Yazıklar Olsun!
Nerede bir olumsuzluk varsa bunu İslam’a, Müslümanlara, gönüllü kuruluşlara (cemaatler, vakıf, dernek, vs.) bağlamak hastalıklı yapının tezahürüdür. Bu hastalıklı yapıya senelerce milliyetçi/muhafazakâr olarak bilinen, Hergün Gazetesi’nde; ki, 80 öncesinin en önemli gazetesiydi. (hatırladığım ve okuduğum) Şimdi yazdığı gazeteyi, o günleri düşününce kaçacak delik arar. Mücadele ettiği insanların kucağına oturur hale gelen Taha AKYOL’undan, ‘Devletiniz teröristtir. PKK için çalışanlar da gazetecidir. Rus büyükelçiyi vuran kişi AKP hükümetinin yetiştirip beslediği El Nusra örgütüne bağlı teröristtir!’ deme/yazma rezilliğini gösteren Cumhuriyet Gazetesi yazarı Ahmet ŞIK’ından böyle vatan, millet, devlet, ülke düşmanlıklarının sorgulanmasını basın özgürlüğüne mani bir ülke görünümünü verdirtenlere hiçbir şey denmeyecek mi? Gazetemiz Akit’i ‘her gün nefret kusmakla’ suçlayan, “Nasıl oluyor da nefret kusan bu “trolist” gazetenin temsilcileri hâlâ devletin uçaklarına davet ediliyor...’ diye yazabilen utanmaz yüz Ertuğrul ÖZKÖK, yapısı hemen herkes tarafından bilinen “Dolmabahçe’de ölen polisler için nasıl ki ‘Şehit’ diyorsak, Kayseri’de ölen askerlerimiz için nasıl ki ‘Şehit’ diyorsak, kimseden çekinmeyelim, kimseden korkmayalım, hep birlikte bağıralım: Reina’da ölenler de şehittir!’ diye yazabilen bir yüzsüz Ahmet HAKAN’nına bir sürü ismi de ekleyebilirim. Yazıklar olsun!
Tabii bu arada Sözcü yazarlarını hususiyle Emin ÇÖLAŞAN’ı da unutmamak lâzım. Geçmişte hanımı Tansel ÇÖLAŞAN yalan, iftira, komplolarla önemli bir hukuk kurumu olan Danıştay başkanlığı yapmış kadınla beraber bu iftiraları, yalanları, dolanları, komplolarıyla Müslümanları suçlu göstermeye çalışanlar bu kadar mı insanlıklarını kaybederler. Bunlara bir de Baro Başkanı Metin FEYZİOĞLU’nu ilave edebilirsiniz. Başörtülü avukatlara karşı nefret suçunu işleyen, duruşmalara alınmaması için genelgeler yayınlayan, mahkemelere başvuran, itirazlar yapan bir zavallı mahlûk!
Bu fikrî ve ilmî rezalete seviyeli, kaliteli cevap vermesi gerekenler dahi sosyal medyanın, yayılan pis/kirli atmosferin tesiri, sicilleri bozuk (ispatlı) patronlarının emrine girerek manevi ve itibar vaziyetleri ‘eksi sonsuz’a doğru giden bu adamların yanına ‘şer güçler müttefik’i olduklarından dolayı bir sürü isim var.
‘Yaşam Tarzı’nın dile getirildiği yazıları yazanlar, Medine’de kurulan İslam Devletini incelesinler. Oradaki toplum genel hatlarıyla (övündüğünüz demokrasi ortada yok iken) kâfirler, münafıklar, Mü’minler, ehli kitaptan (Yahudiler ve Hıristiyanlar) vardı. Birlikte nasıl yaşanır, ölmeden, öldürmeden gösterdiler. Hem de ‘cinnet toplumu’ndan, ‘Cennet Toplumu’ inşa ederek. Vahye ve onun uygulayıcısı Peygamber Efendimizle bu gerçekleşti. Bugün insanlığın hasret kaldığı huzur sağlandı. ‘Savaş ahlâkı nasıl olur?’ sualine cevap bulmak isteyenler Mekke ve Medine dönemlerini okusunlar. Tabii Sahabey-i Kiramın yaşadıklarını kendileri yaşasaydı nasıl tavır koyarlardı? Başka bir yazıda âcilen okumaları gereken kitaplardan da bahsetmeyi düşünüyorum.
Rasulüllah Efendimizin Medine’deki 13 yıllık hayatında 87 harpte ölen ve öldürülen insan sayısı yüz altmış civarında. Medine’de her tür hayat tarzlı insanlar yaşamasına rağmen ‘fütuhul kulub, fütuhul buldandan önce geldiği’ için gönüllerin, kalplerin fethi beldelerin fethinden önce gelmiştir. Ayrıca gördükleri, zulüm, işkence, boykot, vs. varıncaya kadar yapılanların sonucu Medine’ye hicret etmek mecburiyetinde bırakılan Peygamber Efendimiz, on sene sonra Mekke’yi Fethetmiştir. Mekke’nin Fethi’nde öldürülen insan sayısı üç-beş kişiyi geçmemiştir. Müfrit ve müptezel olmayan tarihçiler, ‘böyle bir Devlet/Medeniyet yeryüzünde görülmemiştir. Bütün Müslümanlar, hiçbir terörü meşru görmez. Terörün meşru gerekçesi de olamaz. Nereden gelirse gelsin, kim yaparsa yapsın, olamaz. Herhangi bir teröre hak vermek gafletine düşmez’ demişlerdir. Allah’ın gücüne gider, gayretullaha dokunur. Mazlumun da zalimin de dini kimliği önem taşımaz. Zalim zalimdir, mazlum da mazlum. Bunlar insani gerçekliklerdir. Cana kastetmek, bambaşka bir günahtır, çok derin, çok şümullü bir isyandır. Bu ve benzeri milletimizi acılara boğan katliamlar, vahşettir, dehşettir, cinayettir ve câniliktir. Bütün Müslümanların böyle katliamlara bakışı budur. Son katliamla ilgili yazıları görünce ‘yazıklar olsun!’ diyorum.
Dindarları kullanarak terörü ve teröristi unutturdular. Her yılbaşı kutlamalarıyla yapılan haklı eleştirileri nasıl olur da bir terörist katilin saldırısına gerekçe saymaya kalkarsınız? Şimdiye kadar bu ülkede sizin hangi yaşamınıza müdahale edildi? İslam’ın haram/helal meselesini ortaya koymak, sırf Müslümanları değil, insanlığı kurtarıcı ifadelerde bulunmaktan niye rahatsız oluyorsunuz? Ana muhalefet partisi, bu saldırının yaşam tarzını hedef aldığını zikretti. Ne büyük sorumsuzluk bu! “Bu davranışlar dinimize uymaz” demek hayat tarzınıza müdahale mi olur? Peki, Müslümanların hayat tarzı hürriyeti yok mu?
Vatikanı, Papasıyla her türlü zulmü işkenceyi teşvik eden Batı’nın din adamı geçinenlere bizimkilerin gösterdikle sevgiyi, saygıyı hiçbir zaman teröre sıcak bakmayan her zaman canı pahasına mücadele eden Devlet adamlarıyla, siyasileriyle, gönüllü kuruluşlarıyla, en tepede halkın içinden gelen Dâvâ Adamı bir Cumhurbaşkanı ile Başbakanı ile onların yüklerinin alınmasına yardımcı olması gerekenlerin, bu vatan, millet, Devlet, Ümmet, bayrak düşmanlıklarını nereye koyacağız? Haçlı seferlerinde dört milyon kişiyi öldürenler Müslümanlar değildi. Afrika’dan Amerika’ya 15 milyon insanı köleleştirmek için götürenler, Hiroşima’da yüz elli bin, Nagazaki’de yüz yirmi bin civarında masum insanı bombayla yakarak öldürenler kim? Araştırsınlar. Birinci ve ikinci Dünya Harbinde öldürdükleri insan sayısını, kimlerin öldürdüğünü incelesinler. 6 milyon civarında Yahudi’yi işkence ile öldürenler kim, onları deneylerde kullananlardan kaçan Yahudiler kime sığındılar? Yazıyı uzatmak, rakamlara boğmamak için bu mankurtlaşmış, entel/dantel geçinenleri, mâzi/hal/istikbal köprüsünü bombalayanları ve onlara toz kondurmayanları, hapse girenlerin gazetecilikle hiçbir alaka ve münasebeti olmayan teröristleri ve onlara sahip çıkanları bir ‘nefs muhasebesi’ yapmaya davet ediyorum. Müslüman zorlamaz, yol ve yön gösterir. Ebedî bir hayatı bu fâni dünyada kazanıp veya kaybedileceğini izah eder. Samimiyet içerisinde. “Leküm dîniküm veli yedîn” (Senin yolun sana, benim yolum bana) der. Müslüman, emri bil maruf, nehyi anil münkeri (iyiliği emredip kötülükten men etme)yi yapar. Kırmadan, dökmeden, kalpleri kazanarak… Vurmak, kırmak, öldürmek, kan akıtmak yoktur. Bütün bunlara rağmen şahsiyetsiz, karaktersiz, kendi değerlerini unutmuş, bütün teröristlerle demokrasi, insan hakları adı altında bunları yapanlara lanet okumak caiz olsa gerek. Meselâ Peygamberimiz Mekke’nin Fethi öncesi gizli hazırlıkları bir mektupla Mekke’deki yakınlarına haber gönderen Hatib bin Ebi Beltea’yı öldürmek isteyenlere bile mani olup affeden, Rasulüllah, Bi’ri Maune’de tuzağa düşürerek 70 Ashab-ı Suffe’yi katledenlere kırk gün her namazdan sonra beddua etmiştir. Tenkit edilen dil uzatılan yılbaşı ile ilgili hutbenin tamamında sadece şu kısacık paragrafta temas edilmiş. Buna bile tahammül yok.
“Unutmayalım ki; ömür sermayesinden geçen bir yılın sonunda kendini ve yaratılış gayesini unutarak, değerlerimizle örtüşmeyen, insan hayatına katkısı olmayan gayr-i meşru tutum ve davranışlar sergilemek bir mümine asla yakışmaz. Yeni bir yılın ilk saatlerinin başka kültürlere, başka dünyalara ait yılbaşı eğlenceleriyle israfa dönüştürülmesi ne kadar da düşündürücüdür. Sevap-günah, hayır-şer konularında muhasebe yapılması gereken saatlerin, emek harcamadan zengin olmak arzusuyla kumar, piyango gibi şans oyunlarıyla heba edilmesi ne kadar da üzücüdür.” Hepsi bu! Bahse konu adamların hali pürmelali bu!
(Devamı yarın İnşaallah…)







