• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

BM’de tansiyon yükseldi! Trump konuşurken Küba heyeti salonu terk etti

ABD Başkanı Donald Trump, BM 81. Genel Kurulu’ndaki konuşmasında Küba yönetimine yönelik sert mesajlar verdi. Trump’ın “Küba’ya özgürlük gelecek” sözlerinin ardından salondaki Küba heyeti Genel Kurul’u terk etti...

1 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

Özgürlük Söyleminin Gölgesinde Yıkım ve Yalnızlık: ABD Dış Politikasının Küresel Bilançosu! Uluslararası ilişkiler tarihi, kavramların ve retoriklerin maskelediği güç mücadelelerine sahne olmuştur. Bu retoriklerin en sık kullanılanı ve belki de küresel ölçekte en ağır sonuçlar doğuranı, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) askeri ve ekonomik müdahalelerini meşrulaştırmak için öne sürdüğü "demokrasi, insan hakları ve özgürlük getirme" vaadidir. Ancak yirminci yüzyılın ortalarından bu yana uzanan tarihsel kesit incelendiğinde, bu vaatlerin ulaştığı coğrafyalarda özgürlükten ziyade kurumsal çöküş, sosyo-ekonomik sefalet ve kalıcı bir istikrarsızlık bıraktığı görülmektedir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu gibi küresel platformlarda yaşanan diplomatik protestolar ve salonu terk etme eylemleri, bu dış politika pratiğine karşı biriken küresel tepkinin somut birer yansımasıdır. ABD’nin "müdahalecilik" vizyonunun geride bıraktığı en somut enkazlar Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Güney Asya’da açıkça gözlemlenebilmektedir. 2003 yılında "kitle imha silahları" ve "özgürlük" gerekçesiyle başlatılan Irak işgali, ülkenin devlet aygıtının çökmesine, yüz binlerce sivilin hayatını kaybetmesine ve bölgenin uzun yıllar boyunca radikal terör örgütlerinin açık alanı haline gelmesine zemin hazırlamıştır. Benzer şekilde, 2011 yılındaki Libya müdahalesi, Afrika’nın en yüksek refah seviyelerinden birine sahip ülkesini çok parçalı bir iç savaşa, kabile çatışmalarına ve ekonomik bir çöküşe sürüklemiştir. Afganistan’da yirmi yıl süren ve trilyonlarca dolarlık askeri harcamayla yürütülen operasyonların ardından yönetimin yeniden aynı aktörlere bırakılması, askeri müdahalelerin yerel halklar nezdinde bir kurtuluş değil, kaynakların tüketilmesi ve kurumsal bir yıkım süreci olduğunu ortaya koymuştur. Bu müdahalelerin ekonomik boyutu da askeri boyutu kadar yıkıcıdır. Latin Amerika’da, özellikle Küba örneğinde görüldüğü üzere, askeri olarak kontrol altına alınamayan rejimler onlarca yıldır uygulanan ağır ekonomik ambargolar ve abluka politikalarıyla boğulmaktadır. Bu yaptırımlar, hedef alınan yönetimlerden ziyade doğrudan halkın temel gıdaya, ilaca ve kalkınma imkanlarına erişimini kısıtlayarak kitlesel bir yoksulluğa yol açmaktadır. Bu durum, eleştirel uluslararası ilişkiler teorisyenleri tarafından, hedef ülkelerin zenginliklerinin ve jeopolitik bağımsızlıklarının bastırılmasına yönelik modern bir sömürü biçimi olarak nitelendirilmektedir. Küresel siyasetin bugünkü tablosuna bakıldığında, Washington’ın bu tek taraflı ve dayatmacı dış politika çizgisi, askeri gücün sağladığı ittifakların ötesinde derin bir diplomatik yalnızlığı da beraberinde getirmiştir. Tarihsel süreçte kurulan askeri ve stratejik ortaklıklar, ortak değerlerden ziyade konjonktürel çıkarlara ve bağımlılık ilişkilerine dayanmaktadır. Bugün gelinen noktada, ABD’nin uluslararası hukuku ve insan hakları normlarını esneterek koşulsuz ve sınırsız bir şekilde desteklediği yegane samimi müttefiki olarak İsrail kalmıştır. Bu durum, dünyanın geri kalanında, özellikle de müdahalelere maruz kalmış "mazlum coğrafyalarda" ABD’ye karşı kalıcı bir güvensizlik ve antipati dalgası yaratmıştır. Sonuç olarak; Libya, Irak, Afganistan ve Küba gibi ülkelerin tarihsel tecrübeleri, "özgürlük getirme" iddiasıyla yürütülen politikaların arkasında çoğunlukla stratejik, ekonomik ve hegemonik çıkarların yattığını göstermektedir. Şehirlerin harabeye döndüğü, hazinelerin ve kaynakların kontrol altına alındığı, geriye ise sadece perişanlık ve sefaletin kaldığı bu askeri doktrin, ABD'yi küresel kamuoyunun ve ezilen halkların vicdanında meşruiyetini yitirmiş ve yalnızlaşmış bir aktör konumuna taşımıştır.
  • 2 Ay Önce
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23