• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI

Hüzünlü şarkılarımız/türkülerimiz var

28 Ağustos 2020


Yavuz Bahadıroğlu İletişim: [email protected]

Bir toplumun tarih içinde yaşadıkları folkloruna mutlaka yansır. Şarkılarda türkülerde kendini gösterir. Bir anlamda şarkılar ve türküler toplumun ruh dünyasının haritasıdır. 

Şarkı-türkü dünyamıza bu açıdan bir bakar mısınız?..

Çoğu çok karamsar: Şikâyet, isyan, yakınma, korku, acı, ayrılık, hicran, yıkım…

“Kimseye etmem şikâyet ağlarım ben halime, 

“Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime,

“Perde-i zulmet çekilmiş korkarım ikbalime,

“Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime.”

Aslında şair, istikbaline “perde-i zulmet” (karanlık perde) çekilip çekilmediğini bilmiyor, ama öyle olduğunu düşünüyor, geleceğin olumsuz olacağı hükmüne çoktan varmış, yıllar öncesinden üzülmeye başlıyor. Geleceğe bakarken “suçlu” gibi titriyor, buna rağmen kimseyle derdini paylaşmıyor, bir anlamda ondan kurtulmak istemiyor.

Sonuç: “İşini kış” tutuyor, hayatını zindan ediyor.

***

Onun etkisinden kurtulsanız şöyle bir şarkıya tosluyorsunuz:

“Kara bahtım, kem talihim taşa bassam iz olur...

“Başım bir Erciyes Dağı, yaz günleri kış olur! 

“Ben feleğe neyledim, kırdı kanadımı heder eyledi,

“Ağustosta suya girsem, balta kesmez buz olur!”

Garibim o kadar talihsiz, öylesine şanssız, mutsuz ve umutsuz ki, en olmadık olumsuzluklar onu buluyor, taşta bile izi çıkıyor!

Tarih boyunca milyarlarca insanın trilyonlarca taşa bastığını, hiç birinin taşlarda iz bırakmadığını bilmek işe yaramıyor; ayağınızın izi taşa çıkmasa da, karamsarlığın izi yüreğinize çıkıyor.

Nihayetinde bir uzun hava:

“Her yer karanlıııık...”

Aradaki “ah”lar, “oflar”, “aman aman”lar ve “yandım anam”lar da acının derecesini maksimum seviyeye çıkarıyor. 

Şarkılar bile bunalıyorlar da, iki satır nefeslenmek için dağ başına çıkıyorlar:

“Yüce dağ başını duman bürümüş…”

Hayata olumsuz bakmanın bir sonucu olarak dağlarımız sürekli duman bürümüş durumdadır...

Halbuki o dağlarda kardelenler de var...

O dağlarda gelincikler de var...

O dağlarda çam kokuları da var...

Niye hep duman be kardeşim! 

İçimiz iyiden iyiye kararsın diye mi?

Malum: “İşini kış tut” mantığı.

Demiştim ya, “Hayat siyasetten, ticaretten, kavgadan, savaştan, krizden ibaret değildir! Hayat aynı zamanda doyumsuz bir güzelliktir. Güzel taraflarını görebilmek için, galiba önce Peygamberce bakmayı öğrenmemiz gerekiyor:

“Köpek çürümüş, derisi lime lime olmuş, kemikleri ayrılmış, kokuşmuş, ama dişleri hâlâ çok güzel!”

Yani dünya bozulmuş, çürümüş, kokuşmuş olsa da hayat hâlâ güzel!

Bu “Polyannacılık” değil, şükrü çağrıştıran Müslümanca bir yaklaşımdır.

“Kara bahtım kem talihim” modunda yaşıyoruz!

Biz millet olarak yakınmayı, ağlamayı ve küsmeyi seviyoruz!

Bu yüzden de hem şiirlerimiz, hem şarkılarımız, hem masallarımız, hem hikâyelerimiz, romanlarımız filmlerimiz, dizilerimiz (hem de hüngür hüngür) ağlıyor...

Hayatımız yakınmalardan, acılardan, isyanlardan ibaret hale geldi; sadece fotoğraf çektirirken gülümsüyoruz.

Şunu demek istiyorum ki, hayata bakışımıza genelde, “Kara bahtım, kem talihim taşa bassam iz olur” anlayışı hâkim...

Çünkü başarısızlıklarımızı, beceriksizliklerimizi ve çoğu tembelliğimizden kaynaklanan yenilgilerimizi mertçe üstlenme yürekliliğini gösteremiyoruz. 

Bu durumda, geriye kala kala gizli güçler (talih-kısmet-şans-baht gibi) kalıyor: Biz de yenilgilerimizin izahını bunlarla yapıyoruz:

“Ah kör felek, kimine kürk giydirir, kimine yelek!..”

“Bahtı kara garibim…”

“Kısmetsizin tekiyim...”

“Kader gülmeyince gülmüyor işte!..”

“Şansım yok birader!..”

“Altını tutsam kömüre dönüşüyor!”

Çoğu kendimizden kaynaklanan başarısızlıklarımızı talihsizliğimize, şanssızlığımıza, kısmetsizliğimize bağlayıp rahatlamaya çalışıyoruz...

Ömrümüz ağlamayla, yakınmayla ve zaman zaman ayaklarımıza kadar gelen kimi kısmetleri nasıl kaçırdığımızı anlatmayla geçiyor.

Hayatımızın en büyük bölümü pişmanlıklardan, “keşke”lerden oluşuyor.

Hâlbuki “Ayağınıza kadar gelen kısmeti tepmeyin” gibisinden sözler her dilde var...

Bu bir uyarıdır!

Çünkü pek çok kişinin “şanssızlık” zannettiği şey, ayağa gelen kısmetlerin değerlendirilememesinden ibarettir…

Ya risk alınmamıştır, korkulmuştur, olumsuz düşüncelerle uzak durulmuştur veya tembelliğe kurban edilmiştir.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

[email protected]

tamam doğrudur pesimist durumlar yer yer şarkılara türkülere konu olmuştur ki keyifli hallerin müziği yansıtıldığı gibi; bu doğrudur evet her durumda şükür sahibi pozitif düşünmenin gerekliliği muhakkak, ama yazının sonunda kalkıp bunu tamamen ayağa gelen kısmetlere bağlamak bir yönüyle alakasız olmuş lakin takdir edersiniz ki kimi insanın hayatı keşkelerle sınanmayacak türden nasipsizlikler yokluklar içinde geçen imtihanlarla çevrelenmiştir.
  • Yanıtla

Hikmet Yılmaz

"KADEM VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ" ile ilgil tek bir satır yazısı ile hüzünlendiğinizi niçin göremiyoruz ?
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23