--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ah o eski ilkokul şiirleri

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
9

Her milli bayramda hayalim beni çocukluğuma götürür. Hafızamda “Cumhuriyet/ Hürriyet” kafiyeli şiirler uçuşur durur.

Aslında şiiri çok severim. Arada bir yazarım da. Lâkin ilkokulda bana “cebren” ezberletilmiş övgü şiirleri, beni bir süre şiirden soğuttu.

“23 Nisan… “Güzel yurdum ellere bir mal gibi satıldı/ Ata’mın gür kaşları birden bire çatıldı!”

23 Nisan’ın neden bayram olduğunu derinden merak etmeye başladığımda ortaokulu bitirmek üzereydim.

Bir de baktım ki, 1920’de Ankara’da toplanan Meclis, az bir değişiklikle, İstanbul’da dağıtılan “Meclis-i Meb’usan” üyelerinden oluşan Meclis’tir… Eski Meclis’ten tek farkı, muhalefetsiz olmasıdır.

Bu Meclis’e dayanılarak, 29 Ekim 1923’te “Cumhuriyet” ilân edilmiştir (günahı boynuna, ama Rıza Nur, cumhuriyeti Atatürk’e kendisinin tavsiye ettiğini söylüyor). 

Şimdi ezberimizi bir yana bırakıp düşünelim: Eğer Meclisin varlığı, “Hürriyet” getiriyorsa, “Osmanlı Cumhuriyeti”nden de söz etmemiz lâzım.

Zira Osmanlı’da da “Meclis-i Meb’usan” (meb’us: Halk temsilcisi, gönderilmiş olan anlamında) isimli bir Meclis var. Üstelik “Osmanlı Meclis-i Meb’usan”ında muhalefet partileri de yer alıyor…

Dahası, seçimler çok parti arasında gerçekleşiyor.

Buna rağmen, “Osmanlı Cumhuriyeti”nden söz edemiyoruz. Peki, muhalefet kanadı kırık olmasına rağmen, “Atatürk Cumhuriyeti”nden nasıl söz edebiliyoruz?

Bu nasıl bir cumhuriyet ki, 1946’ya kadar kurulan tüm partiler (Atatürk’ün bizzat kurdurduğu “Serbest Fırka” dâhil) bir punduna getirilip kapatılmış. Tek parti rejimi 14 Mayıs 1950’ye kadar kesintisiz devam etmiş. Bu süreçte, “Cumhur”un (halkın) hiçbir arzusu hayata geçirilmedikten başka, “cumhur”a ters bir sürü “icraat” yapılmış. Her itiraz ise kanla bastırılmış.

Yani cumhuriyet, ilkokul öğrencilerini, “En büyük cumhuriyet/ Bize verdi hürriyet...” diye bağırtmakla olmaz, özünde millet iradesinin olması lâzım.

14 Mayıs 1950’ye kadar millet iradesi Meclis’e yansımadı.

İktidarda devletle özdeşleştirilmiş CHP vardı. Cumhurbaşkanlığı (aslında başkanlık) makamında ise, aynı zamanda parti genel başkanı da olan (27 sene işlettikleri sisteme şimdi neden itiraz ettiklerini anlamak mümkün değil) bir “Ebedi Şef” (Atatürk) ya da “Milli Şef” (İsmet İnönü) namıyla değişmez “önder” bulunuyordu. 

Seçime CHP tek parti olarak giriyor, tek parti olarak çıkıyordu… Bu yüzden kendini “halka borçlu” hissetmiyor, halka kendini beğendirmeye çalışmıyor, hatta tam tersine, “sizi biz kurtardık” diyerek, halkı kendine borçlu yapıyor ve hizmet götürme gereği duymuyordu. Nasılsa rakip yok, alternatif yoktu. Doğru düzgün alternatif çıktığında (Demokrat Parti) CHP zaten yıkılacaktı!

1946 yılına kadar yapılan tüm seçimler, bir birinin tıpatıp aynısı olan ve hiçbir değişim vaat etmeyen, hatta halkın karşısına çıkmaya bile tenezzül buyurmayan, tek parti adayları arasında geçti.

Hangisini seçseniz fark etmiyordu: Bu durumda “ha Ali Hoca, ha Hoca Ali!..” Seçilen adaylar ismen ve resmen farklı olsalar da zihniyet aynı, duruş aynı, yöneliş aynı, fikir aynı, düşünce aynı, yönetim anlayışı aynı idi… 

Hüküm, Şef”in iki dudağının arasında idi…

CHP’li aydınlar bunu görmek istemiyor ve bu yüzden diktatörlüğü, sırf isminden dolayı, gerçek cumhuriyet zannediyorlar.

Cumhuriyetin, 1950’ye kadarki bölümünün, tam bir “diktatörlük” olduğunu herkesin artık görmesi gerekiyor (şartlar onu gerektiriyordu mazereti ayrıca tartışılabilir).

 

Yorumlar

(9)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

okur

21 Ağustos 2020 15:55

xzy ,anlayamayabilir,onların anası babası anlasın çocuklarına öğretsin diye yazıyor

Nilay

21 Ağustos 2020 13:26

Kaleminize sağlık hocam. tarihi en güzel şekild özetlemişsiniz

turgut ertav

21 Ağustos 2020 13:10

Eskiden ilkokul şiirleri ,''Daha dün annemizin kollarında yaşarken.Şimdi okullu olduk,sınıfları doldurduk.Yaşasın okulumuz ,yaşasın okulumuz .''şiiri ile başlardı.Şimdi,''Korononun kollarından kaçarken,şimdi okullu olduk ,evleri doldurduk''şekline dönüştü.İşte size, yeni bir anekdot.Anekdot:1)Bir olayın başlıbaşına bir bütünlük gösteren küçük parçası, öykümsü niteliği olan kısa anlatı.2)Kısa ve özlü bir anlatımı olan; ince anlamlı, güldürücü öykücük.

Mehmet Bey

21 Ağustos 2020 12:51

Yazarın sizi anlayabileceğini mi düşündünüz.. boşuna zahmet...

Nihal abla...

21 Ağustos 2020 12:48

o günleri hatırladığına göre sen şimdi yaşlı bir teyzesin.. ellerinden öperim...

Mehmet

21 Ağustos 2020 12:34

Dediklerinizi doğru kabul edelim. Size bir sorum olacak. 1946 ya kadar bu kadar kötüydü CHP tek parti diktatörlüğü yapıyor halka baskı uyguluyor canını okuyordu. İsmet İnönü'ye çok partili sisteme geçmesi için tüm dünyayı yakıp yıkan 2.Dünya savaşı sonrası ABD yoğun baskı yaptı. İnönü bu baskılara dayanamayarak çok partili sisteme geçti. Şimdi sorum şu ABD CHP diktatörlüğüne inim inim inleyen Türk halkına acıdığı için mi bu baskıyı yaparak çok partili sisteme geçmeyi hızlandırma çalıştı yoksa Emperyalizme karşı mucadele eden tüm olumsuzluklara rağmen milli bağımsızlık politikasında ısrar eden kuvayı milliye düşüncesinden saptırmak ortadoğu ya yerleşmek için kendisine lazım olan yerli işbirlikçi hainlere siyaset sahnesinde yer açıp iktidara getirmek için mi. Tek parti iktidarı sona erdikten sonra Demokrat partinin Meclis kararına bile gerek duymadan ABD nin kuyruğuna takılarak koreye asker göndermesi Ardından Natoya Türkiyeyi sokması ve iktidarları boyunca onlarca ABD Askeri üssünün bu topraklarda açılması.... Gelinen son noktada sizin gibi cumhuriyet değerlerine düşman kuvayı milliye ruhuna ihanet eden nesillerin yetiştirilmesi aslında demokrasi kisvesi altında Bir ABD projesimiydi. Veya ABD Türk halkını çok mu seviyordı.

Nihal

21 Ağustos 2020 12:23

gerçekten neydi o şiirler tam bir komedi atam atam sen kalk ben yatam niye ama niye bu ne saçmalık bunun gibi nice saçmalıklar bilinçsizce ezberlerdik papağan gibi sorgulamadan anlamadan :)))

XYZ seni hiç anlamıyor...

21 Ağustos 2020 11:25

Boşuna uğraşma...

Şahika

21 Ağustos 2020 09:15

O yüzden,cehepekeke,ikide bir sayın Tayyib Erdoğan'a diktatör deyip duruyor,ne demiş atalarımız,kişi karşısındakini kendi gibi bilir diye,kendileri diktatör ya..

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle