• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI
25 Eylül 2020

Tarikatlar, şeyhler, müritler, dergâhlar devleti

Hiç sözü uzatmadan söyleyeyim ki, Osmanlı bir “tarikatlar, şeyhler, müritler” devletidir!

Tarikatlar ve bunlara bağlı “mürit”lerin hem “eğitim”, hem de “olgunlaşma merkezi” işlevini gören tekkeler/zaviyeler, Osmanlı insanının ilim, irfan, zikir, fikir, huzur, muhabbet, moral, mutluluk merkezleriydi. Yüz yıllar boyu, toplumun hayat kaynağı oldular: Nice ham yürek kemalini tekke ve zaviyelerde buldu.

Düşünün ki, 600 bin nüfuslu Kanuni İstanbul’unda, 300’ü aşkın dergâh vardır.

Tekke ve zaviyelerde gündüz eğitimle geçen zaman, yatsı sonrasında zikirle ziynetlenir, şahsi kemalât zikir halkası içinde kitleselleşip büyük bir coşkuya dönüşürdü.

Önce Osmanlı Devleti’ni “inşa”, sonra da “ihya” eden “mukaddes hamle”, böyle bir coşkunun eseridir. Bugün yaşadığımız kopukluklarla sapmaların özünde (sahte şeyh-sahte Mehdi, taciz, vs) tarikatların ağır menfi propagandalar eşliğinde kapatılmasının büyük rolü var. Çünkü toplumun “olgunlaşma ve moral merkezleri” birden çöktü. Millet bir anda ilim, irfan, zikir, fikir, şükür, huzur ve moral merkezlerinden mahrum kaldı. Yeni rejimin “tarikat” yerine ikame etmeye çalıştığı (Millet mektepleri-Halkevleri, vs) kurumlara da ısınamayınca, sorunlarıyla baş başa kaldı. “Sahte tarikat-sahte şeyh” işte bu boşluğa yerleşti. 

Osmanlılarda “tarikat” vazgeçilemez ihtiyaçtır. Bir “mürşid”e bağlı olmak özgüven duygusu kazanmak ve kendini güçlü hissetmektir.

Belge ve bulguların ışığında şunu rahatça söyleyecek durumdayız ki, Osmanlı Devleti’ni kısa sürede inşa edip zirveye taşıyan hamlenin kaynağı tarikatlara bağlı olarak çalışan tekke, zaviye ve dergâhlardır. Osman Gazi’nin ruhu ve şuuru, Şeyh Edebali tekkesindeki sohbetlerde kıvamını bulmuştur.

Osman Gazi ve arkadaşlarının takip ettiği ahlâki yol ile bütünlenen fetih hamlesine bakıldığında, istikamet haritasını yüreklerine çizmiş kararlı ve şuurlu bir mü’minlerin hedefe yürüyüşünü görürsünüz.

Hâlbuki çoğunun okuma-yazması bile yoktur. Buna rağmen ulaştıkları seviye Şeyh Edebali Tekkesi’nin işleviyle ilgilidir. 

Yukarıda saydıklarımızdan başka, tekkelerin emniyet ve asayişe hizmet gibi bir görev ve amaçları da vardı. Yol emniyetini sağlamakta jandarma karakolu işlevi görür, hem yolcuları ağırlar, hem ticareti kolaylaştırır, hem askeri sevk ve idarenin sağlanmasına katkıda bulununur hem de istihbarat toplarlardı.

Tekke ve zaviyelerin zaman zaman ruh ve sinir hastalıkları için tedavi merkezi olarak da kullanıldığını da görüyoruz.  Daha ziyade telkin ve irşad yolu ile hizmet veren bu kurumlar, bir bakıma “şifahâne” gibi çalışıyorlardı.

On dokuzuncu asrın sonlarına kadar, Avrupa, ruh hastalarını, “içine şeytan girmiş” zannedip, arındırmak için diri diri yakarken, Osmanlı ceddimiz tekkelerde, zaviyelerde, ayrıca “Bimarhâne” denilen ruh ve sinir hastanelerinde su ve mûsikinin de yardımıyla, ruh hastalıklarını tedavi ediyordu. 

Peki, bazılarının çok sevdiği ifade ile soralım: Bu değirmenin suyu nereden geliyordu?

Kuruluş aşamasında masraflar gönüllü katkılarla sağlanırken, Osmanlı asırlarında Vakıflara bağlanmak suretiyle sistemleştirildi ve kontrol altına alındı. Böylece hizmet harcamalarında sıkıntıya düşme ihtimali de kalmadı. Bu sayede, tekkeleri yönetenler, kendilerini tümüyle “insan”ın ve tabii “hikmet”in emrine verdiler.

30 Kasım 1925’te çıkarılan 677 sayılı “Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlar ile Bazı Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun”la bu kurumlara son verildi. Aynı kanun şeyh, paşa, derviş, mürit, dede seyyit, çelebi, baba, emir, halife gibi unvanların kullanılmasını da yasaklıyordu.

Unvanların kaldırılması (ama hâlâ kullanılıyor) neyse de tekke ve zaviyelerin----ıslahı mümkün iken--kaldırılmaları, “sohbet-muhabbet” geleneğimizi de yıktı. Onların yerine konmaya çalışılan Batı taklidi müesseseler ise, toplumun köklerinden beslenmediği, genleriyle barışmadığı için boşluk hâlâ doldurulamadı.

Bu boşluğu bugün “akıllı telefonlar”la doldurmaya çalışıyoruz.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Alper

Evet, osmanlı o dediğiniz şekilde bir devlet olduğu için çağa ayak uyduramadı, bilimi, teknolojiyi es geçti. Devlet yönetilemez hale geldi. Anadolu insanı aç ve açıkta kaldı.
  • Yanıtla

Mutmaine

sarık görünce ...çıldıran küfreden , müslümanım diyen pislikler var....tarikat derseniz....bunlar dinden çıkarlar....o derece korkmuş, korkutulmuşlar! ATAM FATİHSMEHMED gibi giyinen adama gerici derler, bugün.....öyle çarpık bir zihniyet varki...giyim kuşam üzerinden ye kürküm misali anında yobaz ilan edilebilirsin! Tarikatları giyim kuşam üzerinden değerlendiriyor millet.....ingiliz şapkası varsa sorun yok!
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23