyasi analiz değil, peşin hükümdür. Devlet aklını anlamak için yalnızca haritaya değil, diplomasinin inceliklerine de bakmak gerekir.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23