--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tarikatlar, şeyhler, müritler, dergâhlar devleti

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
19

Hiç sözü uzatmadan söyleyeyim ki, Osmanlı bir “tarikatlar, şeyhler, müritler” devletidir!

Tarikatlar ve bunlara bağlı “mürit”lerin hem “eğitim”, hem de “olgunlaşma merkezi” işlevini gören tekkeler/zaviyeler, Osmanlı insanının ilim, irfan, zikir, fikir, huzur, muhabbet, moral, mutluluk merkezleriydi. Yüz yıllar boyu, toplumun hayat kaynağı oldular: Nice ham yürek kemalini tekke ve zaviyelerde buldu.

Düşünün ki, 600 bin nüfuslu Kanuni İstanbul’unda, 300’ü aşkın dergâh vardır.

Tekke ve zaviyelerde gündüz eğitimle geçen zaman, yatsı sonrasında zikirle ziynetlenir, şahsi kemalât zikir halkası içinde kitleselleşip büyük bir coşkuya dönüşürdü.

Önce Osmanlı Devleti’ni “inşa”, sonra da “ihya” eden “mukaddes hamle”, böyle bir coşkunun eseridir. Bugün yaşadığımız kopukluklarla sapmaların özünde (sahte şeyh-sahte Mehdi, taciz, vs) tarikatların ağır menfi propagandalar eşliğinde kapatılmasının büyük rolü var. Çünkü toplumun “olgunlaşma ve moral merkezleri” birden çöktü. Millet bir anda ilim, irfan, zikir, fikir, şükür, huzur ve moral merkezlerinden mahrum kaldı. Yeni rejimin “tarikat” yerine ikame etmeye çalıştığı (Millet mektepleri-Halkevleri, vs) kurumlara da ısınamayınca, sorunlarıyla baş başa kaldı. “Sahte tarikat-sahte şeyh” işte bu boşluğa yerleşti. 

Osmanlılarda “tarikat” vazgeçilemez ihtiyaçtır. Bir “mürşid”e bağlı olmak özgüven duygusu kazanmak ve kendini güçlü hissetmektir.

Belge ve bulguların ışığında şunu rahatça söyleyecek durumdayız ki, Osmanlı Devleti’ni kısa sürede inşa edip zirveye taşıyan hamlenin kaynağı tarikatlara bağlı olarak çalışan tekke, zaviye ve dergâhlardır. Osman Gazi’nin ruhu ve şuuru, Şeyh Edebali tekkesindeki sohbetlerde kıvamını bulmuştur.

Osman Gazi ve arkadaşlarının takip ettiği ahlâki yol ile bütünlenen fetih hamlesine bakıldığında, istikamet haritasını yüreklerine çizmiş kararlı ve şuurlu bir mü’minlerin hedefe yürüyüşünü görürsünüz.

Hâlbuki çoğunun okuma-yazması bile yoktur. Buna rağmen ulaştıkları seviye Şeyh Edebali Tekkesi’nin işleviyle ilgilidir. 

Yukarıda saydıklarımızdan başka, tekkelerin emniyet ve asayişe hizmet gibi bir görev ve amaçları da vardı. Yol emniyetini sağlamakta jandarma karakolu işlevi görür, hem yolcuları ağırlar, hem ticareti kolaylaştırır, hem askeri sevk ve idarenin sağlanmasına katkıda bulununur hem de istihbarat toplarlardı.

Tekke ve zaviyelerin zaman zaman ruh ve sinir hastalıkları için tedavi merkezi olarak da kullanıldığını da görüyoruz.  Daha ziyade telkin ve irşad yolu ile hizmet veren bu kurumlar, bir bakıma “şifahâne” gibi çalışıyorlardı.

On dokuzuncu asrın sonlarına kadar, Avrupa, ruh hastalarını, “içine şeytan girmiş” zannedip, arındırmak için diri diri yakarken, Osmanlı ceddimiz tekkelerde, zaviyelerde, ayrıca “Bimarhâne” denilen ruh ve sinir hastanelerinde su ve mûsikinin de yardımıyla, ruh hastalıklarını tedavi ediyordu. 

Peki, bazılarının çok sevdiği ifade ile soralım: Bu değirmenin suyu nereden geliyordu?

Kuruluş aşamasında masraflar gönüllü katkılarla sağlanırken, Osmanlı asırlarında Vakıflara bağlanmak suretiyle sistemleştirildi ve kontrol altına alındı. Böylece hizmet harcamalarında sıkıntıya düşme ihtimali de kalmadı. Bu sayede, tekkeleri yönetenler, kendilerini tümüyle “insan”ın ve tabii “hikmet”in emrine verdiler.

30 Kasım 1925’te çıkarılan 677 sayılı “Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlar ile Bazı Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun”la bu kurumlara son verildi. Aynı kanun şeyh, paşa, derviş, mürit, dede seyyit, çelebi, baba, emir, halife gibi unvanların kullanılmasını da yasaklıyordu.

Unvanların kaldırılması (ama hâlâ kullanılıyor) neyse de tekke ve zaviyelerin----ıslahı mümkün iken--kaldırılmaları, “sohbet-muhabbet” geleneğimizi de yıktı. Onların yerine konmaya çalışılan Batı taklidi müesseseler ise, toplumun köklerinden beslenmediği, genleriyle barışmadığı için boşluk hâlâ doldurulamadı.

Bu boşluğu bugün “akıllı telefonlar”la doldurmaya çalışıyoruz.

 

Yorumlar

(19)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Emr

26 Eylül 2020 01:06

Fatih sultan Mehmet zamanında kaç tarikat vardı şehit edildiğinden sonra kaç tarikat vardı

kamil

25 Eylül 2020 20:57

Bu konuda Türkiye ile Osmanlı dönemleri arasında bir fark yok.  

Kartal

25 Eylül 2020 19:42

Bugün en büyük tekke, Kemalist Tekkesidir. Müritleri dağlardaki gölgelere bile kutsallık atfeden, heykellere tapan en bağnaz ve zır cahillerdir.

Mücadeleci

25 Eylül 2020 18:03

Yavuz hocam sevgili ağabeyim Siz ilgilenirsiniz diye söylüyorum Bizim ders kitaplarımızda çocuklarımıza neden Ermeni mezalimi bir bilgileriyle belgelerle teferruatlı şekilde anlatılmıyor aynı şekilde Yunan mezalimi belgeleri ile teferruatlı çekirdeği niye çocuklarımıza ders kitaplarında anlatılmıyor okullarda üretilmiyor niye Amerika'nın soykırımları Fransa'nın soykırımları yaptıkları köle ticaretleri ders kitaplarımızda neden anlatılmıyor Ayrıca Güneydoğu'daki doğudaki okullarımızda okuyan yavrularımıza PKK'nın yaptığı katliamlar yaptığı zulümler yaptığı kötülükler çocuklara neden anlatılmıyor devlet bu bilgileri çocuklarımıza öğretmek için neyi bekliyor neden yapmıyor ben anlamıyorum

Alper

25 Eylül 2020 17:53

Biri çıkmış osmanlı 500 sene dünyaya hüküm sürdü diyor. Osmanlı hepi topu 100 bilemedin 150 sene sözü geçmiş bir devlettir. Fatihe kadar olan süreç zaten kuruluş aşamasıdır. Kanuniden sonrasını anlatmaya gerek yok. Son 150 200 senesi tam bir felaket.  

HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR FENDİR

25 Eylül 2020 16:00

Diyor ulu önder GAZİ M. KEMAL ATATÜRK.. gerisi hikaye...

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az

25 Eylül 2020 15:09

Alper kardeş Osmanlı onun için mi 500 küsür sene dünyaya hükmetti...... Toplamda 624 yıl varlığını sürdürdü bunun neredeyse 500 yılını bilemedin 400 yılını dünyaya hüküm sürerek sürdürdü. İslamdan uzaklaşmaya başladığımızdan beri de bu haldeyiz...... Siz adamı öldürürsünüz be......

Mehmet ay

25 Eylül 2020 13:01

Vay be, en sonunda tarikatleri merderseleride ögmeye basladiniz ya helal olsun sizlere

Yılmaz Erdem

25 Eylül 2020 12:43

Tekkeler,zaviyeler sayesinde 19. yüzyılda Osamanlı Devleti dünya devleti(!) oldu, öyle mi? Biraz akıl ,biraz İZ 'AN lütfen...

Levwntbay

25 Eylül 2020 11:15

Sayin yazar gecmiste kaldi simdi o gunler , tek gercek bilimmi simdi .?! Bilim , sen simdi batidan gelecek aşıyı bekliyorsun degilmi.. .

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle